31 Temmuz 2007
Sabah gazetesinin kitap ekinde 18 Temmuz tarihinde yayınlanan Çekim Yasası ve The Secret'i konu alan röportajın tamamı.
Figen Yanık / Sabah- Ne hikmetse göktaşı yağmuru gibi birbiri peşi sıra dört 'çekim yasası' temalı kitap birden piyasaya girdi. Sizin kitabınız, Rhonda Byrne'ün The Secret, Esther Hicsk'in Çekim Yasası, Joe Vitale'in Çekim Yasası Sırrı... Çekim yasası gereği benzer benzeri mi çekti?- Amerika'da çekim yasasını anlatan yüzlerce kitap var. Ama Türkiye'de birbiri ardına çıkması yüce ruhluluktan değil. Baktılar önce benim kitabım çok iyi satıyor, sonra Secret fırtına gibi girdi piyasaya. ''Bari bu ilgiden biz de istifade edelim,'' dediler.
- İlk benim kitabım çıktı, geçen yıl kasım ayında. Sonra sırasıyla diğerleri geldi. Bunun bir zararı yok. Herkes bütün kitaplardan farklı şekilde etkilenebilir. Her kitaptan öğrenilecek bir şey vardır.
- Ben bu konuları yıllardır seminerlerimde anlatıyorum zaten, kasetlerimde, CD'lerimde de var. Fi tarihinde çıkan CD’lerimde çekim yasası adıyla anlatıyordum zaten. Bu kez derli toplu şekilde, bana eğitimlerde yöneltilen bütün sorulara yanıt vermek için bilgiyi kağıda döktüm.
- Benim kitabımın The Secret'tan çalıntı olduğunu iddia edenler oldu. Kitabım ilk çıktığında ''Şahane bir kitap,'' diyenler, The Secret'tan sonra çalıntı demeye başladı.
- Nasıl oldu bütün bunlar?- The Secret çıkmadan bir gün önce Kelebek'te Zeynep Bölükbaşı köşesinde bir avukat hanımın maili aracılığıyla benim kitabımın The Secret'tan çalıntı olduğunu yazdı. Bana hiç sormadan...Bu gazetecilik etiğine de insan olma etiğine de uymaz. . Bana ulaşmak için çaba gösterip ulaşamadı mı? Kaçtım mı? Bana telefon açıp sordular mı? Hayır. Sadece köşesinden bana meydan okudu. Çamur at izi kalsın.
- Yargısız infaza uğramışsınız galiba...- Aynen öyle... Ertesi gün de The Secret kitabı çıktı.
- Öyle bir tavır var ki sanki çekim yasasını The Secret keşfetmiş, bu kitap da da benim ilk kitabımmış gibi... Sanki ben her şeyi bir kitaptan, bir filmden öğrendim. Ve ayrıca ben o kadar aptalım ki bu kadar meşhur bir kitabın Türkiye'ye de geleceğini, benim hırsızlığımın ortaya çıkacağını düşünemedim ve şimdi çevrilince yakalandım. Bunun kendisi komik. Bildiğim kadarıyla Türkiye'de başka hiçbir kitap için okur mektubu (!) önerisi adı altında, ''O kitabı okumayın, bunu okuyun,'' şeklinde öneri yapılmadı.
- Aynı temada ne kadar çok kitap yayınlanırsa yayınlansın... Her kitaptan farklı bakış açıları kazanılır. İki kitabı da okuyan insanlar birbirinden ne kadar farklı anlatımı olduğunu görüyor zaten. Sadece konusu aynı. Benzerliklerin olması da doğal. Çünkü aynı sistem anlatılıyor.Bireysel gelişimle ilgilenenler benim uzun yıllara dayanan birikimimi bilir. Ben NLP kitabımı yazdığımda benimkinden önce Türkiye’de çıkan yerli yabancı diğer NLP kitaplarının listesini bile koymuştum kitabıma. İlgilenenler daha çok kaynaktan yararlansın diye.
