Tarihte Bugün      Alternatif Tarih
   Günün Bilgisi      Günün Komiği
Başarısızlık ecel değil, öğretmendir.
Yenilgi değil, gecikmedir.
Çıkmaz sokak değil, virajdır.

William Word
Yorumlar
 
Berna Esin

Yazara ait tüm yazılar için tıklayın>

Ben olmasaydım?...
Varlığım evrenin bana armağanıdır ve varoluşum, ilk anımdan bu ana, kendime ve tüm evrene armağanımdır. Devamı>




Neden Ben?...
Reddedilenler Vadisi
Kartal Gençken Yeniden Doğsa
Sistemden Beslenenler
Biraz Dedikodu Yapalım!
Kahramanlığın Şartı
Evren Şaka Yapar
Editörden
Yazarlar
Konuk Yazarlar
Genç Kalemler
Haberler
Röportajlar
Basından
Duyurular
Çekim Yasası
Paylaşımlar
Farkındalıklar
Başarı Öyküleri
Yardım Hattı
Arşiv
Eğitimlerimiz
Eğitmenlerimiz
Katılımcı Görüşü
Eğitim Takvimi
Yayınlarımız
 

Giriş İçin Tıklayın


Favorilerime Ekle
Anasayfam Yap
Anasayfa
Hayaller ve Hedefler Karakter Boyu:

 
Berna Esin
07 Ağustos 2008

Eylemin isteği gönlümüzden kopup gelmeli. Çok zorlamamalı eylem seçeneğini ve seçimi. Bellidir o zaten, çeker götürür bizi.

 

 

 

 

Benjamin Franklin “Siz kafanızı büyük hayallerle doldurmaya bakın. Kafanız sonradan cebinizi parayla dolduracaktır” demiş. Güzel demiş, hoş söylemiş de, Benjamin Franklin’in bu sözünde bir eksik var, o da eylem.

Hayal etmekle her şey çözülürmüş gibi bir hissiyatı var bu söylemin, ama öyle olmuyor. Eylemsiz hayaller gerçekleşmiyor.

Danışanlarımda en çok tıkanma bu noktada oluyor. Hayalleri var, istekleri var, farkındalıkları süper, kendilerini tanıyorlar, yaşamlarında olup biten her şeyin farkındalar. Tek eksikleri var, eylem.

Genel söylem hayalleri hedeflere yönelten eylemler içinde olmamız. Bana göre eylemlerimizin hangi yönde olduğu hiç önemli değil. Önemli olan sürekli eylem pratiği içinde olmamız. Bir şeyler yapıyor olmak çok önemli.

Eylemleri hayallerden hedeflere götüren küçüklü büyüklü taşıyıcılar olarak düşünebiliriz.

Bir eylemden diğerine, bir taşıyıcıdan diğerine ilerlerken, zigzaglar da çizsek, düz de gitsek, sonuç bir yerlere varmak oluyor. Hedefimizle hiç alakasız eylemler yapmakta özgür bırakalım kendimizi. Bırakalım içimizden hangi eylemi yapmak geliyorsa onu yapsın varlığımız, bedenimiz.

Eylemlerin kalpten gelmesi gerektiğini de ekleyelim tam bu noktada.

Eylemin isteği gönlümüzden kopup gelmeli. Çok zorlamamalı eylem seçeneğini ve seçimi. Bellidir o zaten, çeker götürür bizi.

Yaşam, eylem ve eylemsizlik demek.

Eylem ileriye doğru bir yerden bir yere götürürken, eylemsizlik de tam durduğumuz yerde olduğumuz gibi bırakmıyor bizi.

Eylemsizlik çürümeye yol açıyor. Çürüme ise sonuçta ölüm anlamına geliyor. Çürüme fiziksel ise ölüm de fiziksel ve aslında bu en zararsız olanı. Çürüme ruhta ise ölüm de ruhsal anlamda gerçekleşiyor. Bu etrafımızdaki bir sürü ruhsal zombiyi de açıklıyor.

Ruhsal zombileri gözlerinden anlayabiliriz. Gözlerinin feri gitmiştir, donuk bakarlar. Genellikle yaşamlarının da feri gitmiştir, donup kalmışlardır zamanın bir noktasında.

Ama onlar çok şaşırtıcı bir biçimde çok aktif de gözüküyor olabilirler. Sürekli hareket halinde de olabilirler.

