Tarihte Bugün      Alternatif Tarih
   Günün Bilgisi      Günün Komiği
Başarısızlık ecel değil, öğretmendir.
Yenilgi değil, gecikmedir.
Çıkmaz sokak değil, virajdır.

William Word
Yorumlar
 
Cemil Melik

Yazara ait tüm yazılar için tıklayın>

Hüsn-ü Aşk
Ölümsüz aşk yolunda; ya aşk içinde harap olacağız ya da şevk içinde güleceğiz. Taş bağırda aşka yürüyeceğiz, dudaklarımızda şarkılar kalsa da Devamı>




Maziye Yolculuk
Gül Kurusu Akşamlar
Ne Senle Ne de Sensiz
İlk Veda
Silistre Yahut Almanya
Vazgeçilmezdin...
Özledim Anne
Editörden
Yazarlar
Konuk Yazarlar
Genç Kalemler
Haberler
Röportajlar
Basından
Duyurular
Çekim Yasası
Paylaşımlar
Farkındalıklar
Başarı Öyküleri
Yardım Hattı
Arşiv
Eğitimlerimiz
Eğitmenlerimiz
Katılımcı Görüşü
Eğitim Takvimi
Yayınlarımız
 

Giriş İçin Tıklayın


Favorilerime Ekle
Anasayfam Yap
Anasayfa
Maziye Yolculuk Karakter Boyu:

 
Cemil Melik
15 Ağustos 2008

Memleketimin dağlarını, ovalarını ve yaylalarını dikkatle takip ettiğimde hatıralar film şeridi gibi akıyordu.

 

 

 


Uzun yıllardan sonra Konya’dan Ankara’ya gitmek için otobüse bindiğimde keyifli bir yolculuğa adım atabileceğim hiç aklımdan geçmemişti....

Otobüsün Konya Ovası'nda yol alması, mazimin hafızamda yer edindiği, o tatlı, bir o kadar da derin izler bırakan anılarına olan yolcuğun başlaması oldu benim için.

Bir anda kendimi zaman tünelinden geçerek geçmişe yolculuğun içinde bulduğumda dudaklarımda belli belirsiz bir tebessüm belirdiğini hissettim.

Doğduğum, kişilik ve karakterimin mayalandığı topraklardaki daha önceki seyahatlerimde çevreyi böyle bir ilgi ile seyre daldığımı anımsamıyorum.

Memleketimin dağlarını, ovalarını ve yaylalarını daha önce hiç olmadığı kadar dikkatle takip ettiğimde; hatıralar, çocukluk ve çobanlık yıllarım, aracın hızı ile mütenasip, film şeridi gibi hızla akıp geçiyordu.

Akıp giden sadece anılar değil, Bozkır kültürünün de yansımalarıydı. ilk ve ortaokulu burada bitirmiştim. Kan kardeşimi ölüm denilen ölümsüzlüğe buradan yolcu etmiştim. Tarım ve küçükbaş hayvancılık Bozkır geleneğinin önemli parçaları olduğundan, çobanlığın hor görülmediği, muktedir olduğu, bireysel tercihlerine saygı gösterildiği dönemlerde, kısa da olsa çobanlık yapmıştım. Her ne kadar, çobanlık yaygın sayılabilecek bir meslek olsa da eski Roma ve Yunan’da,  Batı’daki gibi pastoral* edebiyata ve eglog* şiirine katkısı olmamıştır. Bizim çobanlarımız, Orta Asya Türk boylarındaki çobanlar gibi kopuz da çalmazlar, sadece kaval kullanırlardı.

Koyun ve keçilerimizi,  Afrika ve Orta Asya savanlarınınkine çok da benzemeyen, dikenli, alçak bitki örtüsünün hakim olduğu yaylalarda otlatır, keçeden yapılmış kürk, lastikten ayakkabı giyerdik. Hayvan otlatırken, yağışlı ve soğuk havalarda sığınağımız rüzgar almayacak ve sel basmayacak şekilde tepelerin sırtlarına yapılmış ağıllar olurdu. Kaplumbağalar ve tarla fareleri de ağılların başlıca davetsiz misafirleriydi. Zaman, zaman kurt, çakal gibi saldırgan hayvanlar sürülere dalma girişimlerinde bulunsalar da Kangal köpekleri sayesinde muvaffak olamazlardı. Tosbağaların ters dönmesi, tarla farelerinin sevimsiz de olsa koşturup durmaları hoşumuza giden başlıca eğlence kaynaklarımızdandı.

Bozkır kültüründe çocuklar fazla okutulmaz; çiftçilik, hayvancılık ya da nakliyecilik ile uğraşsın, ihtiyarlıklarında ana babalarına yardım etsinler istenirdi. Bu tür meşgaleler mevsimlik olduğundan zamanın büyük bölümü üretimden uzak, tembellik edilerek geçirilirdi. En hareketli dönemler, ekinlerin biçilmeye başlandığı yaz mevsimi, özellikle de temmuz, ağustos ayları olurdu. Gece, ovayı ateş böceği misali biçerdöver farları aydınlatır, kamyon ve traktörler vızır, vızır işlerdi. Gündüz, ekin kokusu ile karışık saman tozları havaya karışır, topraktan sıcak buğular yükselir, toprak anadaki hayatların, olayların savaş hariç benzerleri buralarda yaşanırdı.

