Tarihte Bugün      Alternatif Tarih
   Günün Bilgisi      Günün Komiği
Ateşi daima su ile korkuturlar fakat
suyu hiç ateşle korkutabilirler mi?

Mevlana
Yorumlar
 
Özden Horan
ozdenhoran@gmail.com
Yazara ait tüm yazılar için tıklayın>

Ruhunla Sev
İnsan denilen muhteşem varlık, sadece bedenden ve bilinçten ibaret değildir. Onu görkemli kılan ruhunun güzelliğidir. Devamı>




Anlatın Onlara
Yitirilen Renkler
Annem Derdi ki…
Uzun Zaman Oldu
Tuhaf Bir Birliktelik
Sandım ki...
Küçüğüm
Editörden
Yazarlar
Konuk Yazarlar
Genç Kalemler
Haberler
Röportajlar
Basından
Duyurular
Çekim Yasası
İtiraf Ediyorum
Farkındalıklar
Başarı Öyküleri
Yardım Hattı
Arşiv
Eğitimlerimiz
Eğitmenlerimiz
Katılımcı Görüşü
Eğitim Takvimi
Yayınlarımız
 

Giriş İçin Tıklayın


Favorilerime Ekle
Anasayfam Yap
Anasayfa
Kim O? Karakter Boyu:

 
Özden Horan
01 Mart 2008

Cevabını bilmediği bir soruyla baş başa kalmış, tüm dikkatini kendine vermişti.

Kapıyı çaldı. İçeriden bir ses:

- Kim O ? dedi.

Evet . Ne zor bir soruydu bu böyle! Kimdi O? Kendini nasıl tanıtacaktı şimdi?

Kim olduğunu kendisi bile bilmezken . “Benim!” dese yeterli olur muydu? O zaman da “Sen kimsin?” demez miydi ?

Kapının ardındaki sese içten içe kızmaya başladı. Kapıyı açsa ve kim olduğunu görse , böylelikle cevabı düşünmek zorunda bırakılmasa ne kolay olurdu?

Hiçbir şey demeden  hızla oradan uzaklaştı. Cevabını bilmediği bir soruyla baş başa kalmış, tüm dikkatini kendine vermişti. Hızlı adımlarla yürüyen bir bedendi. Dışarıdan bakan gözler onun şu anda yetişmesi gereken bir yer olduğu için acele eden birisi olarak görüyor olmalıydılar. Ya da aklında çok önemli bir şeyi tasarlamakla meşgul olan düşünceli birisi. 

İşte..Yine aynı hatayı yapıyordu. Çevrenin kendisiyle ilgili düşüncelerini tahmin etmekle vakit geçiriyordu. Oysa onun aradığı cevap etrafındakilerde değildi ki. Kendisinin kim olduğunu bulmayacak mıydı? Bunu ondan başkası yapmayacaktı, yapmamalıydı da. Toparlandı. Verilmesi gereken bir cevabı vardı.

Kimdi O? 

Yıllar öncesine gitti. Nedense şu andaki haliyle düşleyemedi kimliğini. Çocukluğunda yapmaktan zevk aldığı oyunlar geçti aklından. Evlerinin önünde kocaman bir erik ağacı vardı. Bu ağacın gövdesi çocukların kolaylıkla çıkabileceği şekilde tasarlanmıştı sanki. O da erik  ağacının  kendisine sunduğu bu imkanı sonuna kadar kullanıyor , ilk fırsatta tırmanabileceği son noktaya kadar çıkıyor, dalından erikleri yerken, manzaraya da bakmayı ihmal etmiyordu. Herkesten yukarıda aşağıda olan biteni izlemek çocuksu bir mutluluk veriyordu ona. Şimdinin gözleriyle geçmişe baktığında bu erik ağacının aslında kendi hayatını simgelediğini fark etti.

Neden onca oyun dururken, erik ağacına tırmanma oyunu aklına takılmıştı ki? Bunun bir sebebi olmalıydı. Ürperdi. Dikkatini ağacın gövdesine verdi. En aşağılara…Gövdenin toprağa vedalaştığı noktaya.

