Tarihte Bugün      Alternatif Tarih
   Günün Bilgisi      Günün Komiği
Kuru pantolon ile balık tutulmaz.
Cervantes
Yorumlar
 
Meryem

Yazara ait tüm yazılar için tıklayın>

Parazitler!
Her duyduğumuza ya da gördüğümüze inanarak sorgulamadan kabul ettiklerimiz, aldığımız ilk sağlıksız besini güçlendirmiyor mu? Devamı>




Meyveler…
Acıdan Geçerken…
Marmara ve İnsan
Karanlığa Küfretme!
Bu Yol Benim Yolum
Seviyor ve Seviliyorsun!
MOLA!
Editörden
Yazarlar
Seçme Yazılar
Genç Kalemler
ŞİİRLERİNİZ
Haberler
Basından
Çekim Yasası
Paylaşımlar
Farkındalıklar
Röportajlar
Duyurular
Başarı Öyküleri
Yardım Hattı
Arşiv
Eğitimlerimiz
Eğitmenlerimiz
Katılımcı Görüşü
Eğitim Takvimi
Yayınlarımız
 

Giriş İçin Tıklayın


Favorilerime Ekle
Anasayfam Yap
Anasayfa
En Büyük Hazinem Karakter Boyu:

 
Meryem
10 Ocak 2008

Biz, kendimizi hiç güvende hissetmiş miydik? Hayata ya da insanlara güven, o yıllarda mı yıkılmıştı?



Belirsizliğe güvenmek, gerçekten büyük bir inanç mıdır?


Yoksa kolayca insanın üstesinden gelebileceği bir durum mudur?

Tümüyle kendini ona bırakmak ve o yolculuk içinde olabilecekleri kabullenmek…

İnsan neden böyle bir şeye ihtiyaç duyar ki? Zaten önüne konulanı yaşamak zorunda değil mi? Ya güven, hayatınızda hiç yaşanmamış bir duyguysa?

Başlangıçta her şeyin kendince bir nedeni ve zamanı olduğunu bilemiyor belki de insan…

Yaşadığınız olay ister olumlu ister olumsuz olsun her olayın kendince bir meyvesi olabileceğini ve meyvelerin hemen değil de uzunnn bir zaman sonra ortaya çıkabileceğini hiç düşündünüz mü?

Korkumun nereden kaynaklandığını bilmiyordum, içime yerleşmişti ve yaşıyordum. Ama o korkunun, uzun yıllar benimle dolaşıp yaşamımın birçok alanında beni etkilediğinin de farkındaydım.

Bir ilişkinin bitiş sürecini yaşıyordum.

Bitiş, içimde birçok duyguyu ayaklandırdığı gibi korkumu da açığa çıkarmıştı. Bu olay, beni açılmayan bir kapının önüne getirmişti. O sırada ışıklar sönmüş, kapı zili de takılı kalmıştı. Karanlığın içinde o zil sesi sanki bir çığlık gibiydi…

Beklemekten yorulup merdivenlere oturduğumda, gözümün önünde geçmişe ait bir görüntü belirmişti. Zaman zaman gördüğüm ama üzerinde düşünmediğim bir görüntü… Düşünsem bile neden ortaya çıktığını anlayamadığım bir görüntü…

İşte, o görüntü yine ansızın ortaya çıkmıştı. Küçük bir kıza ait görüntü. İçinde ve dışında fırtınalar kopan, tit tir titreyen, elinde bohçası ve gözlerinde umutsuzluk… Gecenin karanlığında, tek başına ve sokakta “İçeri mi girmeliyim, dışarıda mı kalmalıyım yoksa uzaklara mı gitmeliyim?” diye düşünen küçük bir kız…

Takılı kalan zilin sesi hala devam ediyordu. O küçük kızın içinde büyüyen sessiz çığlık gibi…

O açılmayan kapıdan ayrılıp eve geldiğimde, onun beni takip ettiğini fark ettim. Devam eden günlerde de aniden, sessizce “Ben buradayım!” der gibi karşımda beliriyordu. Bu sefer gitmiyordu. Uyanıkken sanki etrafımda dolaşıyormuş gibi hissediyordum. Uyurken de rüyalarımda bir savaşın ortasındaymış gibiydi.

Evet, bu küçük kız geçmişten gelen bir görüntüydü ama şu an yaşadıklarımla ne ilgisi olabilirdi ki?

Biten bir ilişkinin nedenlerini sorgularken, konuşmak için gittiğim açılmayan o kapıdan, karanlıktan gelen bu küçük kız, ne istiyordu benden?

