Tarihte Bugün      Alternatif Tarih
   Günün Bilgisi      Günün Komiği
Başarısızlık ecel değil, öğretmendir.
Yenilgi değil, gecikmedir.
Çıkmaz sokak değil, virajdır.

William Word
Yorumlar
 
Berna Esin

Yazara ait tüm yazılar için tıklayın>

Ben olmasaydım?...
Varlığım evrenin bana armağanıdır ve varoluşum, ilk anımdan bu ana, kendime ve tüm evrene armağanımdır. Devamı>




Neden Ben?...
Reddedilenler Vadisi
Kartal Gençken Yeniden Doğsa
Sistemden Beslenenler
Biraz Dedikodu Yapalım!
Kahramanlığın Şartı
Evren Şaka Yapar
Editörden
Yazarlar
Konuk Yazarlar
Genç Kalemler
Haberler
Röportajlar
Basından
Duyurular
Çekim Yasası
Paylaşımlar
Farkındalıklar
Başarı Öyküleri
Yardım Hattı
Arşiv
Eğitimlerimiz
Eğitmenlerimiz
Katılımcı Görüşü
Eğitim Takvimi
Yayınlarımız
 

Giriş İçin Tıklayın


Favorilerime Ekle
Anasayfam Yap
Anasayfa
Kaybettiklerimiz Karakter Boyu:

 
Berna Esin
17 Ocak 2008

Her şeyin değerini ancak kaybettiğimizde anlıyoruz. O zaman da çok geç oluyor...

Bir ay kadar önce arkadaşlarımla akşam yemeğine çıktım. O günlerde  hapşırmalarla yoklayan bir gribin başlangıcındaydım... Yemek sırasında ateşimin yükseldiğini hissettim ama ortam o kadar keyifliydi ki umursamadım... Bir süre sonra yüzümün sağ tarafı doldu sanki. Bu da önemli değil, diye düşünürken birden arkadaşlarımın sesleri birbirine karışmaya başladı.

Beynimdeki stereo sistemde problem yaşıyordum. Seslere odaklanamıyordum. Bana neler oluyor derken sadece sol kulağımla duyabildiğimi farkettim. Bunu keşfettiğim an donakaldım. Kaybettiğim sadece tek kulağımın duymasıydı ama ses algılamam tamamen karışmıştı. Arıza olan taraftan gelen sesleri duyamadığım gibi, aynı anda konuşanların seslerini ayırtetmem de çok zorlaşmıştı... Üstelik kendi sesimi de ayarlayamıyordum; ya bağırır gibi konuşuyordum ya da kısık sesle.

Bunu yaşadığım an, tanıdığım genç bir kızın kendine ilgi gösteren, aslında kendisinin de pek kayıtsız olmadığı bir gençle ilgili söyledikleri çınladı beynimde: “Her şeyi iyi güzel de tek kulağı duymuyor. Bu sosyal yaşantımızı etkileyebilir.”... Gencin özelliklerini anlattıkça ne kadar birbirlerine uygun olduklarını o da  anlıyordu ama hala duymayan o tek kulağa takılıp kalıyordu.

Ben kaybettiğim işitme gücümle tek kulağın ne kadar değerli olduğunu anladım o akşam. 

O genç kızın da o delikanlının değerini anlaması için onu bütünüyle kaybetmesi gerekiyor olabilir mi?...

Pek çok emeklinin bir zamanlar sürekli şikayet ettikleri işlerini nasıl yana yakıla aradıklarına çok şahit olmuşumdur.

Kendilerine acımasızca yüklenen insanlar da gün gelip beden dayanmadığında, sağlıklarını kaybettiklerinde, sağlıklı her nefesin önemini anlarlar.

Çocuklarının büyüyüp hayırlısı ile çoluğa çocuğa karıştığını görmeyi arzu eden ebeveynler, daha doğrusu bu hedefle yaşayan ebeveynler, süreci yaşamadıklarında ve tek başlarına kaldıklarında çocuklarının her yaşının aslında dolu dolu yaşanması gerektiğini idrak ederler.

Size zalimce gelebilir ama sahipken değerini bilemediklerimizi kaybetmemiz gerektiğine inanıyorum.

Bu hayata kendimizle ve yaşamla ilgili bir şeyler öğrenmeye geldiysek, değer bilmeyi nihai ve en etkili öğrenme şekli kaybetmek.

Bu ise acıyı doğru bir süreçle yaşamayı ve doğru dersleri çıkarmayı gerektiriyor.

Kaybetmeyi bir organ kaybı ile yaşayanların yaşam deneyimine grip olduğum günlerdeki kısmi duyma kaybımla azıcık yaklaştım. Önce dengenin bozulması, her şeyin karışması, sonra bedenin dengesini yeni sisteme göre tekrar bulması... Benzer durumları yaşayan bireylere saygım sonsuz. Bunu içselleştirerek, özümseyerek yaşam yoluna azimle devam eden bireylere ise şapka çıkartıyorum. Onların çok özel olduklarına inanıyorum.

Onlar kaybetmeyi ve her gün bu kayıpla yaşamayı biliyorlar. Kendilerine acımadan, sahip olduklarına her gün şükrederek yaşam yolunda ilerliyorlar. Onların yaşam deneyimlerinden öğrenecek çok şeyimiz var.

Beyaz adamlar ve kızılderililerden oluşan bir grupla ilgili bir hikaye vardır: Beyaz adamlar kızılderililerle beraber hedeflerine doğru ormanda hızla yol alırken kızılderililer birden dururlar ve otururlar. Beyaz adamlar şaşırır, hatta kızarlar, “Neden durdunuz?” diye sorarlar. Kızılderilirler sakince cevaplarlar: “Ruhlarımız çok gerilerde kaldı.”.

İşte aynen böyle!

Bazen de hayat yolumuzun bir yerlerinde kendimizi kaybediyoruz.

Bazen çok hızlı giderken, bazen gerilerde kaldığımızda. On yaşımızda neyi hayal ediyorduk, onsekizimizde yaşam amacımız neydi, yitip gidebiliyor. Bu kaybediş belki de en ağırı.

Çünkü farkına vardığımızda ne yazık ki yaşamımızın son saniyesinde olabiliyoruz!... 


Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Çıktı Al

Sahip olduğum herşey için hayata ve kendime teşekkürlerimi sunuyorum. Bu yazıyı okuyan gözlerime, algılayan ruhuma ve aklıma...Kıymet bilen yüreğine sağlık...
selen servi 17 Ocak 2008 Saat:12:48:27

Berna'cım harika bir yazı, o kadar güzel anlatmışsın ki ruhumuzla işbirliği yapmamız gerektiğini, her anın ne kadar değerli olduğunu..sevgiler.
necla kadıyoran 17 Ocak 2008 Saat:11:19:22

Fevkalade bir yazıydı.yüreğine sağlık.hayatı ertelememek,anı yaşayabilmek bundan daha güzel anlatılamazdı diye düşünüyorum.Sevgiyle kal.
ayşe seyer 17 Ocak 2008 Saat:00:25:23

Gül Kokulu Sevgili
Yine dokunabilseydim sana, bir kez daha ''Seni Seviyorum'' diyebilseydim. Seni geç tanıdım...
Ya Öyle Ya Böyle Ülkesinde
Cemo Can
Olumlu Duygular
KIZIM

  Editörden | Yazarlar | Konuk Yazarlar | Genç Kalemler | Haberler | Röportajlar | Basından | Duyurular | Çekim Yasası | Paylaşımlar | Farkındalıklar | Başarı Öyküleri | Yardım Hattı | Arşiv
Bu site obichim tarafından hazırlanmıştır.