- Bu durumda siz ne yaptınız?- Zeynep Bölükbaşı'na cevabımı içeren bir yazı gönderdim. O da baştan savarcasına kısacık bir bölümünü köşesinde yayınladı. Ben de sonrasını onun vicdanına havale ettim. İnsanlar eğer okurlarsa, sezgisel olarak bir kitabın ödünç bilgilerle mi yoksa “öz”den mi yazıldığını anlar. ..
- Tabii ertesi gün The Secret yayınlandı ve çok sattı. Ayşe Arman'ın Rhonda Byrne ile yaptığı röportajı okuyunca da eşime ''Bak yakında Esther Hicsk'in Çekim Yasası kitabı çıkacak galiba, reklamı yapılıyor'' dedim. Çünkü röportajda adı geçiyordu. Nitekim o kitap da Ayşe Arman'ın röportajından bir gün sonra Türkiye'de piyasaya çıktı.
- Ne tesadüf ki kitapların piyasaya çıkmasından bir gün önce oluyor bu röportajlar.. Çekim yasasını hayatında bilinçlice uygulayan kişi çalmaz, iftira atmaz, yalan söylemez, yargısız infaz yapmaz. Yargılama ile değerlendirme arasındaki farkı bilir.
- Anlaşılan siz o röportajı bizim göremediğimiz bir şekilde okudunuz...- Okur okumaz eşime
''Bu röportaj sahte,'' dedim. Bir kere röportajda ''The Secret, Esther Hicsk'in Çekim Yasası kitabına dayanıyor,'' sözü vardı. Rhonda Byrne'ün böyle bir yanıt vermesi mümkün değil. Çünkü ikisi kanlı bıçaklılar şu anda... Hatta Esther, Rhonda'ya dava açacaktı, ama evrensel yasalara aykırı diye düşünüp vazgeçti. Ama konferanslarında bu olayları anlatıp duruyor. Açın internete bakın.
- Filmde Esther Hicsk de var ama...- İlk, orijinal filmde var. İkincisinde yok.
- Niye yok?- Aralarındaki bazı finansal sorunlar yüzünden çıkardılar.
- Peki şu hayatta hiçbir şey yoktan var edilmiyorsa, çekim yasasının 'secret', 'sır' şeklinde, gizlerle dolu bir şeymiş gibi yansıtılması mantıklı mı? Yani gerçekten bu alanda bu kadar gizli bilgi var mı hala?- Böyle bir şey çekim yasasının doğasına aykırı. Böyle bir yasa varsa ve sen düşündüğün şeyi hayatına çekiyorsan, bu bilgiyi saklamak, senin bencilliğini, kıskançlığını gösterir.
- Bu bilince erişmiş, bu yasanın farkında olan insanlar, bencillik yaparlarsa onların enerjileri etkilenmez mi? Niye saklanıyor, kimden saklanıyor? Bu enerjinin doğasına aykırı...
1800'lü yıllarda çıkan kitaplarda bile var bu bilgiler. Mevlana'da var.- Sizin kitabınızın üst başlığı da 'Hayatın Büyük Sırrı' ama... İşin içine sır girince daha mı etkileyici oluyor?-Burada sır derken gizlenen değil, çok insanın farkında olmadığı bir yasa olduğu ifade ediliyor. Ama bilinçli gizlenmiş bir şey olarak değil. Hayatta mutluluğun sırrı vermeyi ve sevmeyi bilmekten geçiyor der gibi. Birileri onu gizlemiş de şimdi açığa çıkmış gibi değil.
