Tarihte Bugün      Alternatif Tarih
   Günün Bilgisi      Günün Komiği
Başarısızlık ecel değil, öğretmendir.
Yenilgi değil, gecikmedir.
Çıkmaz sokak değil, virajdır.

William Word
Yorumlar
 
Badegül Kılınç

Yazara ait tüm yazılar için tıklayın>

Bir Kız Doğdu Diyeler...
Adımız kötüye çıkmasın diye saklanan aile sırları, tutulmamış yaslar, çözümlenmemiş düğümler nasıl da gelecek nesillerin önünü tıkar... Devamı>




Şefkatli Bir An
Pudralı Ayna
Ya Da…
Ve Uzattı Elini…
Anlat Çocuk…
Çingene Pembesi
Kırlangıç Fısıltısı
Editörden
Yazarlar
Konuk Yazarlar
Genç Kalemler
Haberler
Röportajlar
Basından
Duyurular
Çekim Yasası
Paylaşımlar
Farkındalıklar
Başarı Öyküleri
Yardım Hattı
Arşiv
Eğitimlerimiz
Eğitmenlerimiz
Katılımcı Görüşü
Eğitim Takvimi
Yayınlarımız
 

Giriş İçin Tıklayın


Favorilerime Ekle
Anasayfam Yap
Anasayfa
Kızgınlık mı?...Yassak! Karakter Boyu:

 
Badegül Kılınç
29 Mayıs 2008

Durgun kirli sudur içindeki, günden güne artan. Altı bataklıktır...

 







İçte kalanlar…
‘Ufacık bir olay, büyütmeye değmez.’
‘Neyse, huzurumuz kaçmasın.’
‘Önemsiz, üstünde durmayayım.’
‘Geçer nasılsa, şimdi ortamı bozmayayım.’

***

Ve geçer gerçekten de zaman. İçine attıklarına yenileri eklenir. Eklenen her cümle bir öncekini daha da uzatır, nihayet ilk cümle anlamını unutur ve fakat  sonradan gelen diğer cümlelerde, kendini bambaşka gerçekleştirir.

İfade edilmeyen incinme kırgınlığa dönüşür, camdaki çatlak misali. Önce ufacık bir taş değer cama, cam çatlar, çatlak yavaş yavaş ilerlemeye başlar. Önünü keskin bir şekilde, keskin bir aletle çizmediğin sürece, camı tamamen kırana kadar devam eder bu kırılma. Ve bummm…Etrafa saçılan cam kırıkları… ki hem küçücüklerdir hem de çok tehlikelidirler.

İncindin, sustun. O bildik cümleleri sıraladın. Zamanla, olayı unuttun o insanla ilişkin sürerken. Ara sıra ufak problemler olur aranızda. Şakayla karışık bir çeşit iğnelemeler başlar belki de. ‘Şaka canım, aaa ne olacak? Amma da kırılgansın!’ sık sık dudaklarından dökülmektedir artık.

İlerler zaman…İşte son damla da gelmiştir bardağı taşıran, aranızda yaşanan ufacık bir terslikle. Olaydan kat be kat büyüktür verdiğin tepki. Ne olup bittiğini anlamadan, saldırgan, bıçkın delikanlı kelimeler, hedefe doğru hızla sıralanır. Karşındaki şaşıp kalır
‘Bu kadar tepki için ne yaptım ki?’ derken kendi kendine.

İlk kırgınlık, kızgınlık anı ile son yaşanan patlama arasında iki kişi de aralarında görünmez bir duvar varmış duygusu yaşar aslında, ‘sebebi bilinmeyen’ bir kopukluk vardır ilişkide, serin bir hava eser de kimse üstünde durmaz, hırka üstüne hırka giymeyi yeğler üşümemek için. Anlamak, yüzleşmek istemez. Bilmek sorumluluk getirir. Nedeni bulunduğunda sorunun, çözüme gitmemek ağır gelir insana.

Kızgınlığını anlatmak mı? ‘of offff çok zor’dur.

Neden zordur peki?

- Çocukken, evinizde ihtilal ilan edilmiş ve generaller ‘Kızgınlık mı?...Yassak dedik ya!’ naraları atmış olabilirler mi’

- Kızgınlığını ifade etmenin bedeli ağır bir şekilde ödetilmiş olabilir mi, tazecik bedenine ve duygularına?

- En yakınlarından red, kaybetme telkini almış olabilir misin, suyun,besinin olan sevgi, güven, onay ihtiyacındayken?

