Tarihte Bugün      Alternatif Tarih
   Günün Bilgisi      Günün Komiği
Kuru pantolon ile balık tutulmaz.
Cervantes
Yorumlar
 
Rüzgâr Mira Okan

Yazara ait tüm yazılar için tıklayın>

Son Söz
Kız ona bir adım değil on adım yaklaştı / Oğlan ondan on adım değil, bin adım kaçtı / Kız onu, “ona rağmen” karşılıksız ve koşulsuz sevdi Devamı>




Ah Bu Gitmeler…
Kutu Bebeği
Rüzgâr Aldı Götürdü
Sonra…
Rüzgârla Gelen Deniz Kokusuydu
Aşk İçin
Heey Ne Duruyorsun?!
Editörden
Yazarlar
Seçme Yazılar
Genç Kalemler
ŞİİRLERİNİZ
Haberler
Basından
Çekim Yasası
Paylaşımlar
Farkındalıklar
Röportajlar
Duyurular
Başarı Öyküleri
Yardım Hattı
Arşiv
Eğitimlerimiz
Eğitmenlerimiz
Katılımcı Görüşü
Eğitim Takvimi
Yayınlarımız
 

Giriş İçin Tıklayın


Favorilerime Ekle
Anasayfam Yap
Anasayfa
Kutu Bebeği Karakter Boyu:

 
Rüzgâr Mira Okan
13 Ekim 2008

Hayatımızın merkezinde sadece saçımız, burnumuz, dudağımız, vücudumuz olmamalı. Beyimizin ve kişiliğimizin içi de donanımlı olmalı.

 

 

 

…Olmak istedi,
Olunca hayatın onun elinden tutacağını,
Mutlu olacağını, sevileceğini zannetti.
Olmuş çoktan kutu bebeği…
Öyle diyorlar...
Ama sadece bir “Kutu Bebeği”…

Her kadının tutkusudur aslında güzel olmak… Ancak kutu bebeklerinin bu tutkuları o kadar aşırıdır ki hayatlarının merkezlerine sadece “güzel” olmayı koyarlar. Güzel olurlarsa sevileceklerini, kabul ve onay göreceklerini düşünürler çünkü. Kaşından, gözüne, burnundan bacaklarına derken kendine yabancılaşma başlar; kendine yabancılaşma ve kendinden kaçış…

Sorunun temelini oluşturan özgüven eksikliği, kendini sevmeme, kendine değer vermeme; kendini fiziksel olarak beğenmeme şeklinde ortaya koyar. Öyle ya, güzel olursa sevilir ancak bir kutu bebeği, güzel olursa değerli ve yeterlidir… Ama her aynaya baktığında gördüğü sadece bir çirkin ördektir!

Fiziksel görünümüne olan takıntısı o kadar fazladır ki, sürekli çirkin olduğundan yakınır. Ona “Ne kadar güzelsin,” dediğinizde bu bir hakarettir, sinirlenir anlaşılmamaktan şikâyet eder çünkü o güzel değil ki! Bu yüzdendir sevilmemesi… Hem de bir kutu bebeği olmasına rağmen… Olduğunda da fark etmez zaten ya da fark etse de içindeki o derin boşluğu bir türlü dolduramaz ki!

Nedir o boşluk?

Çocukluk yılları… Babadan sevgi ve onay görmemiş bir kız çocuğu, mutsuz ve huzursuz aile ilişkileri, eleştirilme, başkalarıyla kıyaslanma, belki de karşılıksız ilk aşk ya da fiziksel özelliklerinden dolayı dalga geçilmesi ilk gençlik yıllarında… Bu da özgüveni ve özsaygısı yerlerde olan bir kadın yaratıyor zamanla… O da ancak bir kutu bebeği olursa var olacağı ve sevileceği gerçeğine inandırmaya başlıyor kendini.

İşte tuzak!

Zihninin ona oynadığı bir oyun! Ah bir de o gözü gibi baktığı, onun için çok önemli olan vücudunda derin izler oluşursa! Vücudu da ona itaat etmediyse ya da yarı yolda bıraktıysa! Onu kim sever ki!

Hayatımızın merkezinde sadece saçımız, burnumuz, dudağımız, vücudumuz olmamalı. Beyimizin ve kişiliğimizin içi de donanımlı olmalı.