Amerikalılar'ın gözünde Rhonda Byrne agresif pazarlamacı
-Bütün kitaplar aynı şeyi anlatıyorsa, The Secret kolay anlaşılır bir dili olduğu için mi, yoksa konuları bir 'sır' perdesinin ardından aktarır gibi verdikleri için mi bu kadar popüler oldu?- Bana kalırsa büyük bir pazarlama harikası...İnsanların doymak bilmez ve hazırlop gelmesini beklediği arzularını gıdıklıyor. Garp cephesinde yeni bir şey yok. Ben yine de iyi bir hizmet yaptığını düşünüyorum. En azından geniş kitleler yüzeysel de olsa çekim yasasının farkına vardı. Belki bazı insanlar konuyu daha derin irdelemeye başlayacaktır.
- Amerika'dan gelen her şey hala daha cazip anlaşılan...- Biz Türkler kendi yazarlarımızın, kendi sanatçılarımızın hangi alanda değerini biliyoruz ki bu alanda bilelim...
''Yabancılar yapıyorsa doğrudur, iyidir, Türkler yapıyorsa ya çalıntıdır ya da taklittir,'' şeklinde bir kanı var.
- Benim kitabım The Secret'tan altı ay önce çıktı, bir de bunun yazılım evresi var. Kolay mı bir kitap yazmanın süreci.. Ayrıca Mayıs ayından beri Cine5 de “Çekim Yasası” başlıklı haftalık TV programı yapıyorum. Böyle bir program ödünç bilgilerle yapılabilir mi? Ekran samimiyeti de samimiyetsizliği de anında yansıtır.
- Kitabım bugüne kadar 17 baskı yaptı. Buna rağmen hiçbir gazeteci röportaj yapmadı bugüne dek. Bu ilk röportaj.. Çamur atanlar bile röportaj gereği duymadan yazdılar. Ama ben evrensel yasalara güveniyorum. İçim rahat.
- Ben 17 kitabı ve 40 CD’si olan ve hep bireysel gelişim üzerine kitaplar yazan, Türkiye’de 1989 dan beri düzenli eğitimler veren bir yazarım.. Rhonda Byrne yazar bile değil. Başarılı bir TV yapımcısı ve iş kadını. . başka bir kitabı da yok..
- Derleme bile denilemez The Secret'a... Derlemede bile bir emek vardır. Kitabın kendisi katılımcıların söylediklerinin aynen kelimesi kelimesine yazıya dökümü... Araya da kendi bir iki cümle eklemiş. İnternete girip bakarsanız ''Keşke Rhonda Byrne kendi düşüncesi olan bir iki cümleyi kitaba sokmasaymış, iyi olurmuş,'' diye çokca eleştiriler var. Kitapta Einstein, Galileo gibi birtakım bilim insanları çekim yasasını bilip saklamış gibi anlaşılıyor. Çekim yasasını bilip de saklamak, bunun doğasına aykırı... Eğer bu bilgiyi bilip kendime saklarsam, ben de hayatıma iyi şeyler çekemem. Bilgi ve sevgi verdikçe çoğalır.
- The Secret'taki konular, kişisel gelişim kitaplarında yıllardır yer almıyor muydu zaten? Nasıl bu kadar sansasyon yaratıp, sanki 'mucize' bir kitap şeklinde algılandı?- Bu kitap ve benzerlerinde yer alan konular, 1970'lerde bize Amerika'da ders kitabı olarak okutulan Zihin Bilimi adlı kitapta da var. Altı yıl süren Zihin Bilimi eğitimi aldım. Avustralyalı televizyon yapımcısı Rhonda Byrne okuduğu bir kitaptan etkilenerek, Amerika'ya gidip bireysel gelişim seminerleri veren uzmanları bulmuş ve onların düşüncelerini toparlamış. Kitapta aksiyon yok. Sadece ''İste, olsun!'' la olmuyor, bunun için çaba da gerekli. Çekim yasası tembellik yasası değildir.
- Yani Rhonda Byrne aslında kişisel gelişim uzmanı değilse, derleyici ya da editör mü demeliyiz?- Editör. Bence The Secret bir belgesel bile değil, bir röportaj, bir tele seminer. Filmi de ilk kez Ocak ayında izledim.. Avustralya'da önce ilgi görmemiş. Televizyonlar yayınlamamış. Ne zaman ki Oprah Winfrey, Rhonda Byrne ve ekibini televizyona çıkardı, ondan sonra meşhur oldu.