- ‘Kızmak kötü, ben kızgın bir çocuğum, ben kötüyüm’  üçlemesini yaşamış, yaşattırılmış olabilir misin?

Ve böyle bir sonuçtan yola çıkıp ’Öyleyse kızgınlığımı saklamalıyım ki kötülüğümü anlamasınlar. Ya fark ederlerse! Aldığım tepkiyle, tekrar derinimdeki, çocukluğumdaki değersiz, sevilmeyen, yetersiz kendimle karşılaşırsam…Yo yo, gizlerim ben duygularımı, yüzüme şöyle bir gülen maske taktımmı da tamamdır, eh biraz yapış yapış, ama olsun beni saklıyor ya, yeter.’  düşünceleri seni ele geçirmiş olabilir mi?

Tüm bunlar aslında egonun kendi kendini korumasıyken, ‘benin’ yaralanması mıdır, her bastırılan duyguda?

Bekleyen kırgınlık, kızgınlık hasar açıcı askerdir topraklarında; egodan gelen emri sorgulamadan uygulayan, tohumları sağlıklaştıran, çürüten, kaynakları kurutan.

Durgun kirli sudur içindeki, günden güne artan. Altı bataklıktır. Dalgalandırmamaya çalışırsın. Aman ha diptekiler yüzeye çıkmasın! Karıştırma suyu, yoksa için kaldırmaz çamuru.

Beden, ben’e ait olmayanı, kendine uymayanı farklı farklı  biçimlerde dışarı atar, sancılı bir boşaltıma hazırsan. ‘Yok yok, ben buna katlanamam’ dersen, beden onu da kabul eder. ‘Madem çıkarmak niyetinde değilsin, ben de onu kendime eklemleyerek ortadan kaldırırım’ der ve oranda buranda, hormonlu sebzelerdeki gibi, bataklık çıkıntıları oluşur. Sen de biraz bataklıksındır artık.

Kendinin bu halini gördükçe iç aynalarında, öz nefretin büyümeye başlar. Kendinden ve insanlardan kaçmaya odaklanırsın.

Ya da, ağır, boğucu, üstünde hiç de durmayan, pahalı parfümlerle insanlara daha bir sokulursun. Sevilmek için neler neler yapmazsın?...Ne ironidir ki, sevilmek için yaptığın her yapaylık, doğallığına aykırı her şey, bataklığını iyice besler.

Çevrendeki insanlar bir bir uzaklaşır senden.

Beraber olmayı seçenler de olacaktır. Kendi içindeki çamur, senin kokunu alamayacak ve rahatsız olamayacak kadardır belki. Sadece senden kabul göreceği fikriyle sana yapışır. Oh be, daha da büyürsün artık.

Ya da senden beslenen ve asla içinin temizlenmesini istemeyen sivrisinekler dolabilir etrafına.

Ha, üçüncüleri, bataklık kurutucuları soruyorsun!

Kusura bakma ama, sen istemeden ve bedelini ödemeden, onlar yanına bile yaklaşmaz.

Bak sen, şu küçücük kızgınlık nelere de gebeymiş! Breh breh breh…

Zannetme ki içinin arınmasını, sırf seni düşündüğümden istiyorum…O kadar iyi niyetli değilim canım. Biraz kaygılıyım açıkçası.

Ya o sivrisinekler beslene beslene çoğalırlarsa?
Bataklık tohumunu, yeni, taze canlara enjekte ederlerse?
Minikler, bataklık içinde doğup, orda büyümeye bırakılırlarsa?
Değmeyin artık keyiflere…

Aman ha dostlar, tek başına kurtuluş yok.

Gelin be, arınalım, ayıklanalım. İçimizde bastırdığımız kızgınlığın kaynağını bulalım; doğru insana, doğru zamanda, dosdoğru iletelim.

İletelim ki, içimiz, dışımız  bataklık değil engin okyanus olsun.

Bu arada, aklıma takıldı, kertenkeleler de kızdıkları zaman saklarlar mı acaba?

Yok canım sanmam, onlar kertenkele olmakla meşgullerdir sadece. Bu olma haliyle doluyken, bir de içlerine kızgınlığı depolayacak yerleri yoktur sanırım.


Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Çıktı Al

Sevgili Müjde ilgine, yorumlarına çok teşekkürederim.
Yorumundan sonra paylaşmak istedim: Düşünüyorum da hayatımızda dokunulmazlar, tabular ve kutsallar ne kadar fazla ise o kadar kendi içimizde tutsak kalıyoruz. Neden?...Her kutsallık sorgulamamayı, yüceltmeyi ve devamında kendimizi küçültmeyi de getiriyor. Korkuları, yaşanamayan kendimizi, bastırılmışlıkları besliyor. Aile, din, devlet...liste başları. Ailemize, yakınlarımıza duygularımızı gösteremememiz, kızgınlıklarımızı bastırmamız; ince ince içimize işlenen öğretilerin ürünü değil mi? Kutsal aile kavramı ile aslında çocuklarımızın özgürlüğünü, birey olmalarını engellemiyor muyuz?
Korkuyoruz en çok da ailemize (biyolojik aile) duygularımızı ifade etmekten. Üzülecekler, kırılacaklar kaygısıyla çekiniyoruz, kızgınlığı ve pek çok duygumuzu paylaşmaktan. Aslında en derinde de onların onayını, sevgisini kaybetmekten korkuyoruz. Kötü evlet, kötü insan damgasını yemekten korkuyoruz...
Ne büyük çelişki aslında değil mi? İnsan sevdiğine yakın olur, onun yanında olduğu gibi olmaktan zevk alır, açık olur. Ne hissediyorsa onu yansıtır. Ve korku değil ilişkide sevgi; üreten, besleyen, geliştiren, kendi olmasını destekleyen sevgi vardır. Ailemize ne kadar yakınız; ne kadar sevilip seviyoruz? Yoksa bilmiyor muyuz sevmeyi?
Adım attığımızda mutlaka ilişkide bir değişim oluyor sevdiklerimizle; başlarda üzücü problemler yaşasak da meyvesi çok leziz. Kızgınlığımızı, doğru ifade etmeyi öğrendikçe onlar da öğreniyor yeterki buna istekli ve cesur olalım.
Sevgiler.
bade 03 Haziran 2008 Saat:10:00:26

Bana göre; kızgınlık,öfke biranda akıtmamız gereken bir zehir. Eğer o zehir için de kalırsa seni günden güne yiyip bitirir.Önemli olan içindeki zehiri sana zarar vermeden akıtmak. Karşındaki insan seni kırar,ezer,küçümser ama sen ona tek kelime diyemezsin neden çünkü ya büyüğündür yada yakının veya karsı gelmek yasaktır!!! Ama o söylemek istediğin hep içinde kalır ve içindeki zehri oluşturmasını sağlar.Neden bizde onlara karşı söylemek istediklerimizi söylemeyiz?Doğrusu ben bunun cevabını bir türlü bulamadım ve onlarında beni(bizi) kırmalarına bu sayede izin veriyoruz(m). Neden hep onları düşünerek hareket ediyoruz bilemiyorum? Bade hanım yine muhteşemsiniz çok teşekkürler.Elinize,yüreğinize sağlık yazılarınız devam etsin lütfen!!!
Müjde Bayramlı 01 Haziran 2008 Saat:09:23:11

Kızgınlık öfke hep kontrol altında tuttuğumuz en çok baskıladığımız duygularımızdan. Kimisi sessiz sakin görünür öfkesini hapseder biriktirir, kimi insan hiç düşünmeden kusar öfkesini. Dengeyi bulmak için iyi iletişim becerilerine sahip olmalı, kendini doğru ifade edebilmeli, özgüvenli olmalı.Ama kızgınlıklarımızla öfkemizle yüzleşmek -esasen kendimizle- zor geldiğinden olsa gerek hep erteliyoruz. Ellerine ve gönlüne sağlık fark yaratan güzel insan Badegül...Kaynağa inen ışığımız bol olsun :)
Sevil 30 Mayıs 2008 Saat:17:14:16

 Toplam 5 yorum var. 1 2  


Sev Çünkü Hayat Çok Kısa
Babam gibi yapmayın. Çocuklarınıza sevginizi, beğeninizi ve ilginizi göstermekten çekinmeyin.
Unutmamamız Gerekenler….
Elvedalar Limanı
Silistre Yahut Almanya
Umut ve Ümit

  Editörden | Yazarlar | Konuk Yazarlar | Genç Kalemler | Haberler | Röportajlar | Basından | Duyurular | Çekim Yasası | Paylaşımlar | Farkındalıklar | Başarı Öyküleri | Yardım Hattı | Arşiv
Bu site obichim tarafından hazırlanmıştır.