Hayatının başlangıcına. Gövde yukarılara doğru ilerledikçe o da büyümüştü. Çocukluğun getirdiği safiyanelik azalmış, dümdüz ilerleyip büyüyeceğini sanırken, dallar çıkmıştı karşısına. Yukarılara doğru ilerlemek için bu dallara anlam vermesi gerekiyordu. Sağdakini mi seçmeliydi? Yoksa soldakini mi? Yo yo…Şu dal daha güzel görünüyordu. Evet evet bu dal daha sağlam gibiydi.Hay aksi! Kurumaya yüz tutmuş olan bu dalı bırakma zamanı gelmişti. Düşmeden hemen kendine yeni bir dal daha bulması gerekiyordu. Tamam yakalamıştı dalı. Güvendeydi artık. Yukarıya erişmek için sırada hangi dal vardı acaba? Ağacın bu kısmı çok rahat geldi ona. Belki de burada biraz mola vermeliydi. Çünkü zirveye daha çok vardı. Her dal arayışı, onu bulup yakalayışı , bırakışı hem zevkli hem de yorucuydu. Aslında keşke hep bu noktada dursa , başka dal aramak zorunda kalmasa ne iyi olurdu. Ama o zamanda oyun bozanlık etmiş olurdu. Zira oyunun kuralı zirveye ulaşmak da saklı idi.  Sahi? Bu oyunu kim kurgulamıştı? Bu ağacın dallarını kim belirliyordu? Dalların seçimini yaparken sadece aklından , kalbinden, hislerinden  mi yardım alıyordu? Başarısızlıkla sonuçlanan dal seçimleri de olmuyor değildi. Ama her seferinde yere düşmeden ağaçta kalmayı becerebiliyor, biraz sendelese de ilerlemesine devam ediyordu. En tepeye çıkıp oradan manzaraya bakmak muhteşem olacaktı. Daha da önemlisi zirveye çıkabilecek miydi? Hadi başardı diyelim. Peki sonra gidilecek neresi vardı?

Gülümsediğini fark etti. Büyümüştü belki ama hala o çocuk gibi ağaçta oynayıp duruyordu. O erik ağacı hayatının ta kendisiydi. Ona sunulan yaşamdı. Dallar ise önüne çıkan seçenekleriydi. “Başka çarem yoktu” dediği zamanlarını düşündükçe ne kadar yanıldığını farketti. Oysa başka çaresi vardı, başka seçenekleri de. Çünkü ağaç da ona ait olan bir dolu dal yok muydu? Seçme şansı hep vardı. Ve o da hep seçmişti. Şu ana kadar seçtirildiği yanılgısına düşmüştü hepsi bu. 

Hayatı , ağaç kadar gerçek, seçenekleri ,dallar kadar çoktu. Bazen kuru bir dalı seçmiş ve tökezlemişti. Bazen sağlam bir dalda dinlenmiş, başına değen olgun eriklerin tadına bakarak neşelenmişti. Ama her seferinde yoluna devam etmişti. Şu anda da olan buydu işte. Hayatı , zirveye ulaşmak için gidilen bir yoldu. Son noktaya kadar yükselip yükselemeyeceğini kestirmek güçtü belki ama ona biçilen nefes sayısı kadar ilerleyecekti.

Artık kendini daha iyi hissediyordu. Nereden gelip, nereye gittiğini anlayabiliyor, hayata geliş amacının, varoluş sebebinin neler olabileceğine dair ipuçlarını toparlayabiliyordu. Tek yapması gereken kendi ağacını bulmak ve dalları seçerek ilerleme cesaretini gösterebilmekti. Şu ana kadar seçtiği yanlış dallar onu kısa vadede üzdüyse de daha iyilerini bulmaya teşvik etmek adına  uzun vadede faydasını görecekti. Yaşadıkları hayatının sebebi değildi. O sebepleri yaratan kendisiydi. O zaman kontrol ondaydı. O olmadan ne ağaç vardı , ne dal, ne de erik.

O halde şu anda yeni bir ağaç bulmakla işe başlayabilirdi. Erik ağacına pek güven olmuyordu. Zira dalları oldukça kırılgandı. Sağlam başlangıçlar yapmak ve geçmişinden bugüne taşıdığı tüm kamburluğu sırtından atmak için  dayanılmaz bir istek duyuyordu. Etrafına bakındı, yaprakların hışırtısına dikkatini verdi. İçinden yeni ağacına “Hoş geldin hayatıma” dedi.

 Kendini hiç olmadığı kadar güçlü hissediyordu artık.

Kaldığı  yere geri döndü. Kapıyı çalmaya hazırdı. Yine aynı ses duyuldu kapının ardından:

- Kim O ?


Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Çıktı Al
Gül Kokulu Sevgili
Yine dokunabilseydim sana, bir kez daha ''Seni Seviyorum'' diyebilseydim. Seni geç tanıdım...
Hayattaki Hedefiniz Nedir?
Hayat Yolculuğunda Rötar
Adım Adım Ali
Bütün Olabilmek

  Editörden | Yazarlar | Konuk Yazarlar | Genç Kalemler | Haberler | Röportajlar | Basından | Duyurular | Çekim Yasası | İtiraf Ediyorum | Farkındalıklar | Başarı Öyküleri | Yardım Hattı | Arşiv
Bu site obichim tarafından hazırlanmıştır.