Tarihte Bugün      Alternatif Tarih
   Günün Bilgisi      Günün Komiği
Kuru pantolon ile balık tutulmaz.
Cervantes
Yorumlar
 
Aydan Sümercan
sumercan@superonline.com
Yazara ait tüm yazılar için tıklayın>

Babil’den Günümüze YILBAŞI
Tek tanrılı dinlerden önce yeni yıl, karnaval havasında, renkli törenlerle ve bahar ayinleriyle kutlanırdı. Devamı>




Efsaneler ve Kahramanlar
Per Fumum ya da Parfüm
Edith ve Theo….
CHANEL…
Üstü Gümüşlük Altı Myndos
Güzeller Güzeli Marmara
Sıcakların Cildimize Etkisi
Editörden
Yazarlar
Seçme Yazılar
Genç Kalemler
ŞİİRLERİNİZ
Haberler
Basından
Çekim Yasası
Paylaşımlar
Farkındalıklar
Röportajlar
Duyurular
Başarı Öyküleri
Yardım Hattı
Arşiv
Eğitimlerimiz
Eğitmenlerimiz
Katılımcı Görüşü
Eğitim Takvimi
Yayınlarımız
 

Giriş İçin Tıklayın


Favorilerime Ekle
Anasayfam Yap
Anasayfa
Edith ve Theo…. Karakter Boyu:

 
Aydan Sümercan
26 Kasım 2008

Çok yakışıklı genç bir erkek ile ufak tefek, gösterişsiz bir kadın  hep yan yana, hep elele, göz göze ve sevgi dolu bir beraberlik...  

 

 

 

 

 

 

CD’den Edith Piaf şarkılarını dinlerken yazmak istedim! Geçtiğimiz yıllarda bu büyük şarkıcının yaşamını yansıtan “la Mome” adlı filmi izlemiştik. Bu filmde Fransız sanatçı Marion Cotillard’ın Edith Piaf rolündeki başarısı inanılmazdı ve bu başarısından ötürü de Oscar ile ödüllendirildi. Sanatçıyı Oscar ödül töreninde izlerken bu kadar güzel bir kadının nasıl Edith Piaf’a dönüştürüldüğüne de hayret ettim doğrusu!

Ancak bir Edith Piaf hayranı olarak, filmde asıl görmek istediğimi göremedim…

Eğer bugün Paris’te, son eşi Theo Sarapo ile yan yana yattığı siyah mermer mezar, Père Lachaise mezarlığının en çok ziyaret edilen mezarı ise, bunun nedenleri var.

Bu mezar başında insanlar dostluklarını perçinliyor, aşıklar sadakat yemini ediyorlar…

Çünkü hayat ardı ardına darbe vurduğunda bazı insanları eziyor, bazıları ise her darbeyi atlattıktan sonra güç kazanıyor ve kendine acımak yerine hayatın cilvelerini ciddiye almamaya başlıyor.

Edith Piaf onlardan biriydi.

Bir aşk kadını idi ve aşk onu hırpalarken hayatı boyunca o sevmekten de karşılıksız sevgi vermekten de vaz geçmedi.

Mutluluğu ise, George Moustaki tarafından terk edildikten sonra, sağlığı bozulmuş adeta 46 yaşında bir harabeye dönmüşken kendinden 11 yaş küçük olan son eşi Theo Sarapo’nun sevgisinde tanıdı. Ama ondan behsederken de “ hasta annesine bakan şefkatli bir oğul gibi” diyebiliyordu.

Onları buluşturan ne idi bilemiyorum… Aşk? Sevgi? Bunun cevabını aramak üzere Theo ve Edith’in yaşamlarına kısaca değinmemiz gerekir, ama gerçekten de kısaca…

 Edith Giovanna Gassion…

Asıl adı bu!.. Akrobat bir baba ile bir sokak şarkıcısının kızı olarak 1915’de ailesinin yoksul dünyasında gözlerini açıyor minik Edith. Anne ve babası boşandıktan sonra annesi bakamadığı için daha da yoksul olan Cezayir asıllı alkolik anneanne Ayşe’ye veriliyor.

Artık bakımsız, yara bere içinde sevgisiz bir bebektir Edith! Neyse ki bu terkedilmiş bebeklik uzun sürmüyor, 19 aylıkken, babası tarafından randevuevi işleten babaanneye bırakılıyor. Baba da savaşa gidiyor.

Küçük Edith burada hayat kadınlarının sevgilisi olarak şımartılıyor, mutlu bir çocukluk geçiriyor. Baba döndükten sonra küçük kızını yanına alıyor ve Edith’in sanatçı yaşamı da sokaklarda başlıyor, kız sesinin farkına varmıştır ve o da annesi gibi sokak şarkıcısıdır artık.