- Amerikalılar, kitabı 'agresif pazarlamacılık' olarak eleştiriyor. Konulara çok fazla maddiyat açısından yaklaşılmış.
- Bence The Secret kitabının en büyük eksikliği, ''İste olsun'' mesajını vermesi... Yok, oturduğumuz yerden bir şey olmaz. Aksiyon gerekli. Bir de isteklerimiz sadece ev, araba, yat, kat, aşk, sevgiliyle mi sınırlı? ''Ben kendimi nasıl daha geliştirebilirim.'' “Nasıl kendimin daha iyi versiyonu olabilirim?” “Nasıl daha çok verebilirim, yararlı bir birey olabilirim? “ Kitabımda bunları uzun uzun anlattım.
- Evrensel yasa dengeyi bilir. Alandan alır, verene verir. Esas sır işte bu. Hep almak hep almak yok. Önce ver ki verilsin sana. Önce tohumu ek, sonra toprak sana ürün verir.
- ''Para ruhu geliştirmeye yetmez,'' mi diyorsunuz?- Eğer sen, maddi alanda çok çok zengin bile olsan, ruhsal boşluğun varsa, işte onu markalarla, yatlarla, aşırı yiyecekle, uyuşturucuyla, alkolle, günübirlik seksle doldurmaya çalışıyorsun.
- Çekim yasası, maddiyatı çekmekten ibaret değil. Çekim yasası, kendi istediğin realiteyi yaratma gücünün sende olduğunun , yaşamının yüzde yüz sorumlusunun kendin olduğunun bilincine varmak... Aslında tüm bireysel gelişim kitapları da bir biçimde bunu anlatıyor. ''Yaşamının mimarı sensin,'' diyor.
- Zenginler de bu kitapları okuyor. Çünkü onlar da huzur arıyor. İnsanlar otomobillerine, çantalarına, kıyafetlerine yaptıkları yatırımı bireysel gelişimlerine yapmıyor. Oysa öz varlığına da yatırım yaparsan o kullandığın şeylerden de daha çok zevk alırsın. Mutluluk için lükse ihtiyaç yok. Rahatlık güzeldir. Bir numara da sağlık. Kendini ruhsal olarak geliştirdiğinde sağlığın da iyileşiyor, ilişkilerin de...
- Nasıl iyileştiriyor?- Yaydığın enerjiyle birlikte benzer frekansta olayları, insanları, durumları kendine çekiyorsun. Düşük frekanslı, hayata olumsuz, karamsar bakan insan, çöküyor zaten... Çökünce de bütün hastalıkları da yaratıyorsun.
- Birçok insan hastalığını da seviyor, çünkü onu kullanıyor. Çünkü onunla ilgi odağı oluyor. Ayrıca çekim yasasını, evrenin değişmez yasalarını derinden kavramak için ruhsal bilinçlenmeye ihtiyaç var. Ruhsal sağlık her şeyin başı.
- Yetişkin olmak, kişisel gelişimi tamamlamak demek değilse, dünyanın hali şu anda bir türlü büyüyemeyen çocukların ne yapacağını bilmez hali gibi bir şey mi yani?- Kitabımda farklı bilinç seviyelerini ve bu seviyelerin hayatımızda nelere tekabül ettiğini anlattım. İnsan fiziksel olarak yıllar geçtikçe yetişkin oluyor. Ama duygusal, zihinsel ve ruhsal gelişim tümüyle kendisine bağlı. Fiziksel yetişkinlik gibi otomatik bir süreç değil.
