Tarihte Bugün      Alternatif Tarih
   Günün Bilgisi      Günün Komiği
Hazine,
tökezlediğin yerde saklıdır.

Joseph Campbell
Yorumlar
 
Saim Koç
saim@kuraldisi.com
Yazara ait tüm yazılar için tıklayın>

Bizimki Bireysel Gelişim
Kuraldışı olarak seçimimizi bilerek Bireysel Gelişimden yana yaptık. Eğitimlerimiz kişisel değil bireysel gelişimi hedefliyor. Devamı>




Duyarlı Olmak Yorucu mudur?
Sağlıklı Yasaklar!
Neden Topraksız?
Aidiyet Bir İhtiyaç mı?
İnsanoğlu/Kızı Bir Tuhaf
Kadınlar!..
Olanı Görmeden Olması Gerekeni Bilemeyiz
Editörden
Yazarlar
Konuk Yazarlar
Genç Kalemler
Haberler
Röportajlar
Basından
Duyurular
Çekim Yasası
İtiraf Ediyorum
Farkındalıklar
Başarı Öyküleri
Yardım Hattı
Arşiv
Eğitimlerimiz
Eğitmenlerimiz
Katılımcı Görüşü
Eğitim Takvimi
Yayınlarımız
 

Giriş İçin Tıklayın


Favorilerime Ekle
Anasayfam Yap
Anasayfa
Duyarlı Olmak Yorucu mudur? Karakter Boyu:

 
Saim Koç
02 Haziran 2008

Sizin duyarlılık olarak algıladığınızı başkaları paspaslık olarak algılıyorsa sorun sizde. Bunu değiştirecek olan da sizsiniz.

 






“Empatik olmak ile 'paspas' olmak arasındaki çizgi çok ince, ucu kaçtığı zaman, empatik olayım derken, bir de bakıyorsun, kurtulmaya çalıştığın 'paspas' olmuşsun gene...”

Yukarıdaki satırları sevgili Dilek Taşçılar’ın sitemizdeki bir yazıya yaptığı yorumundan aldım. Sevgili Pınar Alp Çalışkan, “Vazgeçtim” başlıklı yazısına, “Vazgeçtim ben kendimi hırpalamaktan, duyarlı olmaktan, hayatı kısarak yaşamaktan...” diye başlıyor ve “Sıkıldım hep başkalarının yerine kendimi koyarak onları anlamaya çalışmaktan, onlara iyi davranıp beni üzseler bile görmemezlikten gelmekten” cümlesiyle de ruh halini özetliyor.

Pınar gibi, üretken (kısa zamanda sitemizde yazdığı yazıların çokluğuna bakarak bu saptamada bulundum) ve bireysel gelişimine önem veren bir yeteneğe bu sözleri yazdırtan ruh hali, bireysel gelişim yolculuğunda birçok kişiyi içine çeken bir girdap adeta.

Pınar’ın, pek çok kişinin hislerine tercüman olduğuna inanıyorum  (Bireysel danışanlarım içinde benzer ruh hali içinde gelen öyle çok insan var ki…) ve tabii Dilek’in yorumu altına imza atacak çok kişinin olduğuna da.

Dilek’in yaklaşımı denizdeki dalgalardan yorulmuş birine uzatılan bir can simidi gibi.

Ama uzun süre can simidiyle yaşayamayız ki... Peki, ne yapacağız?

Öncelikle, duyarlı olmakla empatik olmanın aynı şeyler olmadığının farkında olalım. Duyarlı olmak empatiyi içerir ancak empati duyarlı olmayı içermez.

Empati kurmak, karşınızdakini anlamaktır ama onun düşünce ve duygularına katılmak, davranışlarına onay vermek anlamına gelmez.

Ona katlanmak ve duygularının incinmemesi için onu korumak kollamak anlamına ise hiç gelmez.

Sadece onun “neden böyle davrandığını” anlar ve onu yargılamazsınız. Hatta onu anladığınız için, karşınızdaki uygun bir ruh hali içinde iken onun tutumuna objektif değerlendirme bile yapabilirsiniz.

Empati “ben seni anlayayım sen de beni anla” alışverişi değildir.

Duyarlılık da sadece başkalarının duygularını önemsemek, dikkate almak değildir.

Başkalarının duygularını dikkate aldığımız, önemsediğimiz kadar kendi duygularımızı da dikkate aldığımızda duyarlı olduğumuzu söyleyebiliriz.

