Tarihte Bugün      Alternatif Tarih
   Günün Bilgisi      Günün Komiği
Başarısızlık ecel değil, öğretmendir.
Yenilgi değil, gecikmedir.
Çıkmaz sokak değil, virajdır.

William Word
Yorumlar
 
Berna Esin

Yazara ait tüm yazılar için tıklayın>

Ben olmasaydım?...
Varlığım evrenin bana armağanıdır ve varoluşum, ilk anımdan bu ana, kendime ve tüm evrene armağanımdır. Devamı>




Neden Ben?...
Reddedilenler Vadisi
Kartal Gençken Yeniden Doğsa
Sistemden Beslenenler
Biraz Dedikodu Yapalım!
Kahramanlığın Şartı
Evren Şaka Yapar
Editörden
Yazarlar
Konuk Yazarlar
Genç Kalemler
Haberler
Röportajlar
Basından
Duyurular
Çekim Yasası
Paylaşımlar
Farkındalıklar
Başarı Öyküleri
Yardım Hattı
Arşiv
Eğitimlerimiz
Eğitmenlerimiz
Katılımcı Görüşü
Eğitim Takvimi
Yayınlarımız
 

Giriş İçin Tıklayın


Favorilerime Ekle
Anasayfam Yap
Anasayfa
Biraz Dedikodu Yapalım! Karakter Boyu:

 
Berna Esin
09 Ekim 2008

Başka hayatları izlerken ve konuşurken rahatlayan nevrotik egolar kanayan yaraları ile ilgili frikik veriyorlar.

 

 

 

CNBC-e kanalında Gossip Girl yani Dedikoducu Kız isimli yeni bir dizi başladı. CNBC-e favori TV kanalım olduğundan kolaylıkla bu yeni dizinin tanıtım programına da rastgeldim. Böylece dizinin Amerika başta olmak üzere bütün dünyada ciddi sayıda izleyeninin olduğunu öğrendim. Dizinin sloganı, adından anlaşılacağı üzere, “biraz dedikodu yapalım”.

Hadi biz de biraz dedikodu yapalım, dedikodu hakkında...

Dediklerine göre dedikodu “dedi” ve “kodu” olarak ikiye bölünebiliyormuş. Dedi kısmı “demek” olarak incelendiğinde “herhangi bir kanıya, yargıya varmak” anlamına geliyormuş. Kodu kısmı ise “koymak” olarak incelendiğinde “katmak, eklemek” anlamındaymış.

Söyleyenlerin yalancısıyız, dedi ve kodu biraraya gelerek, istenilen herkesi “yargılıyor” ve bu da yetmezmiş gibi olana “on/yüz/bin ekliyorlarmış”.

Dedi ve kodu birlikteliği, dedikodu şeklinde, nevrotik egoların merak ihtiyacından beslenerek  insanlar arasında hızla yayılmış. Dedikodu malzemesi olan konular her nevrotik egonun doldurulması gereken boşluklarına göre biçimleniyor ve çeşitleniyormuş.

Bu durum ciddi sayıda bağımlılarını da yaratmış. Dedikodu kumkuması ünvanı verilen bu şahıslar ruhlarındaki boşlukları dedikodularla doldururken, dedikodunun sermayesi haline gelen insanlar için zor zamanlar yaşanıyormuş.

Diğer yandan gerçekte kim dedikodu kumkuması kim dedikodu sermayesi, bir birine karışmış durumdaymış. “Dedikodudan nefret ederim” diyenlerin de gölgeleri başka insanlardan kendilerine yansıdığından, o insanlar hakkında iki lakırdı etmek terapik bir ihtiyaç halini almış.

İnsanlar için kendi hayatlarına odaklanmak zor olduğundan, buna imkan verebilecek olası tüm zamanlar TV’deki magazin programları ve basılı medyanın magazin parçaları ile doldurulmuş; insanlar rahatlamış.

Başka hayatları izlerken ve konuşurken rahatlayan nevrotik egolar, aslında farkında olmadan kanayan yaraları ile ilgili frikikler veriyorlarmış.

Dedi ve kodu, dedikodu olarak, pek çok insanın hayatını, hayatlarının çeşitli boyutlarını, o kadar kötü etkilemiş ki; ilişkiler bitmiş, kariyerler sona ermiş, hatta tümden yaşamlar sönmüş... Toplumsal baskının önemli bir aracı haline gelmesi bazen yaşamları bir namluya dikilip kalan şaşkın gözlerde bitirmiş.

Şairler onunla ilgili şiirler yazmış, hikayelerdeki, romanlardaki olay örgüsü içinde bolca yer almış. Orhan Veli Kanık’ın “dedikodu”su Levent Yüksel’in seslendirdiği şarkıyla bir zaman dillerde dolaşmış.

Kim söylemiş beni
Süheyla'ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni'yi öptüğümü,
Yüksekkaldırım'da, güpegündüz?
Melahât'ı almışım da sonra
Alemdar'a gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım, fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Gûya bir de Galata'ya dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.
 
Ya o, Muallâ'yı sandala atıp,
      Ruhumda hicranın'ı söyletme hikâyesi?

Ruhlarımızdaki hicranları (ayrılışları, kopuşları, acıları) çok güzel ortaya koyan dedikodu, bazı söylentilere göre bireysel gelişim yolculuğumuzun çok önemli farkındalık aracıymış. Neyin dedikodusunu yapıyorsak biz “o” imişiz en derinlerde bir yerlerde...

 


Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Çıktı Al

Berna'cım ne güzel anlatmışsın bir şekilde hepimizin ağına düştüğü bu garip durumu....hani hep itici nahoş bulunurda bunu ifade ederken bile mutlaka yine dedi-kodu malzemeleri hep vardır...kabul etmek lazım hoş bulmasak da pek çoğumuz olayın dışında olduğumuzu güya onlardan olmadığımızı söyler yansıtmaları göremeyiz ...hani iğneyi başkasına batırıken kendimizde bundan payımızı alsak ne güzel olur...:)) farkındalık yaratan güzel kalemine ve bunu bizimle paylaşan o güzel yüreğine sağlık....!!!!
Hanife Ezer 11 Ekim 2008 Saat:10:17:19

Dedikodu yaptığımız anlarda bir hayli soruna ve zaman kaybına neden olurken öte yandan kim ve ne olduğumuzu ortaya koyuyoruz yansıtmalarımızla.

Çok teşekkürler canım
Hande Candan 10 Ekim 2008 Saat:15:16:02

Dedikoduyu çok guzel anlatmıssın..Hepimiz bazen bu tuzağa düşüyoruz galiba
Gülin Sarıyiğit 10 Ekim 2008 Saat:14:28:56

 Toplam 7 yorum var. 1 2 3  


  Editörden | Yazarlar | Konuk Yazarlar | Genç Kalemler | Haberler | Röportajlar | Basından | Duyurular | Çekim Yasası | Paylaşımlar | Farkındalıklar | Başarı Öyküleri | Yardım Hattı | Arşiv
Bu site obichim tarafından hazırlanmıştır.