En başta özsaygımız, özdeğerimiz, özsevgimiz sonra yeteneklerimiz, sosyalliğimiz, duyarlılığımız, gelişimimiz, ilişkilerdeki mutluluk ve doyumumuz besler ve gerçek anlamda güzelleştirir bizi.

Çevremizdeki gerçek kişiler, salt fiziki güzelliğimizle değil, kişilik özelliklerimiz ve kendimize verdiğimiz değer ölçüsünde bize saygı ve sevgi duyarlar. Eğer fiziki güzellikse bir insanın bizde aradığı; işte o anda, o insana selam verip bir an önce arkamıza bakmadan uzaklaşmalı…

Hiç kimse fiziksel olarak mükemmel değil. Her ne kadar daha küçücük bir kızken tanıdığımız, yıllarımızı birlikte geçirdiğimiz, hayranı olduğumuz, onun gibi saçlarımız, bacaklarımız olsun diye öldüğümüz Barbie bebekler ya da genç kızlığımızla hayatımıza giren moda dergilerinin içindeki kusursuz yüzler ve vücutlar bize bunun aksini söylese de! 

Eğer hayatta mükemmelliği ararsak yaşanmamış anlar biriktiririz elimizde, yaşanmamış anlarda mutsuz bir hayattır aslında, bol “keşke”li, öfkeli, suçlayan, affetmeyen, kendi bedeniyle ve ruhuyla barışık olmayan…

Biz en iyisi mutluluğun peşinden gidelim dostlar ve kendimizi kusurlarımızla, hatalarımızla sevelim önce.

Önce kendimizi sevelim, kendimize değer verelim ki; sevgiyi ve mutluluğu içimizden başka bir yerde; pahalı evlerde, arabalarda, giysilerde, mücevherlerde, başka bir ülkede, birinciliklerle bezeli, bol ödüllü okul yıllarında, sosyal statüde, beyaz atlı prenste ve “mükemmel” bir bedende aramayalım.

 

 


Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Çıktı Al

herkes birbirinden farklıdır. aslında hayatı anlamlı kılan bu farklardır ve farklarımız olmasa ne kadar sıradan dümdüz bir hayat yaşardık bence... o kadar güzel bir konuya parmak basmışsınki öncelikle sana çok teşekkür ediyorum. öyle bir dönemden geçiyoruzki herkesin birilerine benzemek uğruna kendinden vazgeçtiğini görüyorum. hep başka biri olma uğraşısı var. oysaki herkes olduğu gibi güzel. hayatta olmak bile büyük bir nimetken bence olmadığımız biri olmaya çalışmak gerçekten anlamsız...
bunu tekrar hatırlattığın için sağol rüzgar mira :)
yağmur 23 Ekim 2008 Saat:20:03:57

Öce kendimizi özümüzden olabildiğince uzaklaştıran şekillere sokuyoruz. O kadar doyumsuzuz ki hiç bir şekli de beğenmiyoruz. Kendimizi bu ilgi ve sevgi dilenciliğinde heder ederken, bu duygu öylesine işliyor ki içimize bir süre sonra sadece kendimizde değil seveceğimiz, konuşacağımız, merhaba diyeceğimiz herkes de arıyoruz o şekli...

Harika bir yazı, harika bir farkındalık. Yüreğine sağlık...
ışık selin kuyumcu 17 Ekim 2008 Saat:12:37:11

Rüzgarcım
Teşekkürler bu guzel yazı için.
" Ben olduğum gibi kendimi kabul ediyorum ve seviyorum " cümlesini hatırlattı
Gülin Sarıyiğit 15 Ekim 2008 Saat:10:04:21

 Toplam 9 yorum var. 1 2 3  


Rüzgâr Aldı Götürdü
Ve sonunda gerçekle yüzleşir aşık, haykırır bir deli gibi:Aşk böyle olmaz!
Başkalarının Kurbanı mıyız?
Zayıf(t)ım, çünkü…
Ve Uzattı Elini…
Sonra…

  Editörden | Yazarlar | Seçme Yazılar | Genç Kalemler | ŞİİRLERİNİZ | Haberler | Basından | Çekim Yasası | Paylaşımlar | Farkındalıklar | Röportajlar | Duyurular | Başarı Öyküleri | Yardım Hattı | Arşiv
Bu site obichim tarafından hazırlanmıştır.