Yalnız, bu hareketlilik çamura saplanmış bir tekerleğin olduğu yerde dönüp durması gibidir.

Olduğu yerde döner durur, boşa döner durur.

Bir şeyi canı gönülden isterken bir türlü eyleme geçemeyen danışanlarım kendi kendilerine çok şaşırıyorlar. “Nasıl olur da çok istediğim bu şeyi yapmam ben?” diye hayıflanıyorlar.

Hatta bazıları onları geriye çeken bilinçaltı kodlamalarının ve bunun yanında eyleme geçmemekle sağladıkları ikincil yaşam faydalarının da farkındalar. Yine de yenemiyorlar eylemsizliği ve tıkanıp kalıyorlar.

Çünkü eyleme geçmiyorlar!

İlk eylem yazmak, çizmektir.

Eylemi önce gönlümüzde oluşturmamız gerekiyor.

Bir süre gönlümüzden geçen eylemleri kağıda dökmemiz çok iyi olur. Bunların mantıklı bir sıra izlemesi gerekmez, bağlantılı olmaları gerekmez, sadece yazılmaları gerekir. Kağıdı istediğimiz gibi kullanabiliriz. Alt alta yazabiliriz, kağıdın bir köşesinden diğerine doğru yazabiliriz, ortadan etrafa yayılan baloncuklar içinde yazabiliriz, çöp adamlar kadınlar çizip onları konuşturabiliriz,... Bu sürece iki hafta verelim.

Gönül eylemlerimiz kağıda tümüyle aktıktan sonra zihnimizde bunları evirip çevirme sürecimiz başlar.

Bu süreyi daha kısa tutalım, minimum üç gün, maksimum bir hafta olsun. Ve bu süreçte de bol bol yazalım.

Eylemlerimizi nerede, nasıl, ne zaman, kiminle/kimlerle yapmak istediğimizi yazalım. Sadece yazalım, farklı farklı nerede, nasıl, ne zaman, kim senaryoları bile yazabiliriz.

Bu aşamayı da aştıktan sonra geri dönemeyeceğimiz randevular ayarlayalım, planlar yapalım.

Bu randevular, planlar bizi bağlasın.

Randevuya gitmediğimizde sürekli aranalım ve tekrar çağrılalım.
Planlar gerçekleşmediğinde bizim dışımızda birileri olumsuz etkilensin... Bu süreçte çevremizin desteğine, yardımına ihtiyacımız var. Destek istemekten çekinmeyelim. Bunu bizim için yapsınlar.

Eylem pratiğimizi destekleyen insanlarla işbirliği bu safhada çok önemli.

Eylem eylemi kovaladıkça ve eylemlerden sonuçlar çıkmaya başladıkça benliğimiz gittikçe daha coşkulu hale gelecektir.

Eylemlerimizi yazmak çizmek ilk, ana zinciri başlatan eylemdir ve ilk coşku bu noktada başlar, gittikçe de artar.

Burada bahsetmemiz gereken diğer önemli iki kavram sabır ve azimdir.

Sonuçlar hemen alınmayabilir. En azından hedeflenen büyük sonuç hemen alınmayabilir. Ama eylemin kendisi kendi içinde başlar, biter ve kendince bir sonuç doğurur.

Eylemin sürecini ve o eyleme ait sonucu doyasıya yaşamamız zaten yaşamın kendisi demektir.

Yaşamın kendisi bizi bizim için en doğru hedefe götürür.

Çok sevdiğim bir sözü mırıldanıyorum kendi kendime son zamanlarda. “Deneyip de başaramamak, deneyip başarmak kadar cesaret gerektirir.”*

Ben tek tek hepimizin içinde deneyip de başaramama cesaretinin olduğuna inanıyorum, ben bize, eylem zenginliğimize inanıyorum...

 

* Anne Morrow Lindbergh, 1906-2001, Amerikalı Pilot ve Yazar

 


Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Çıktı Al

Bernacım

Bugun bu yazıyı okumam tasaduf değil sanırım. Hayellerimin peşinde koşmak için yapmam gereken seyleri çok guzel yazmıssın.
ne demişler harekette bereket vardır.
Gülin Sarıyiğit 05 Eylül 2008 Saat:14:00:44

Başka yerlerde okuduğum, 'Mesele şudur, bunu halletmek için de harekete geçin' vari çözüme odaklı görünümlü olup, aslında bilgilendirmekten ileriye gitmeyen bir sürü yazının ardından müthiş bir heyecanla okudum senin yazını.