- Yani insanlık olarak henüz bebeğin emekleme dönemindeyiz...- Savaşlar, iktidar, güç mücadelesi de bunu gösteriyor. Bireysel gelişim, denilen şey bilinçaltındaki çocukluk programlarıyla yaşadığın robotik hayatı fark edip uyanmak ve kendi programlarını yeniden bilinçli olarak yaratmaktır. Aslında bireysel gelişim ruhsal gelişimdir.
- 20'li yaşlarınızda Amerika'ya gidip kişisel gelişim alanını keşfettikten sonra bu kadar eğitim almanızın nedeni, faydalandığınız için mi yoksa ''İleride mesleğe dönüştürebilirim,'' düşüncesiyle yatırım amacıyla mı oldu?- Hepsi. Ama önce kendim için. Zaten senin içinde heyecan yaratmayan bir alana zaman ve para yatırımı yapmazsın. Bu bilgilerle ilk tanıştığımda içimdeki ses
''Bu senin yaşam amacın ve mesleğin,'' dedi.
-Hatta daha ilk katıldığım workshop'ta, ilk saatte 350 kişilik salonda tek yabancı bendim, ayağa kalktım ve yaşam amacımı deklare ederken ''Ben de eğitim verip, kitaplar yazacağım,'' dedim. Bu dile getirdiğim sözlerin gerçek olduğunu her hücremde, tüm varlığımda hissediyordum. Yolumu çok erken yaşta keşfettim.
- Nasıl bir hayat amacıydı keşfettiğiniz?- Hayat amacım başka insanların kendi içlerindeki potansiyeli keşfetmelerine katalizör olmak. Ve içlerindeki en iyiyle tanışmalarını sağlamak.
- Hiç kimseyi değiştiremezsiniz zaten, hazır olana katalizör görevi yaparsınız. 70'li yıllar California, insan potansiyeli hareketinin en doruk nokta olduğu dönemdi.
- Benim insan potansiyeliyle tanışmam, humanistik psikolojinin babası Abraham Maslow ile başladı.. Hemen sonra Zihin Bilimi' eğitimini keşfettim ve altı yıl süren bir eğitim gördüm. O derslerde zaten evrenin temel yasaları öğretiliyordu. Çekim Yasası da o temel yasalardan biri... Arkasından Amerika'da almadığım eğitim, seminer, workshop kalmadı. Bütün paramı ve zamanımı bunlara yatırdım. Hala da her yıl Amerika’ya gidip eğitimler alırım. Öğrenmenin sonu yok. Öğrendikçe daha iyi öğretebilirim.
- Amerika'da da eğitim verdiniz mi?- Evet. Hatta birlikte eğitim aldığımız arkadaşlarım bir süre sonra benim eğitimlerime katılmaya başladı.
- Bu nasıl bir tatmin duygusu? Size hayatla ilgili sorularla gelen insanların gözlerinde farklı bir ışık görmek gibi bir şey mi?- Müthiş bir his.
''Doruk deneyim,'' diyorum ona ben. İnsanların farkındalıklarının artmasıyla hayatlarını nasıl dönüştürebileceklerine birebir şahit olmak, dünyadaki her şeyden daha doyurucu. Başkalarına yararlı olduğunu, hayatlarında fark yarattıklarını bilmenin inanılmaz doyumu.
- Kişisel gelişim seminerlerine nedense hep ileri yaşlardakiler katılır. Sanki o yaşa kadar öğrenilenler yetmemiş gibi... İnsanın çok daha erken yaşlarda kendi potansiyelini, gücünü keşfetmesine yönelik bir eğitim sistemi düşünülemez mi? Böylece 30'lu 40'lı yaşlarda ''Hayatımın amacı ne?'' diye dertlenmeye başlanılmaz?- Sistem, bilinçli insanı istemez ki... Tüm dünyada sistem, 'biz' olma adı altında sürü bilincini empoze etmek üzerine kurulu... Bu yüzden 'biz'miş gibi olan birtakım kavramlar; milliyetçilik, devletçilik, ırkçılık, dincilik bu yüzden yükselişte. Suni bir ''biz ''yaratıyor. Ama 'ben' olmadan 'biz' olmanın imkanı yok.