Çok yaygınca içine düşülen bir yanlıştır empatinin duyarlılıkla aynı şey olduğunun sanılması. Başkalarının duygularına hassas olan insanlar kendi duygularını önemsemedikleri halde başkalarından kendi yaklaşımlarını beklerler ama beklentileri gerçekleşmez. Bu yüzden de öfke duyarlar. Kendilerini duyarlı başkalarını duyarsız kabul ederler.

Oysa burada bir çelişki yoktur; kendi duygularını, kendi ihtiyaçlarını önemsemeyen bir insanı başkaları neden umursasın ki?

Başkaları bize, en fazla kendimize verdiğimiz kadar değer verebilir. En fazla kendimizi umursadığımız kadar umursanırız.

İşin bir başka yanı da, kendini umursamadan başkalarını umursamanın empati olduğunun sanılmasıdır.

Bu yaklaşımın altında, kendi değerinin başkaları tarafından onaylanması ihtiyacı yatar.

Şöyle bir düşünün: Bir arkadaşınız sizin her dediğinizi yapıyor, sizin duygularınızı kendi duygularından daha çok önemsiyor, kendi zevkleri için zaman ayırmakta zorlansa bile size saatlerini ayırabiliyor, bir araya geldiğinizde hep sizin istediğiniz şeyler yapılıyor. Özetle; sizin istekleriniz onun isteklerinden daha önemli. Bu durumdan çok hoşnut olabilirsiniz ama bu arkadaşınıza ne kadar değer verirsiniz?

Başkalarını kendinden fazla düşünen insanlar bu yaklaşımlarını empatiyle açıklasalar bile burada gerçek bir empatiden bahsedemeyiz. Bu yaklaşımı fedakârlık sözü daha iyi açıklar. Ve sık sık altını çizdiğimiz gibi, yapılan “feda”dan beklenen “kâr” asla gerçekleşmez.

Üstelik bu yaklaşımda duyguların sorumluluğu da üstlenilmemiştir. Birileri bizi üzüyorsa hayatımızı birilerinin insafına terk etmiş olmuyor muyuz?

Bazı durumlarda üzülmeyi tabii ki seçebiliriz ama biliriz ki bu bizim seçimimizdir. Bu yüzden kimseye öfke duymayız.

Empatide beklenti yoktur. Gerçekte sadece karşındakini anlamaya odaklanmanın ne tür bir getirisi olabilir ki? Ama getirisi sizin de anlaşılmanız ise, dönüp kendinize “Ben kendimi anlamak için ne yapıyorum, kendime ne kadar anlayışla yaklaşıyorum?” sorusunu sormak zorundasınız. Bu soruyu sorduğunuzda kendinize anlayışla yaklaşmadığınızı, kendinizle empati kurmadığınızı görürsünüz.

Özetle:

Empati karşınızdaki insana anlayışla yaklaşmak, duyarlılık hem ona hem kendinize empatiyle yaklaşmaktır.

Sizin duyarlılık olarak algıladığınızı başkaları paspaslık olarak algılıyorsa sorun sizde. Bunu değiştirecek olan da sizsiniz.

Başlangıç için kendi seçimlerinize, kendi fikirlerinize, kendi duygularınıza değer vermeye, “hayır!” demek istediğinizde “hayır!” demeye ne dersiniz?
 


Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Çıktı Al

hayır demek
sadece hayır dır
zorlamalardan etkilenmeden
kararlılıkla hayırdır
ra 10 Temmuz 2008 Saat:00:15:13

içimdeki çelişkiyi çözmeme yardımcı oldunuz teşekkür ederim. sevgiler
yazenim@gmail.com 29 Haziran 2008 Saat:15:03:15

Benim anladığım empati ön yargılı olmamak. Karşıdakinin ruh halini anlayıp ona göre davranmak ve kendini üzmeden karşıdakinin ihtiyaçlarına cevap vermek. Eğer seni çok üzecek bir ruh halindeyse ondan onu üzmeden uzaklaşmak. Böylece hem kendimi üzmemiş oluyorum, hem de karşımdakini üzmüyorum. Çünkü ben de değerliyim, ben de iyi şeyleri hak ediyorum.
çiğdem 16 Haziran 2008 Saat:16:39:45

 Toplam 9 yorum var. 1 2 3  


  Editörden | Yazarlar | Konuk Yazarlar | Genç Kalemler | Haberler | Röportajlar | Basından | Duyurular | Çekim Yasası | İtiraf Ediyorum | Farkındalıklar | Başarı Öyküleri | Yardım Hattı | Arşiv
Bu site obichim tarafından hazırlanmıştır.