Tarihte Bugün      Alternatif Tarih
   Günün Bilgisi      Günün Komiği
Başarısızlık ecel değil, öğretmendir.
Yenilgi değil, gecikmedir.
Çıkmaz sokak değil, virajdır.

William Word
Yorumlar
 
Dilek Taşçılar

Yazara ait tüm yazılar için tıklayın>

Yüzleş, Kucaklaş ve Özgürleş!
Evren duyguyla arzuladığımız her isteğimize cevap veriyor. Yapmamız gereken tek şey, o an An'da kalmak ve olana bitene izin vermek... Devamı>




Her Gün 40 Bin Düşünce
Basit Farkındalıkların Gücü
Kader Mirası
... Gibi Yaşamak
Evrene ve Enerjisine Güvenin
Sınır Nerede?
Tuğla Duvarlar
Editörden
Yazarlar
Konuk Yazarlar
Genç Kalemler
Haberler
Röportajlar
Basından
Duyurular
Çekim Yasası
Paylaşımlar
Farkındalıklar
Başarı Öyküleri
Yardım Hattı
Arşiv
Eğitimlerimiz
Eğitmenlerimiz
Katılımcı Görüşü
Eğitim Takvimi
Yayınlarımız
 

Giriş İçin Tıklayın


Favorilerime Ekle
Anasayfam Yap
Anasayfa
İnancın Gücü Karakter Boyu:

 
Dilek Taşçılar
10 Haziran 2008

Daha ana rahmindeyken çevresel faktörlerin bizde oluşturduğu 'inanç'lara göre kodlanmaya başlıyoruz..









Yıllarca, önceden belirlenmiş bir kader ile doğduğumuza ve yaşamımızı bu kader ile, istesek te istemesek de sürdürmek zorunda olduğumuza inandırıldık.

Buna bazen 'kader' bazen de 'alın yazısı' dedik.

Onunla, başımız her derde girdiğinde tekrar tekrar tanıştık... Bunu bize doğalmış gibi yaşatan, 'inancımızdı''.
 
Her seferinde 'kader' dedik geçtik...

Geçtik geçmesine de, zihnimizde cirit atan bir sürü sorunun karşısında aciz kaldık....

Nasıl oluyordu da, Tanrı hepimizi eşit severken, her birimizi farklı kaderlerle bu dünyaya gönderiyordu ve neden aynı anne-babadan olan 2 ayrı çocuk birbirinden farklı davranışlar (kaderler) sergiliyordu...

Zihinlerimiz bu ve buna benzer bir sürü soru ile bulanmaya devam ederken...

Kimimiz sorgulamaktan korktuk ve zamanında içimize ekilen inancımızı olduğu gibi kabullendik. Kimimiz kaçtık. Kimimiz de reenkarnasyona sığındık !.. Yine 'inanç' iş başındaydı !
 
Zaten içimize ekilmiş olan kader inancının bir gelişmiş versiyonu olan reenkarnasyon, içimize adeta su serpti.

Öyle ya ! Bu kötü kaderi hak edecek bir şeyleri, bu yaşamda olmasa da evvelki yaşamlarımızdan birinde yapmış olmalıydık ve şimdi ödeşme zamanı idi !

Ya da, bu yaşamda çektiğimiz acılar, bir sonraki yaşamda mutluluk ile ödüllendirilecekti. O zaman bu acıları şimdi seve seve çekebilirdik !
Oh be ! Nihayet cevapsız soru kalmamıştı!.. Bu duyguyu bize yaşatan, gene ''inancımızdı''.
 
Oysa yine bir kader inancı tuzağına düşmüştük !

Tek farkı, bu seferkinin, evvelkinin daha da gelişmiş versiyonu olması idi !
 
Sonraları ise bu inancı da sarsacak yeni yeni bilgilere ulaştık.

Örneğin ana rahminde geçirdiğimiz 9 ay boyunca, ilk kader kodlamalarımızın, anne-baba (çevre) tarafından yapıldığını duyar olduk...
Akabinde, Değerlilik ve Yeterlilik kavramları ile tanıştık ve ne anlama geldiklerini, hangi kodlamalara nasıl ve ne zaman sebep verdiklerini öğrendik.