Ve ilk aşk kapıyı çalıyor, 17 yaşında Louis Dupond’dan bir kız çocuğu oluyor. Yine yoksulluktan iki yaşında menenjit olan kızını kaybediyor. Burada unutamayacağı ilginç bir olay yaşıyor: Kızının cenazesini kaldıracak parayı toplayamadığı için bir adamla otele gitmeyi kabul ediyor, ama neden orada olduğunu anlatınca, adam ona para verip gönderiyor… Karşılıksız bu iyilik onda derin iz bırakıyor ve ömrü boyunca zorda kalanları her görüşünde aklına o adam geliyor ve yardımına koşuyor.

Sokakta keşfedilip kabarede şarkı söylemeye başladığında ondan “ufaklık” (La Mome) diye sözediliyor, adı da o zaman Edith Piaf oluyor… La Mome Piaf derseniz, Minik Serçe’dir…

Minik Serçe ama zamanla gür sesiyle kartal gibi uçmaya başlayacaktır, çelimsiz miniciktir ama sahnede nasıl da devleşir!..

Artık “Ben Edith Piaf‘ım'' diyerek sesine ne denli güvendiğini gizlemiyor ve şarkılarında yaşamaktan da asla vaz geçmiyor, en hasta dönemlerinde bile…

1940’da Jean Cocteau onun için “La Belle Indifferant” adlı oyunu yazıyor. Edith Piaf ise 1945’de kimseden yardım almadan yazdığı aşk şarkısı ile dünyayı fethediyor: La Vie En Rose! 

Çünkü aşk onun hayatında su gibi hava gibi gereklidir, hep var olur ve zaman zaman da fena halde kanatlarını kırar…

Savaş sonrası Moulin Rouge’da genç bir şarkıcıyla tanışıyor: Yves Montant, onu görür görmez yıldırım aşkıyla yanıyor! Bu genç şarkıcının elinden tutuyor, destek oluyor. Yavaş yavaş da Yves Montant’ı büyük sanatçılar safına sokuyor, Yves Montant, aslında minik serçenin yardım ettiği, destek verdiği ve yükselttiği sanatçılardan sadece biri!

Yves Montant’nın yıldızı onun yanında sinemada da parlamaktadır. Ama 1946’da birlikte çıktıkları turne sonrasında ayrılıyorlar.

Edith Piaf hayatının en büyük aşkını ise 1948’de New York ziyareti sırasında buluyor: Fransız boksör Marcel Cerdan. Büyük aşk yaşıyorlar, Edith nihayet mutluluğu onda bulduğuna inanıyor. Ama bir yıl sonra New York’tan Edith için yola çıkan Cerdan’ı uçak kazasında kaybedince büyük şok yaşıyor, büyük darbe almışıtır ve teselliyi uyuşturucuda arıyor.

 Uzun bir suskunluğun ardından “Mon Dieu” ve “L’hymne a l’amour”u onun için söylüyor.

1951’de elinden tuttuğu bir başka genç şarkıcı olan Charles Aznavour onun en büyük dostu, her şeyi ve desteği oluyor. 

Ve yeni bir evlilik: 1956 yılında şarkıcı Jacques Pills ile evleniyor. Ama Edith artık uyuşturucudan kurtulmalıdır! Tedavi görüyor ve sonra da sancılı geçen evliliğini bitiriyor…

Sesiyle dünyayı fethettiği son yıllarında bir başka genç sanatçı onun kalbine giriyor; Yunan asıllı George Moustaki… Müzik dünyasında parlamasına yardımcı olduğu sevgilisiyle 1959’da büyük bir araba kazası geçiriyor. Ardı ardına geçirdiği ameliyatlarla sağlığı altüst oluyor. İşte bu durumda iken George Moustaki tarafından terk ediliyor.

Sağlık sorunları nedeniyle doktorlar şarkı söylemesini yasaklamıştır ama Piaf kimseyi dinlemiyor ve 1961’de iflasın eşiğindeki Olympia de Paris’de konser vererek salonu iflastan kurtarıyor. İşte bu salonda ilk kez söylüyor “Non, Je ne regrette rien’ adlı unutulmaz şarkısını. Ayakta duracak hali yokken, morfin yardımıyla hem de…

Hasta ve bir harabe halindeyken 26 yaşındaki Yunan asıllı genç sanatçı Theo Sarapo ile evleniyor… Birlikte “A quoi sert l’amour” adlı şarkıyı seslendirirken sevgiyle birbirlerine bakışları gerçekten o kadar duygulandırıcı ki... Keşke filmde bunu görebilseydik!

