Onur Sargın
24 Mayıs 2008
Kendimden ve yaptıklarımdan çok utandım. Varlığımın "yanlış" olduğunu düşündüm.
İnsan 23 yılda ne yaşar ki diyorum kendi kendime.
23 yılda ne yaşayabilir bir insan?
Yaşadıklarım hafifti de ben mi abartıyordum?
Çünkü annem babam "Önüne daha ne zorluklar çıkacak," deyip duruyorlar hala zaman zaman.
Şu 5 senelik tıp fakültesi hayatımın son 3,5 senesi hep kendimle ilgilenmekle geçti.
Tıptan çok psikolojiyle, ruhsallıkla, insan potansiyeliyle ilgilendim.
Kimi zaman zorunluluktan, çoğu zaman da büyük bir merak ve coşkudan dolayı.
Evet belki çok hoş duygular yaşadım öğrendiğim teknikler sayesinde ama bir o kadar da acı yaşadım sanki.
Her şey iyidir! Her şey iyiliğimedir! Her şey benim en yüksek hayrım içindir!
(Sana şu anda yürekten inanmasam da seni buraya koymak istedim. Çünkü zor zamanlarımda, ışığımın söndüğü vakitlerde sen bana ışık oldun.)
Hayat beni erken yaşımda bireysel gelişim yoluna mı davet etmişti Nil Gün'ün dediği gibi?
İkinci sınıfın ikinci döneminin ilk günlerinde başlayan huzursuzluk halimle birlikte benim de içyolculuğum başlamış oldu. Bu döneme kadar da psikoloji nedir bilmezdim? Psikolojik sorun nedir bilmezdim?
Ama şimdi dönüp geçmişime baktığımda meğerse tüm sorunlarımı bastırmışım.
Üniversite döneminde geçmişin hortlamasının vakti gelmiş. Üniversite dönemi geçmişin "beni iyileştir" diyerek gün yüzüne çıkma vaktiymiş.
Her çocuğun çocukluk döneminde yaşadığı cinsel oyunlar olurMUŞ. NormalMİŞ. Ama benim 11-12 yaşlarında cinsel oyunlar oynadığım kişi benden 2-3 yaş büyüktü. Ve bu oyunu oynamayı ben tasarlamamıştım ki!.. Neye uğradığımı şaşırmıştım!..
Bu güvensizlik hisleri yıllar sonra hipnoz koltuğunda gün yüzüne çıktığında hala ne kadar da sıcaktı!
Ben kendimden çooook utandım. Ben yaptıklarımdan çooook utandım. Ben varlığımdan çok utandım. Varlığımın "yanlış" olduğunu düşündüm.
O kişiyle her karşılaşmamda adeta ölüyordum. Paramparça oluyordum. Yerin dibine giriyordum. Onunla karşılaşmamak adına yapmadığım şey kalmamıştı. Gözlerim her an duvar saatinin üzerindeydi.
"Arkadaşlarına söylemiş midir?"
"Anne-babam duyar mı?"
"Beni ya sevmezlerse?"
"Komşular ne der?"
"Ben çooook yanlış bir şey yaptım."
vb. düşünceler zihnime sık sık uğramaya başlamışlardı.
Utanç sürdü. Ben unutmaya çalıştım. O sürdü. Ben unutmaya çalıştım. O sürdü...
O kişinin gözleri, yüzü, gülümsemesi her defasında beni paramparça ediyordu. Sadece onunki de değil, yakın arkadaşlarıyla her karşılaşmamda yok oluyordum adeta.
Okul servisini beklediğim durağın tam karşısından her sabah işe giderdi. Ve ben her sabah ölürdüm! Tam ortadan ikiye ayrılırdım.
Ben kendimden utanmayı SEÇmiştim ve devamı gelmişti.
Hangi duyguları hissediyorsak, ona uygun olaylar yaratılmaya devam eder. Çekim yasası her yaşta devrede. Kendimi suçladığımdan değil, olan buydu.
Olanlardan kimseye bahsedemedim. Unutmak istiyordum ama utancım sürekli kendisini bana hatırlatıyordu. Hatta bir keresinde utancımı tekrardan hatırladığımda şöyle demiştim kendime: "Bak Onur! Adliyede davalar 5 yılda bir düşer (babam adliyede çalışıyor). Artık 5 yıl oldu unut sen de!"