- Onun için yakın gelecekte okullarda kişisel gelişim eğitimi olacağını düşünmüyorum. Ama bilinçli insanlar, birtakım mevkilere gelebilirlerse ancak o zaman gerçekleşebilir. Eğitimlerimize 13 yaşında da 65 yaşında da katılan oldu. Gençler son dönemde daha fazla ilgi gösteriyor. Ortalama yaş grubu 20-35.
- Evrende enerji artışı olduğu, bilincin yükselmeye başladığı bilgilerine gülüp geçenler var... Kimseyi ürkütüp korkutmadan, 20 yıldır bunları anlatmak kolay oldu mu sizin için?- Hiç kolay olmadı.. 1987 yılından beri Türkiye’de evrensel yasaları, ruhsal gelişim sürecini yazarak, konferanslar, seminerler,worshoplar vererek, radyo, TV, yazdığım kitaplar aracılığıyla anlatıyorum. Bu bilgilerin adım adım verilmesi gerekiyor. Örneğin çekim yasası yüzeysel anlatıldığında birçok insana bir şey ifade etmiyor. Hatta alay konusu bile oluyor.
- Çekim yasası ne demek? Mıknatıs mı olmalıyız?- Hepimizin yaydığı bir enerji var. Bir de farklı renklerdeki skalamız var. Çekim yasası senin enerji alanının gücüne göre senin hayatına olayları, kişileri, durumları, koşulları çekiyor. Her rengi bir bilinç seviyesi olarak sembolize edersek, örneğin, en düşük bilinç seviyesi olan kırmızı enerjisiyle yaşayan bir insanda kızgınlıklar, intikam, yargılama, intikam, nefret duyguları çokça vardır.
- Dolayısıyla hayatına çektiğin şeyler de o frekansa uygun oluyor. Arkadaşlar, sevgililer, koşullar, şanssızlıklar… Bilincin genişleyip frekansın arttıkça, hayatına daha yüksek bilinç seviyesine uygun olayları, kişileri çekiyorsun. Fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal denge olması lazım. Yaşamınızda denge yokda, hayatınızda dengesizlik olması kaçınılmazdır. İş hayatında başarılı olup, aşk hayatında başarılı olamayanlar gibi... Bilinç seviyesini geliştirmenin yollarını da tüm kitaplarımda, CDlerimde anlatıyorum zaten...
- Bir kitap, hayatını değiştirebilir mi insanın?- Bir kitap insana yeni bir kapı açabilir. Bana kapıya açan Abraham Maslow'un
İnsan Olmanın Psikolojisi kitabı oldu. O kitabı okuduğumda hayata bakışım değişti, ondan sonra sağlıklı insan psikolojisi hakkında daha fazla öğrenmek için başka kitaplara yöneltti.
- Abraham Maslow, ''ben insan patolojisi ve hastalıklarıyla ilgilenmiyorum, normal insanı nasıl sağlıklı hale getirebilirim daha çok ilgimi çekiyor ,'' diyordu.. Yani insan denilen varlığın potansiyelini anlamak için yürüyen insana bakmazsın, maratonda yarışı kazanan insana bakarsın. Sıradan insan zekasına değil, dahiye bakarsın. Bunlar insan potansiyelidir. Normal demek, sıradan demektir aslında.
-Dolayısıyla beni insanın ruhsal, duygusal ve zihinsel dehası ilgilendirdi. Bedenin bilgeliği ilgilendirdi. Bunlar heyecan verdi bana... İnsanı tanırken kendimi tanımak istedim.
-Ruhsallık, bütünün en ufak parçasıyla en büyük parçası arasındaki bağlantıyı kavrayabilme yetisidir. Ruhsal olgunluk, korkulara değil, sevgiye odaklanmayı becerebilmek, kendine ve başkalarına yararlı bir birey olabilmektir.