Artık kaçış yolum yoktu, duymazlıktan gelemezdim. Bu kez onu, gerçekten can kulağıyla dinlemem gerekiyordu. Sadece bunun farkındaydım.

Biraz toparlandıktan ve kafamın karışıklığı azaldıktan sonra “Seni dinliyorum,” dediğimde ilk kez, cılız bir sesle “Ben şimdi ne yapacağım, nereye, hangi yöne gideceğim?” dedi.

“Hangi yöne mi? Şu an ben de aynı şeyi yaşıyorum sana nasıl yardımcı olabilirim ki?”

Verdiğim cevapla bir anda aptallaşmıştım. Ben de aynı şeyi mi yaşıyordum, ben de yönümü bilmiyor muydum? Neler oluyordu? Yoksa... yıllardır bana zaman zaman kendini göstererek bir şeylerin uyarısını mı veriyordu?

“Ah küçüğüm, ne olur beni affet. Kimse bana sesini duymam gerektiğini söylememişti ki. Sen bu kadar ısrarlı davranmasaydın yine sadece geçmişe ait bir görüntü olarak kalacaktın,” diye içimden geçirirken bir sonraki düşünce daha da dehşet verici geldi.

“Eğer o, o gecenin karanlığında hala duruyorsa ben de o karanlığın içinde olmalıydım. O, yüklerini indirememişse bu yükler hala benim de yüküm,” derken sarsıntının içinde başka bir sarsıntı yaşamaya başladım.

O da tıpkı benim gibi yıllarca küçücük bedeninde ve yüreğinde koca yüklerle yaşamaya ya da nefes almaya mı çalışmıştı? Ve hala korkuyor, hala anlaşılmayı mı bekliyordu?

Sesi bile ne kadar derinden geliyordu. Ne kadar zor duyuluyordu o ses… Dipsiz bir kuyuda, yalvaran ve yukarı çıkmayı isteyen bir ses… İçim ürperdi.

Ben kendimle konuşurken onun beni sessizce izlediğini fark ettim. Birden yerimden fırladım ve fotoğraf albümlerini çıkardım. Albüm sayfalarını çeviriyor çeviriyor çeviriyordum. En sonunda, o günlere ait siyah beyaz bir fotoğrafını buldum. Ona baktığımda içindeki tüm acılara rağmen gülmeye çalışan o masum yüzü gördüm. Üstünde kendine ait olmayan bir gömlek, ayağında annesine ait bir terlik…

Kalbimin sıkıştığını hissettim. Artık nefes alamıyordum. Birçok şey gözümün önünde canlanmaya başlamıştı. Ağlıyordum... Onun için… O hala orada, o noktada kurtarılmayı mı bekliyordu? Yıllar olmuştu. Hayatın içine dalıp koşarken küçüğümü geride mi bırakmıştım? Yaptığım onca şey onu rahatlatmamış mıydı? Birçok şeyi öğrendim, öğreniyorum derken hatırlamam geren tek şeyi, “onu” ben de diğerleri gibi unutmuş muydum?

Ve yıllarca ben de üzerime ait olmayan bir gömleği mi taşıyordum?

Gün boyunca zor tutuyordum kendimi. Günlerce, haftalarca akşam olmasını bekledim. Eve her geldiğimde saatlerce ağladım. Ağlayarak uyudum, ağlayarak uyandım.

Ne yapmalıydım? Nasıl bir yol izlemeliydim ki “biz” yolumuza devam etmeliydik?

Biz, kendimizi hiç güvende hissetmiş miydik? Hayata ya da insanlara güven, o yıllarda mı yıkılmıştı?

Yıllar geçmesine rağmen ilerlediğimi düşünüyordum ama sanki hiç yol almamış gibi bir duygu vardı içimde. Demek ki bu, kırılmayan bir zincirin halkasıydı. Geçmişe ya da geleceğe ait korkunun en büyük halkası… Farkına vardım ki bu halka, yaşama adım atmamı engelliyordu.

Ne yaşamış olursak olalım ya da birileri ne yapmış olursa olsun, yola devam edebileceğimizin inancını hiç şüphe duymadan yaşayabilmeliydik. O an anladım ki ikimiz de kendimiz dışında gelişen olaylar karşısında aynı şeyi hissediyorduk, geleceğe güvenmek istiyorduk, adına belirsizlik denilen geleceğe… Bu durumda ihtiyacımız olan tek şey buydu.

Küçük de olsa bir adım atmalıydım ama nasıl?