O güne kadar, bütün bu kodlamaların, bilinçaltını kasetlerle doldurduğundan ve bu kasetlerin hayatımızı cehenneme çevirdiğinden habersizdik !

Düşünsenize... Daha ana rahmindeyken çevresel faktörlerin bizde oluşturduğu 'inanç'lara göre kodlanmaya başlıyorduk.

Yani daha doğmadan 'inanç' ile tanışıyorduk !
 
Bu yeni bilgilerden sonra zihnimizde yine bir sürü soru dolaşmaya başladı. Ben kendi adıma, daha detaylı ve daha aydınlatıcı bilgi edinmek istiyordum.

Bu içerikte olduğunu tahmin ettiğim bazı kitapları karıştırırken, çekim yasası iş başına geçti ve Dr.Bruce H. Lipton'un yazmış olduğu 'İnancın Biyolojisi' adlı kitabı kendime çektim... Kitap kesinlikle bir bestseller niteliğinde...

Kitapta yer alan bir bilgiye göre, anne-baba arasında yaşanan bir kavganın yarattığı öfke nöbeti esnasında, ana rahminde olan bebek, bu duruma 'sıçrayarak' tepki veriyordu. Bu beni çok etkiledi... Kulağa çok acımasızca geliyordu...

Korumasız bir bebek, daha doğmadan, şiddet ve öfke ile tanışıyordu.
Bu ve buna benzer daha nice bilgiyi bu kitapta okurken, birden öfke duydum...

Evren-Doğa-Tanrı veya adını siz koyun, nasıl oluyor da bu kadar acımasız olabiliyordu ?

Savunmasız bir bebek hangi amaç uğruna bu kadar etkilenmek zorundaydı?

Kitabın ilerleyen sayfalarına geldiğimde yazar bunu şöyle cevaplıyordu:
'Doğacak olan bebek, yaşamını o anne-baba ile geçireceğinden, o ortama daha anne karnındayken uyum sağlamaya başlıyordu'.
Yani bu, bebeğin iyiliği içindi!

Doğduktan sonra yaşayacağı yeni ortama uyum sorunu çekmemesi için bu gerekliydi.

Benim büyük haksızlık olarak algıladığım şey, doğanın bizlere sunduğu bir armağan idi sadece !

İşte o an bir kez daha o müthiş Bütün'ün gücüne hayran kaldım.
 
İşte inanç kalıplarımız, bebeğin 'sıçrama' örneğinde olduğu gibi, ana rahminden itibaren, tek tek oluşmaya başlıyor. (Hatta Dr.Lipton'a göre, bu kalıpların oluşması daha da önce başlıyor.)

Bebek şiddet dolu bir ortama geleceğine inanarak doğuyor ve bilinç altında ilk davranış (kader) kaseti oluşuyor.

O ortama uyum sağlamak için stresli bir bebek doğuyor ve o da aynı anne-babası gibi hırçın davranışlar sergilemeye başlıyor.

Bunu ona yaptıran 'inancından' başkası değil!

Ve bu inançları oluşturanlar, önde anne-babamız olmak üzere, tüm çevre!

Bugüne kadar bizlere anlatıldığı gibi 'Yaradan' değil...
 
Bebek büyüyene kadar daha nice kader kaseti oluşuyor ve o hep kaderini yaşamak zorunda olduğuna 'inanıyor'. Boyun eğiyor...Kendinden başka herkesi suçluyor... Çareyi hep dışarıda bir yerlerde arıyor.

Kaderin değiştirilebilir bir inanç olduğunu ve bunu değiştirecek gücün kendisinde olduğunun farkında olmadan....
 
Peki Dr.Lipton'un da dediği gibi, bize şu anki kaderimizi yaşatan inançlarımız ise, o zaman neden inançlarımızı değiştiremeyelim ?

İnancın gücü bu kadar yüksek ise, bunu neden avantaj olacak şekilde kullanmayalım?

