Saim Koç
26 Şubat 2008
Gerçek özgürlük, başkalarının özgürlüğünü kendi özgürlüğünün teminatı olarak görmekten geçer.
Toplumun gündeminde bir süredir esas olarak erkeklerin tartıştığı, gerçekte ise kadınların tartışması gereken bir konu var.
Bizim sitede kadın yazar sayısı erkeklerden daha çok olmasına rağmen (kadın sorunları üzerine duyarlı az sayıda kadını bir kenara koyarsak) kimse bu konuya değinmedi. Sanki böyle bir sorun yokmuş gibi, sanki bu konu öncelikle kadınları ilgilendirmiyormuş gibi.
Kadınlar sustukça erkekler konuşmaya devam edecek; kadınların ne yapmaları gerektiği üzerine ahkâm kesmeye devam edecek. Tıpkı şu anda benim yaptığım gibi.
Türban tartışmasından bahsediyorum; kadınların nerede nasıl giyinecekleri tartışmasından.
Kadının etek boyuna, dekoltesine babasının ya da kocasının karar verdiği bir sistemde başını örtüp örtmemesi gerektiğine erkeklerin karar vermesi çok doğal geliyor bize.
Kadınlar!
Bireysel olarak kendinizi geliştirmeye öylesine odaklanmışsınız ki çevrenizde olup bitenlerin farkına bile varmıyorsunuz. Tabii ki haberlerden haberiniz var, türban tartışmasına aşinasınız. Ama sessizsiniz. Beni endişeye sevk eden de bu sessizliğiniz.
Ama bundan daha da önemlisi, toplumsal sorunlara duyarsız yaşamı tehlikeli buluyorum.
Gelişkin bir insan sadece kendi yaşamına odaklı yaşayamaz.
Gelişkinliğimiz, çevremize olan duyarlılığımız ölçüsündedir.
Bir bitki için toprak ne anlam ifade ediyorsa, bir insan için yaşadığı toplum aynı şeydir.
Bitki topraktan beslenir; toprak da bitkiden. Bitkiyle beslenmeyen toprak zayıftır, orda hayat yeşermez.
İnsan da beslemediği topraktan (toplumdan) beslenemez.
Peki, en verimli toprağı (toplumu), bizi en sağlıklı besleyecek toprağı nasıl ortaya çıkarırız? Onu sağlıklı fikirlerle besleyerek.
İhtiyacımız olan, başımızın üstünü kapatma yasağı değil, başımızın içindeki engelleri kaldırma özgürlüğüdür.
Ben bir toplumun yasaklarla bir yere varacağına inanmıyorum. Yasakların kendi toprağımızı kışırlaştırdığını düşünüyorum.
Bazılarınız, “İyi ama bazı özgürlüklerin önü açıldı mı, daha net ifadeyle, türban yasağı kalktı mı ucunun nereye varacağı kestirilemez” türünden endişelerle yasakları savunuyorsunuz. “Şimdi türbanlılara tanınan özgürlük, yarın bizim önümüze açılma yasağı olarak dikilebilir” türünden kuşkularınız var.
Ama zaten her yasağın kendine göre “mantıklı” bir gerekçesi yok mudur?
Herkes kendi fikrinin en doğru olduğunu düşünebilir, burada bir sorun yok, sorun, herkesi bu fikrin altında toplamaya çalışmakta...
Aslında sorun örtü değil, o sadece bir simge. Örtüyü örtmeniz ya da örtmemeniz sorunu değiştirmez. Ve asıl korkulan da o; simgenin altına saklanmış yasakçı zihniyet.
“Bu zihniyet ilk fırsatta giyinme özgürlüğümüzü elimizden alacak, o zaman neden ona özgürlük tanıyalım ki” düşüncesi sizi de yasakçı yapıyor.
Ne farkınız kalıyor karşı çıktığınız zihniyetten? Gerekçenizin sizin yasakçılığınızı meşru kıldığını mı sanıyorsunuz?
Özgürlük mü istiyorsunuz?..
Yasakları savunarak asla özgür olamazsınız!
Gerçek özgürlük, başkalarının özgürlüğünü kendi özgürlüğünün teminatı olarak görmekten geçer.
Yasaklar, papatyaların lalelere, “Bu bahçede sadece papatya olarak yaşayabilirsin” demesinden farksızdır ya da kendini papatya, farklı olanı ayrık otu sanmaktan.
Sırf papatyalardan oluşan bahçe daha mı güzel sanki?
Kadınlar!
Başının içi örtülü olmayan hiç kimse özgürlüğü yasaklarda aramaz.
Hayatı yasaklanmış kadına bir yasak daha koyarak kendinizi özgürleştiremezsiniz.
Başınızdaki örtüyü kaldırmış olmanız sizi özgür kılmıyor, gerçek özgürlüğü başınızın içini örten örtüyü kaldırdığınızda yaşayacaksınız.
Ve kadınlar!
Örtmeye çalıştığınız sadece başınız mı?
Yasaklara mı karşısınız, türban yasağına mı?
Başınızın üstünü örtmeye değil, başınızın içindeki örtüden özgürleşmeye ihtiyacınız var.
Hayatı yasaklanmış kadının türban takma özgürlüğü istemesi ne garip çelişkidir?
Tüm kadınlar!
Bütün örtülerinizden özgürleşin! Çünkü sadece erkeklerin değil, insanlığın özgürleşmesi sizin özgürleşmenizden geçiyor.
Son olarak, burada söylediklerimin çok daha fazlası için Nil Gün’ün Kuraldışı ve Ötesi kitabını hararetle öneririm.