Bir yıl mutluluk…ve Edith Piaf 1963’de 47 yaşında Grasse yakınlarında vefat etti. Onun Paris’te iken ölmek istediğini bilen Theo Sarapo da eşinin son arzusunu yerine getirmek için onun cansız bedenini Paris’e götürüyor…

 Théophanis Lamboukas

Edith Piaf 21 yaşında iken ve artık ülke onu alkışlarken Paris’in bir başka köşesinde yunan asıllı Ortodoks bir ailenin oğlu dünyaya geliyor, Théophanis Lamboukas adıyla. Kısaca Theo.

ilk gençlik yıllarında sinemaya meraklıdır ama şarkı söylemeyi de seviyor, hatta yarışmalara bile katılıyor. Eğitimi devam ederken Theo bir yandan da güzellik salonu işleten babasının yanında çalışıyor. Yirmi yaşına geldiğinde de askerliğini yapmak üzere orduya alınıyor ve Cezayir’e gönderiliyor.

Böylece savaşın içinde buluyor kendini. İki yıl sonra döndüğünde artık çok farklıdır, sessiz.,içine kapanık… Eğitimini tamamladıktan sonra Paris’te güzelik salonunda çalışmaya başlıyor. Geceleri de St. Germain de Pres’de arkadaşı Claude Figus ve onun sanatçı çevresine takılıyor.

Derken eve dönemediği bir gece de Edith Piaf ile tanışıyor. Ondan o kadar etkileniyor ki, bütün gece sessiz kalıyor. Edith Piaf bu çok yakışıklı sessiz delikanlıyı daha yakından tanımak istediğini söylüyorr Claude Figus’e: “Bir dahaki sefere Theo ile yalnız gel, bütün gece sesini çıkarmadı. Bakalım biraz konuşsun da yakışıklı olduğu kadar zeki mi görelim!”

Böylece sık sık görüşmeye başlıyorlar. Bir gün de Edith onun sesini dinlemek istiyor ve bu sesi çok beğeniyor, şarkıcı olarak kariyer yapması için onu yüreklendiriyor. Bir süre sonra da birlikte turnelere çıkmaya başlıyorlar. Theo’nun gençlik düşleri Edith sayesinde gerçekleşmeye başlamıştır.

Aralarındaki sıcaklık giderek aşka dönüşüyor ve 1962 yılında Paris’te binlerce hayranının beklediği Ortodoks klisesinde uluslararası medyanın da tanıklığında görkemli bir törenle evleniyorlar.

Düğünden kısa bir süre sonra, Michel Emer’in onlar için yazdığı “A quoi sert l’amour” (aşk neye yarar) adlı parçayı birlikte seslendiriyorlar, Fransa’da, Belçika’da, Almanya ve Hollanda’da turnelere çıkıyorlar.

Çok yakışıklı genç bir erkek ile ufak tefek, gösterişsiz bir kadın, turnelerinde, röportajlarında hep yan yana, hep elele, göz göze ve sevgi dolu bir beraberlik, inanılmaz gibi görünüyor ama gerçek sevginin tablosudur sergilenen..

Theo Sarapo, Edith ile evliliği sırasında çok hızlı bir şekilde olgunlaşıyor, kısa sürede de şarkıcı kariyerini yapıyor, ardından da ilk filmini çeviriyor. Ama eşinin hastalığı ile de yakından ilgilidir, onu kendine gelmesi için Fransız Riviera’sına götürüyor. Edith Piaf, “Kocadan çok, hasta annesine düşkün, ona şefkat gösteren bir oğul gibi Theo” demektedir.

Edith Piaf’ın ölümünde sonra Theo Sarapo uzun zaman kendine gelemedi, sonra hayranlarına döndü, şarkı söylemeye devam etti, kız arkadaşları da oldu ama bir daha evlenmedi. 28 ağustos 1970 yılında da bir araba kazasında hayatını kaybetti. Arzusu üzerine de Edith Piaf’ın yanına gömüldü.
 

 


Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Çıktı Al

Gerçek yaşam hikayelerine bayılıyorum. Çok teşekkürler, böylesi güzel yazılmış insan ve aşk hkayen için :)
Berna Esin 30 Kasım 2008 Saat:10:14:44

Hüzün dolu ama bir o kadar da hoş bir yazı okudum...Teşekkürler...
Neşe KARAKOYUN 26 Kasım 2008 Saat:13:24:00

Sevgili Aydan farklı ve hoş bir dille hem bilgi veren hem bazen duygulandırpı bazen düşündürten yazılarını özlemiştim.
Edih Piaf dinlemekten çok keyif alırdım ve dinlerken içimde bambaşka duygualr oluşurdı; hüzün, neşe, yaşam sevinci, umut, aşk, aşk sızısı, özlem, sevi ve sevgi...
Şimdi sayende hikayesini öğrendim ve tekrar onu bir daha bir daha dinleyesim geldi.
Teşekkür ederim
bade 26 Kasım 2008 Saat:10:23:29

  Editörden | Yazarlar | Seçme Yazılar | Genç Kalemler | ŞİİRLERİNİZ | Haberler | Basından | Çekim Yasası | Paylaşımlar | Farkındalıklar | Röportajlar | Duyurular | Başarı Öyküleri | Yardım Hattı | Arşiv
Bu site obichim tarafından hazırlanmıştır.