Ve başardım. Unuttum. Ama bastırarak, içinden geçerek değil.
Yapabileceğimin en iyisiydi!
Ben kendimden utanıyordum. Ben varlığımdan utanıyordum.
Geçmişimdeki travmatik anılar hemen hortlamadı, üniversite sınavını kazanmamı beklediler.
Bilinçaltım üniversite 2.sınıfa kadar bana izin verdi. Bir patladı, pir patladı. Neye uğradığımı şaşırdım. Huzursuzluklar, uykusuzluklar, sıkıntı, bunaltı... Annem bayıldı, babam ağladı....
Geçmişimden anılar tekrardan bilinç üstüne çıktığında artık tamam dedim. "Çocukluğuma mı inilecek, ne olursa olsun ama ben bu sıkıntıdan kurtulmak istiyorum". Evet, hep filmlerde duyduğumuz çocukluğuna inelim esprisi GERÇEKti!
Sıkıntıda olan o yaşlardaki Onur'du. İçimdeki çocuk çok bunalmıştı, korku doluydu, kendini güvende hissetmiyordu.
Vakit geçmişine sahip çıkma vakti!
Vakit kendine sahip çıkma vakti!
3.sınıftan 4.sınıfa geçtiğim yaz tatilinde Louise Hay'in Düşünce Gücüyle Tedavi adlı kitabını ikinci kez okuduğumda "hııııııı" dedim. Lousie’in anlatmaya çalıştığını anladım... Ben nasıl düşünürsem, kendimi de öyle hissedecektim. Duygularımı yaşadıklarım değil yaşadıklarım hakkındaki düşüncelerim belirliyordu.
Bunu anladığıma çok sevindim.
Başladım Louise Hay'in mucizeler yaratan alıştırmasını yapmaya. Gün boyu aynalarda gözlerimin içine bakıp "Ben kendimi onaylıyorum," demeye. Sürekli, sürekli, sürekli ve sürekli.
Ben kendimi onaylıyorum. Ben kendimi onaylıyorum. Ben kendimi onaylıyorum...
Ama aynaya bakıp olumlama yaparken içsesim rahat durmuyordu. En büyük kozunu kullanıyordu bana karşı: "Kemal seni s...."
Haykırıyordu resmen. Hala haykırıyor zaman zaman.
Olumlamalarım aylarca sürdü. Ta ki kendimi yeniden dipte bulana kadar. 4.sınıfın ilk dönemindeydim. Her yanım isteksizlik, huzursuzluk, sıkışmışlık... Her yanım, her yanım, her yanım. Bol dinsel takıntılı düşünceler, davranışlar, berbat bir duygu hali...
Bu haldeyken gittim eve. Ne olursa olsun ben bu yaşadıklarımı söyleyecektim.
Ama kelimeler ağzımdan çıkmıyordu. Konuşamıyordum. Dudaklarım bembeyaz ve büzülmüş durumdaydı. Annem babam bana ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Söyleyemiyordum… Kağıdı aldım ve yazdım…
"Ben tacize uğradım"
Hoppalaaa… nedir, ne değildir, kim, ne zaman?
"Kemal, orta okul döneminde, 11-12 yaşlarında"
Annem beni alnımdan öptü. Ve dedi ki: "Bu muydu? Bunların hepsini biz de yaşadık. Bunlar normal şeyler,"
Ben: "Nasıl yaaaa! Ben yıllarca çoook utandım, öldüm öldüm, dirildim." dedim.
Onlara göre ÇOK HAFİFti ama benim duygusal yaralarım GERÇEKti.
Çocukluk dönemi cinsel oyunları aynı yaş dönemi çocuklarında normalMİŞ. Farklı yaş dönemi çocuklarında olduğunda buna cinsel kötüye kullanım deniyorMUŞ. Ve olayı taciz olarak isimlendirmek için de yaş farkının 6 olması gerekiyorMUŞ.
Yaşadıklarımın adı nedir bilmiyorum ama hissettiklerimi çok iyi biliyorum.
İşte hikayemin bir kısmı bu.