Neden kendimizi yeniden programlamayalım, yeni kasetler oluşturmayalım ?
 
Evet, bu kitap bana, kadere ait tüm 'inançlarımı' sorgulattı.
Kaderin değiştirilebilir bir şey olduğunu öğretti !
İnanç'lar her zaman çok güçlü olduklarından, değişiklik yapmak da bugünden yarına olmayacaktır.

Ama gerçekten istersek, yapabileceğimizi biliyoruz !
 
Kim bilir, daha bilmediğimiz ve öğreneceğimiz neler var... Sabırsızlıkla bekleyeceğim !
 
 
Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Çıktı Al

Sevgili Ayşe,
Dr.Lipton'a göre, biz ana rahmindeyken, çevre faktörü ile oluşan ilk kaderimiz, bizi doğduktan sonraki yeni ortama uyum sağlayabilmemiz için destekleyen bir kader kalıbı. Ancak bu ilk kader oluşumunu bir ömür boyu taşımak/kabullenmek zorunda değiliz, bunu sadece hayata giriş açısından bir basamak olarak kullanmalıyız. Bu basamak işlevini tamamladığında, artık onu daha fazla taşımak zorunda değiliz. Oysa hepimiz hala bu kader kalıbı ile yaşadığımızdan, yaşamdan aldığımız doyum diplerde. Dr. Lipton'un, hücreyi ve hücre zarını inceleyerek, bilimsel olarak ta ortaya koyduğu gibi, kaderimizi inanç kalıplarımızı değiştirerek, bilinçli olarak değiştirebiliriz.
Yazara göre, daha yüzeyzel travmaların oluşturduğu kasetleri kendimiz değiştirebiliriz, ancak derin travmalarda (ki hepimizde bunlardan var) bir uzmanın desteği ile gereken değişikliği yapma şansımız var. Bu anlamda kaderimiz bizim elimizde, değiştirmeyi seçsek te seçmesek te.
Bir de şu açıdan bakmalıyız, var olan inançlarımız kaderimizi tayin ediyorsa, ki ancak inançla yapılan işler başarılı olabiliyor, o zaman bizi destekleyen veya köstekleyen inançlarımızı seçmek, bizim seçimimize bırakılmış durumda.
Yani, neresinden bakarsak bakalım, kaderimizi kendimiz inşa ediyoruz.
dilek taşçılar 24 Haziran 2008 Saat:15:42:56

Kaderin bizim elimizde olduğu tam olarak doğru değil o halde. Çünkü daha doğmadan ve yeni doğduğumuzda çevremizde olup bitenlerin etikisinden, tek başımıza sıyrılabilmek mümkün değil gibi. Özetle güçlü olup, (şayet öyleyse) kötü geçmişin etkisinden sıyrılabilirsek, hayatın dümenini de ele almış oluyoruz, doğru mu?
Ayşe Çeliktenyıldız 18 Haziran 2008 Saat:17:39:11

muhtesem bir kitap sizinle bulusmak burdan ve bu kitabin tanimini sizden dinlemek,okumak ve yasamima uyarlayacagim an.Evet cok istedigim tum sorularimin cevabani verdiginiz icin size cok tskler..Sglikli bedeninizde TANRI SIZI ISIGINLA AYDINLATSIN,SEVGISIYLE DONATSIN.....
filiz ogut 14 Haziran 2008 Saat:14:03:22

 Toplam 10 yorum var. 1 2 3 4  


Ben Seni Seçtim, Babamsın!
Tanrı, kuluna yardım ederken araya birçok aracı koyarmış ve bir şeyi ne kadar çok istediğini hep sınarmış,derler.
Sev Çünkü Hayat Çok Kısa
Yaşamın Neresindeyiz?
Unutmamamız Gerekenler….
Elvedalar Limanı

  Editörden | Yazarlar | Konuk Yazarlar | Genç Kalemler | Haberler | Röportajlar | Basından | Duyurular | Çekim Yasası | Paylaşımlar | Farkındalıklar | Başarı Öyküleri | Yardım Hattı | Arşiv
Bu site obichim tarafından hazırlanmıştır.