Bu öyle bir adım olmalıydı ki onu, o küçük kızı yavaş yavaş büyütmeliydim. Şu an temel sağlam olmayabilirdi ama sağlamlaştırabilirdim. Sıfırdan, yeni baştan, kendi başımıza yaşayarak, öğrenerek ikimizin yolunu açabilirdim.

Denemeliydim ikimiz için.

Benzer şeyleri yaşamaktan usanmış olan ben, küçük kızın ve Tanrı’nın rehberliğinde yola çıkacaktım. O, bana korkularını teker teker anlatacaktı. Ben de bu korkularıyla baş edebilmesi için yollar bulacaktım. Kendimce tıkanan yolların izini sürerek, o yolları açıp suyun akmasını sağlayacaktım.

Ne kendimize ne de hayata güvenmediğimiz sürece, yola devam etmemizin zor olduğunun çok net farkına varmıştım.

O küçük kız, benim en büyük hazinemdi.

Sadece zamana ihtiyacım vardı, sadece zamana… Ve Tanrı da, o gücü bulmamızı ve bize gerekli zamanı sunacaktı…

 


Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Çıktı Al

Sevgili Meryem; Yine yalın ve sade bir dille yazılmış, anlaşılabilir nitelikte bir yazı. Yazı her satırı ile insanı etkiliyor ve insan adeta yazarın tanımladığı olayları ve duyguları kendine aitmiş gibi yaşıyor. Tahmin ediyorum ki o güzel anlatımının etkisi ile bir sürü okur"Kapı önünde elinde bohçası ve ayagında annesinin terliği ile çaresizce bekleyen o minik kızın korkularını ve çaresizliğini yüreğinde hissetmiştir."
Ama sondaki mesajın bence çok daha anlamlı; Geçmişde ne kadar olumsuz şeyler yaşamışsak yaşayalım hayata bir yerden azimle başlamalı ve mücadele edecek güce ulaşmalı.Yazınla bize bu gücü de veriyorsun sağol ellerine sağlık.
ÖMER 22 Ocak 2008 Saat:14:28:39

Yaşadıklarımızdan bize kalanlar, acı çekerek sancı duyarak öğrendiklerimiz bizim en değerli hazinemizdir. Ve bu hazineyi layıkıyla kabullenmek, içimizde kendimize yük etmeden taşımak, gerektiğinde aldığımız derslere bir bakmak için saklayıp korumaktır bize düşen. Bunu yapabiliyorsak kendimize ve hayata güveniyoruz demektir. Ve kendimize güvendikçe her zaman güç bizdedir.
Sevgili Meryem sahip olduğun hazinenin farkındasın. Ve bütün gücünü keşfedebileceğin kadar dolu dolu yaşamışlığının da.
İçinde ki küçük kızı kendi sevginle yeniden büyütüyorsun bence. Ve bende sevgiyle kucaklıyorum o küçük kızı.
Hülya OĞUZ 21 Ocak 2008 Saat:21:06:27

sevgili meryem
yine nedenini tam açıklayamadığım ya da açıklamaya korktuğum bir sebepten boğazım düğümlendi
göğsümün derinlerinde organik bir acı hissettim, (ama nedeni aslında psikolojik)
oldukça etkileyici bir yazı, konuyu tek bir kelime ile özetleyemiyorum ya da tek bir cümleyle, ama
ne kastettiğini çok iyi anlatıyorsun, herkes için oldukça özel bir konuyu özelliğini ve derinliğini yitirmeden
genel olarak anlatmışsın, anlatım tarzın da güzel, her geçen yazın bir öncekinden daha vurucu oluyor,
artık bazı şeyleri geride bırakma zamanı gelmiş, bir zamanlar bir arkadaşım yaşamak güzel dünyadaki güzellikleri görmek lazım, yoksa şikayet edecek o kadar çok şey var ki, demişti . belki de doğru olan budur, artık sadece güzel şeyleri görmek gerek. kendine iyi bak
duygu 13 Ocak 2008 Saat:03:08:47

 Toplam 9 yorum var. 1 2 3  


Gül Kokulu Sevgili
Yine dokunabilseydim sana, bir kez daha ''Seni Seviyorum'' diyebilseydim. Seni geç tanıdım...
Ya Öyle Ya Böyle Ülkesinde
Cemo Can
Hayalet Beden
''Hoş Geldin'' Diyebilmek

  Editörden | Yazarlar | Seçme Yazılar | Genç Kalemler | ŞİİRLERİNİZ | Haberler | Basından | Çekim Yasası | Paylaşımlar | Farkındalıklar | Röportajlar | Duyurular | Başarı Öyküleri | Yardım Hattı | Arşiv
Bu site obichim tarafından hazırlanmıştır.