Saim Koç
30 Aralık 2007
Bir kitabın hayatınızı kurtaracağınızı düşünüyorsanız bir yazı neden aynı işi yapmasın?
En azından hayatınızın bir bölümünü kurtarabilir.
Galiba çoğumuz kurtarılmaya muhtaç hayatlar yaşıyoruz. Nereden mi biliyorum bunu? Okuyucuların ne tür kitaplara, ilgi duyduğundan biliyorum. Hatta kitaplara bile değil, ne tür başlıklara, demek daha doğru.
Hitkitap’tan çıkardığımız, Bu Kitap Hayatınızı Kurtaracak, isimli kitap hem satışta hem de sitemizde Hitkitap’ın diğer kitaplarına ciddi bir fark attı. Kitap, adıyla bir bireysel gelişim kitabı gibi algılansa da aslında roman.
Türünün çok iyi bir örneği olmasına rağmen aynı güzellikte diğer kitaplara attığı farkı adının cazibesi dışında açıklayacak bir veri yok elimizde.
Demek ki çoğumuz hayatımızdan hoşnut değiliz.
Bir önceki, İlgimizi Çekiyor Çünkü… başlıklı yazımda, ilgimizi bireysel gelişimle sınırlamanın mahsurlarından bahsetmiştim.
Evet, hepimiz mutlu, doyumlu ve başarılı bir hayat isteriz. Bu, son derece insanca bir şey. İnsanca olmayan, kendimiz için istediklerimizi başkaları için istememektir.
Kendi dışımızda olup biten şeylere duyarsız yaşamanın bedeli tüm hayatımızın duyarsızlaşmasıdır.
Belki birçok şeyimiz olur ama doyumlu ve huzurlu bir hayatımızın olamayacağı kesindir. Adı üzerinde duyarsızlaşmak; hiçbir şey hissetmemek yani. Tıpkı derimizin duyarsızlaşması, dilimizin tat, burnumuzun koku alamaması gibi. Çevremize duyarsız yaşamak da bunlardan çok farklı değil.
Kendinizi bir kenara koyun, başkaları için yaşayın demiyorum size. Fedakârlık yapın, gibi bir şey de değil anlatmak istediğim. Hayatın tadını bulacağınız yeri işaret ediyorum sadece.
Siz, hayatınızı kurtaracak şeylerin peşinden koşmuyor musunuz?... İyi işte, ben de size, hayatı, kurtarılacak şey olarak algılamanın kendisinin problem olduğunu anlatmaya çalışıyorum.
Yaşamın en harikulade hali en dengede olduğu halidir. Kendimizin en harikulade hali de en dengede olduğumuz halimizdir.
Denge bozulduğunda sorun kaçınılmazdır; dengeyi kendi “lehimize” bozsak bile.
Örneğin; kendimizi başkalarından daha önemli mi görüyoruz, kibrimizle baş başa kalmamız, yalnızlaşmamız kaçınılmazdır.
Başkalarını kendimizden daha önemli mi görüyoruz, kendimizden sıkılmamız ve uzaklaşmamız kaçınılmazdır.
Biliyorum, 2007’nin son günlerinde pek iç açıcı değil, yazdıklarım. Ama geride bıraktığımız dünyaya baktığımda değiştireceğimiz onca şeyin çokluğuna karşın yaptığımız şeylerin azlığı beni böyle şeyler yazmaya zorluyor.
Dilerim 2008 yılını hepimiz, sadece kendi hayatımızı kurtaracak şeylerin peşinde koşmakla geçirmez, hayatlarımızı güzelleştirecek şeyler yaparak değerlendiririz.
Yeni yılda hepinize;
başkalarına verdiğiniz kadar keyif,
başkalarına yaşattığınız kadar doyum ve
başkalarına hissettirdiğiniz kadar mutluluk diliyorum.