Nil Otova
27 Kasım 2008
Lüks denen her şey gerçekte lüks değildir, sadece vazgeçilirdir. Vazgeçemediğimiz lüksler ise bizi daha iyimser yapar.
Şimdi zamanı mı? Yani böyle bir kriz döneminde, ben lüksü severim denir mi?.. Zor zamanlarda ilk vaz geçilen şey değil mi “Lüks”.. Aynı zamanda da ilk saldırılan şey değil midir? Hem günahkardır hem de kurtarıcı… Çünkü kriz dönemlerinde kemerleri fena halde sıkarken bile ruhumuzu gevşetmek için arada bir durup küçük lükslerle soluklanabiliriz.
Hep bize diyorlar ya, kendini sev, kendine iyi bak, iyimser ol… İşte lüks dediğimiz her hoşluk bize kendimizi sevdirecektir, yaşama sevincini tetikleyerek, rahatlatıp iyileştirecektir!
Hem lüks denen her şey gerçekte lüks değildir, sadece vazgeçilirdir. Vaz geçemediğimiz lüksler ise bizi olaylara karşı daha iyimser yapar, ama yokluğu direncimizi kırar!
Çünkü lüks dediğimiz şey çoğu zaman konfordur, hoşluktur, hayatı kolaylaştıran şeylerdir. Çoğu zaman da gerekli değildirler… Ama ruhumuzu okşarlar!
Bir kırmızı ruj ile gülümseriz, aklımıza gülümsemek gelir, ya da birkaç damla parfüm ile mutlu oluruz… Hatırlayalım: hoş kokuların ruhsal kimliğimiz üzerindeki iyileştirici etkisi insanlığın ilk keşfettiği tedavi malzemesi olmamış mıdır?…
Ama lüksü gösteriş ile karıştırmamalıyız… Araba bir zamanlar lüks idi, artık değil! Ancak dört tekerlek insanın ihtiyacını karşılayabilecekken Limuzin arabada gezinmek hem lüks hem de gösteriştir, oysa bir spa merkezinde birkaç saat geçirmek bize yaşama sevincini kazandıran, ruh ve beden sağlığımıza iyi gelen yararlı bir lükstür.
Ben bu lüksü çok severim… Sanıldığı gibi ulaşılmaz da değil! Aklıma ilk geleni yazıyorum, örneğin sigara içen biri, bir aylık sigara parasını biriktirerek birkaç saatini bir spa merkezinin o sihirli dünyasında geçirebilir. Tütsüyle kokulandırılmış mekanda mum ışıkları altında, hafif bir müzik eşliğinde sizi şımartan eller, dışarıdaki dünyayı birkaç saatliğine size unutturur… Oradan çıktığınızda daha iyimser, daha dirençli olursunuz.
Ama gidemiyorsanız, Spa’yı evinize kopyalayabilirsiniz. Bir gün aklıma geldi denedim, şimdi keyfini çıkarıyorum: Minyatür parfüm flakonlarını banyomda yaptırdığım zarif bir rafa dizdim, minik makyaj masamı da koydum kör bir köşeye, fayans duvarlara da Hayyam’ın, Mevlana’nın ve Neyzen Baba’nın yazılarını serpiştirdim, çerçeve olarak da etraflarına kuruttuğum sararmış çınar yapraklarını yapıştırdım, her köşeye bir şamdan diktim… Ve kokulu sabunlarla, şık kavanozlarda ya da flakonlarda bakım malzemeleriyle burası banyodan da öte, küçük bir keyif mekanı oldu. Benim gizle dünyamda özel lüksüm…
Hiçbir kadın parfümlenirken ya da makyaj yaparken kendini çirkin görmez. Çünkü bunu daha güzel ve daha çekici olmak için yaptığını bilir ve bu fikre kendini hazırladığı için de güzel ve alımlıdır o an! Doğrusu parfüm bir lükstür. Çünkü çok değerlidir, pahalıdır ve çok da gerekli görünmez. Ama sihirli bir dokunuştur, onu kendiniz için kullandığınızda mutluluk, ferahlık ve huzur verir, başkaları için kullandığınızda başkaları üzerindeki etkisinden siz de etkilenirsiniz. Ama başkalarına hava atmak için Chanel sürünüp çıkarsanız dışarı o kullandığınız parfüm gösterişe girer işte…
Ben bu lüksü özellikle çok seviyorum. Hem de klasikleşmiş sanat eseri gibi flakonlarda sunulan iksirleri. Gönlüme, gözlerime ve ruhuma hitap ediyor.
Lüks dediğimiz şeyler haşyatımızın her anında karşımıza çıkar, çoğu zaman uzaktan bakarız, varlığını biliriz bu bile insana keyif verir…
Biraz gayretle de kendi lükslerimizi yaratırız.
Mutlaka da lüks yanımızda yöremizde bir yerlerde olmalıdır diyorum…