Tarihte Bugün      Alternatif Tarih
   Günün Bilgisi      Günün Komiği
Yumuşak olma ezilirsin,
sert olma kırılırsın.

Victor Hugo
Yorumlar
 
Işık Selin Kuyumcu

Yazara ait tüm yazılar için tıklayın>

Sen Sana Layıksın
Kendi hayatını başrolde yaşarken başkasının hayatında uvertür bir rol almak.... İnsan neden seçer ki böylesine tüketen bir varoluşu. Devamı>




Haklılıktan Mutluluğa
Aşka İhanet
Aşk Affetmez!
Acıya Alıştık
Bir Varmış Bir Yokmuş...
Editörden
Yazarlar
Konuk Yazarlar
Genç Kalemler
Haberler
Röportajlar
Basından
Duyurular
Çekim Yasası
Paylaşımlar
Farkındalıklar
Başarı Öyküleri
Yardım Hattı
Arşiv
Eğitimlerimiz
Eğitmenlerimiz
Katılımcı Görüşü
Eğitim Takvimi
Yayınlarımız
 

Giriş İçin Tıklayın


Favorilerime Ekle
Anasayfam Yap
Anasayfa
Aşka İhanet Karakter Boyu:

 
Işık Selin Kuyumcu
12 Şubat 2008

Nasıl da kolay harcıyor insan yaşadığı onca güzel şeyi ağzından çıkan bir kaç cümleyle…

Aşka ihanet nerde başlıyor?

Aşkta değil aşka diyorum…

Yaşadığı ilişkiye hangi noktada ihanet etmeye başlıyor insan?

O göz göze gelinen ilk anla birlikte kalpte başlayan yangın tüm bedeni sararken, o an o baktığın gözler dünya üzerinde o güne dek gördüğün en güzel gözlerken, ne oluyor da değişiyor bütün bu düşünceler.

Anladım, aşk bitiyor da saygı da mı bitiyor?

O gözler, o tutulan eller, söylenilen sözler, birlikte yaratılan geçmiş, nasıl da ziyan ediliyor…  Nasıl da kolay harcıyor insan yaşadığı onca güzel şeyi ağzından çıkan bir kaç cümleyle…

Hepimiz yaşadığımız ilişkinin ardından söyleyecek en az birkaç cümle buluyoruz. Eşe, dosta dert yanıyor, konuşarak öfkemizi dindirmeye çabalıyoruz.

İçinde “bana bunu yaptı… o hep şöyleydi… anlatamıyorum derdimi.. yok yok kesin bitti…” gibi cümlelerin cirit attığı, uzun derin konuşmalarımız oluyor dostlarımızla.

Bize ne kadar yazık olduğunu çevremizdeki herkes bilsin, görsün istiyoruz. Birileri inansın bize, bir kişi bile olsa onay almak, bu ilişkinin HAKLI olan tarafı olduğumuza dair.

Çünkü aslında o kadar inanmıyoruz ki bize yazık olduğuna, o kadar biliyoruz ki mutlu, hatta haklı bile olmadığımızı, dışardan gelecek ufacık pohpohlamaya muhtaç duruma geliveriyoruz birden bire…

Çünkü bu kadar çaresiziz…

Onunla ilgili kurduğumuz her cümleyle bir şekilde ilişkiyi de başka bir boyutta da olsa devam ettirdiğimizi biliyoruz içten içe…

Bizim söylediklerimiz.. onun söyledikleri… arkadaşlarımızın dilinde yeniden cümleleşerek gidip geliyor bu güya bitmiş ilişkinin içinde… Duyulan her yeni cümleyle öfkeler büyüyor, kızgınlıklar içimizi yakıyor… Bize gelen cümlenin daha ağır olanını düşünüyor, buluyor ve teslim ediyoruz elçilik yapan arkadaşlarımıza…

Bir savaş alanı gibi oluyor kalbimizin içi birden bire…

Bir zamanlar sevmiş olması siperimiz, şimdi söyledikleri ise onu vurabilmek için kullandığımız yeni silahlarımız….

Bu kadar kan dökmeye gerek var mı? İlla bir ölü mü gerekli???

Harcanıp gidiyor işte bu savaşın içinde yaşanılan o paha biçilemez günler… Yazık oluyor, bir zamanın cennetine, cehennem olup kavururken içimizi…

Elimizde koca bir hayal kırıklığı, oradan oraya savruluyoruz  tükenişimizi yudumlarken…

İki sevgili… iki yabancı… iki düşman…

Aslında neyin üstünü örtüyoruz tüm bunları yaparken? Neyi saklıyoruz kendimizden? Neden güceniyor, neden içerliyoruz onun ağzından çıkan her söze, her davranışa?

Herkes seçimleriyle var olmuyor mu bu hayatta?

O halde onun seçimleri neden bizim hayatta durduğumuz yeri derinden sallıyor? Neden kayıtsız kalamıyoruz, duyduğumuz insafsız sözlere… Neden ayağımız kayıyor, onun seçimlerinin etkisiyle? Bu kadar mı seçimsiziz ki onun seçimleriyle yaşıyor ve yarışıyoruz?

Yalanlar ve gerçekler nasıl da iç içe duruyor önümüzde…

Nefret etmek sevmekten daha kolay olabilir mi? Mümkün mü?

Mümkünleştiriyoruz…

Çünkü nefret ederek gitmek, severek ayrılmaktan daha kolay geliyor...

Kendi ellerimizle, dillerimizle yaraladığımız geçmişimiz can çekişiyor avuçlarımızda…

Hala ne yaptığımızı görmüyoruz kendimize… Hala aynaya bakmak gelmiyor aklımıza… Hala oklar tek bir yöne doğru…

İnsan nasıl da kayırıyor kendini…

Karşımızdakini bu kadar çirkin görüp, kendimizin bu kadar güzel olduğuna nasıl inanabiliyoruz… 

İnsan nasıl da geçemiyor içindeki acılardan yanarak ve kül olarak…

Halbuki bilmiyor küllerinden yeniden doğacak…

 


Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Çıktı Al

ben radyocuyum we su an yayındayım duygusal parcalar caliorm ama kendimi yayına adate edemiodm bu yazıyı okudum gercekten faydası oldu..tesekkü ederim cok güsel olmus..fm91.00
ersin01 10 Mayıs 2008 Saat:15:53:23

bencede aşk en büyük ihanet artık erkeklerden nefret edıyorum bana bunca şeyı yaatmaya hakkınız yok erkekler
yeşim 08 Nisan 2008 Saat:10:01:42

Aşka ihanet ederken en büyük ihaneti kendimize yapıyoruz aslında.. içimizdeki nefreti büyüterek kendimize yabancılaşıyoruz..
Necla Kadıyoran 12 Şubat 2008 Saat:15:26:11

 Toplam 7 yorum var. 1 2 3  


Kim O?
Cevabını bilmediği bir soruyla baş başa kalmış, tüm dikkatini kendine vermişti.
Gül Kokulu Sevgili
Hayattaki Hedefiniz Nedir?
Hayat Yolculuğunda Rötar
Nefs-i İstanbul

  Editörden | Yazarlar | Konuk Yazarlar | Genç Kalemler | Haberler | Röportajlar | Basından | Duyurular | Çekim Yasası | Paylaşımlar | Farkındalıklar | Başarı Öyküleri | Yardım Hattı | Arşiv
Bu site obichim tarafından hazırlanmıştır.