Selen Servi
02 Kasım 2007
Biz artık sadece nereye gittiğimize odaklanıyoruz.
Genelde tartışmalarımızın bir yerinde geçen, son dönem dilimize giren ifadelerden; “Kendine gel”
Başkalarını alıştırdığımız gibi davranmadığımızda,
Akla mantığa bürünmüş ifadelerimize artık duygu kattığımızda,
Nerede olduğumuzu bilmediğimizde, kendimize gelmemiz salık verilir oldu.
Yani illa ki karşı tarafı şaşırttığımızda duyar olduk bu sözü: “Kendine gel”
Böyle değildik ki, nerden çıktı şimdi bu tavır, bu söz, bu yaklaşım? Nereden geldiğimizi hatırlamıyor muyuz yoksa? Hemen kendimize gelmeliyiz, yoksa değerler sallanır, kökler çatırdar, geçmiş yer ile yeksan olur.
Kime anlatalım, hanginize söyleyelim geçmiş zaman bekçileri?
Nereden geldiğimizi hatırlıyoruz ama ilgilenmiyoruz ki artık!
Biz artık sadece nereye gittiğimize odaklanıyoruz. Ondan sorumluyuz. Bu sorumluluğu taşımayı seçiyoruz ve sizin yüklediklerinizi bir bir bırakıyoruz yol kenarlarına…
Gelelim elbette, hep beraber kendimize gelelim. Bu içi boşalmaya yüz tutmuş ifadenin değerini hatırlayalım. Size de hatırlatalım.
Kendimize dönelim, var oluşumuzu sorgulayalım.
Hayat serüvenimize içimize giden yoldan devam edelim.
Ana yoluna bağlanalım yaşamımızın, tali yollardan çıkıp.
“Kendimize gelmeye kaç durak var?” diye soralım uğradığımız ilk kır kahvesinde.
Periler, cüceler, nergisler, yaseminler arasından Zümrüd-ü Anka Kuşu cevap versin:
“Yolculuğun tadını çıkar, uğradığın her durak sana hediye” diye.
Oradan kanatlanıp bulutlara çıkalım, salıncak kuralım aya, güneşle eriyen nane şekeri olalım. Yağmur olup çocukların üzerine yağalım şeker tadında…
Hayatlara dokunalım. Tat olalım, koku olalım, ışık olalım…
O gün gelip de “kendimize vardığımızda”, kendimizden geçelim.
Bir olalım…