Bir bir yapılması gereken adımları sıralaman hataya neredeyse pay bırakmıyor. Bir kişinin en ihtiyacı olduğu şeyin de er ya da geç karşısına çıkacağı fikri de böylece bilincime sağlam bir şekilde yerleşmiş oldu.

Sevgili Berna sabahımı bu denli aydınlattığın, bana en ihtiyacım olan zamanda harekete geçme şevki verdiğin ve bunu tam olarak nasıl yapmam gerektiğini gösterdiğin için sana çok teşekkür ediyorum, şükran duyuyorum.
Alper Rozanes 12 Ağustos 2008 Saat:11:40:57

eylemin önünde de korkularımız var. mesela bendeki \"yanlış bir davranış yapma korkusu\" bunun bir örneği.

başlarda sadece korkumdan özgürleşmek için zihinsel olarak çalışır eylemi bi kenara koyardım ama sonradan \"korkuya rağmen adım at\" anafikirli söylemleri duydukça ve bu önerileri uygulamaya karar verdikçe eylemi önemser oldum, her nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın. tıpkı senin dediğin gibi.

ve sonra, harekete geçince dünyanın sonunun gelmediğini farkettim, yanlış da olsa. ölmüyordum, zarar görmüyordum, canım yanmıyordu, yargılanmıyordum, dışlanmıyordum. oturup kafamda döndürdüğüm endişe senaryoları gerçekleşmiyordu. bu da benim cesaretimi daha da artırıyordu. diyelim ki kafamdaki senaryolardan biri gerçekleşti ama yine de ben kendime gizli gizli saygı duyuyordum :), cesaretli davrandığım için.

paylaştığın egzersiz ve yazının sonundaki o canlandırıcı söz için teşekkürler.

ben de davranışlar/eylem konusunda şöyle bir uygulama yapıyorum. belki hoşuna gider...

parkta yürüyorum örneğin. kendime soruyorum: ŞU ANDA ŞÜKRAN DUYGUSUNU TEMSİL EDEN BİR DAVRANIŞ NE OLABİLİR? hoooop bir-iki-üç saniye derken zihne bir görüntü düşmüş bile. ben de hemen oracıkta bu davranışı gerçekleştriyorum. bu davranış yüzümü gökyüzüne çevirmek, zıplamak, ellerimi birleştirip şükran içerikli cümleler söylemek, ağaca sarılmak vs. şeklinde olabiliyor. bu soru tabi ki genişletilebilir.

mesela diyelim ki hayalim çok iyi derecede ingilizce konuşmak olsun. soruyu ÇOK İYİ DERECEDE İNGİLİZCE KONUŞAN KENDİMİ NASIL HAYAL EDİYORUM? şeklinde sorabilir ve gelen imgeyi hemen oracıkta temsili olarak da olsa gerçekleştirebiliriz.

ilk örnekteki çalışma aslında bence en güzeli. çünkü hem duygu hem de davranış olarak adımını atıyorsun. artık kendinde eksik bulacağın bir taraf kalmıyor. kendini \"bir türlü eyleme geçmiyorum\" şeklinde suçlayamıyorsun. \"az önce geçtim ya\" :) \"aklıma gelir gelmez yaptım hem de\" :) şeklinde gayet kendinden emin bir şekilde cevaplayabiliyorsun o eleştirel içsesini :)

sevgiler, saygılar...
onur sargın 08 Ağustos 2008 Saat:10:44:40

 Toplam 6 yorum var. 1 2  


Yaşam Seni Seviyorum!
Mutluyum, sadece mutlu. Nedeni yok, olduğu gibi, içimden geldiği kadar...  
Heey Ne Duruyorsun?!
Günün Yorumu
Aşkım Ben
Sanat Meditasyondur

  Editörden | Yazarlar | Konuk Yazarlar | Genç Kalemler | Haberler | Röportajlar | Basından | Duyurular | Çekim Yasası | Paylaşımlar | Farkındalıklar | Başarı Öyküleri | Yardım Hattı | Arşiv
Bu site obichim tarafından hazırlanmıştır.