Yolculuğumuz, yol boyu yer yer ağaçlandırılmış güzergahta devam ederken gözlerim karayolunun kenarında kurulu Kürt köyüne ve öğrencilik yıllarımda, -karlı kış geceleri köyüme gitmek için araba bulamadığımda-, zorunlu misafiri olduğum, misafirperver, sıcakkanlı insanların yaşadığı eve ilişti.

Yıllar sonra ilk kez farkına vardığım şey, bu evde yaşayan insanlarla ilgili bilgi edinmeye çalışmamamdı. Beni derinden etkileyen bu farkındalıkla ''O evde yaşayan misafirperver insanları arayıp sormalıyım'' diye düşünürken otobüsümüz Cihanbeyli terminalinde durdu.

Yola devam ederken yanımdaki boş koltuğa -dışında elbise olan ama içinde insan olmayan- çok bilmiş bir bürokrat emeklisi oturdu. Ve ben maziye olan o hüzünlü ama zevkli yolculuktan çıkıp anlamsız bir konuşmanın kapanına kısıldım...

Acı gerçeklerle yüzleşmekten kaçamayacağımı anladığımdaysa Ankara’ya varmıştım.






* Pastoral edebiyat: Sentetik bir hayattan, sahtelikten, gürültü ve kirlilikten bunalan insanlar yaşamlarını devam ettirebilmek için çok şeye ihtiyaç duymadan doğaya dönüp kendini sade bir yaşama bırakmak ister. Bu özlem şiirlere, romanlara ya da hatıra gibi edebi türlere ve sözcüklere yansır. Bu tür eserlerin toplamına “pastoral edebiyat” denir.

* Eglog şiir: Çoban şiiri anlamına gelen bir edebiyat terimidir. Birkaç çobanın aşk, kır hayatının güzellikleri üzerine karşılıklı konuşmaları biçiminde yazılır. Erken Latin edebiyatında gelişen bu şiir türü günümüzde genellikle Batı edebiyatında görülür. Bir olaya dayandığı ve karşılıklı kişileri konu aldığı için küçük bir piyesi andırır. Türk edebiyatında kullanılmayan bir türdür.


Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Çıktı Al

üstad memleketimizi anlatmışsın ama sanki bu hayatı bize özlettin şimdi ne yapacağız zaten kısa izinlerde havasını anca teneffüs ediyoruz sen şimdi bide bizi mayaladın kendine iyi bak
moralci 28 Ağustos 2008 Saat:16:05:24

Bende çocukluğunun büyük bir bölümünü çukurovanın köylerinde, minik bir kısmını tatil yaparak, büyük bir bölümünü ise tarlalarda çalışarak geçiren bir insan olarak bu güzel yazıda kendimi buldum. Tıpkı yazarın otobüste ilerlerken yaşadıklarının gözünün önenden film şeridi şeklinde geçmesi gibi, yazıyı okurken bende kendi çocukluğumda yaşadıklarım, belki farklı mekanlarda ama bir çok açıdan benzerlik gösteren çocukluğum ve yaşadıklarım geçti gözümün önünden. Şimdi o yılları birlikte geçirdiğim çocukluk arkadaşlarımla bir araya geliyor, o yıllardan gülümseyerek, keşke geri gelse diye bahsediyoruz. Oysa ne kadar da zordu o yıllar, kavurucu çukurova sıcağında ateş parçasına dönen, boyumuzdan büyük sulama borularını sırtımızda taşırdık, sırtımızda ateş, ayaklarımızın altında ise dikenli teller vardı. Tarladaki tezekler ayaklarımıza öyle batardı ki ayağımızın neresiyle basacağımızı şaşırırdık. Ve gözümün önünden geçen neleeer, neler. Şu anda hepsini yazmaya kalksam yazarınkisinden çok daha uzun bir yazı ortaya çıkar sanırım. Çok güzel, çok hoş bir yazı, beni uzun zamandır gitmediğim, gitmeye fırsat bulamadığım geçmişime götürdü. Ellerinize, yüreğinize sağlık.
yusuf DOKUZOĞLU 25 Ağustos 2008 Saat:08:35:42

Çocukluğumun büyük bir bölümü ve yaz tatilleri köyde geçti.
Hem güzel hem hüzünlü yıllardı. İki ucu da ayrılık kokan tatiller…
Kavuşmakla ayrılışın aynı anda yaşanması ise pek çok duygu karmaşası yaşatırdı bana.
Şehir hayatından uzakta, on hanelik küçük bir dağ köyünde ben çocuk kalbimi doğayla, dinginlikle, yaratıcılıkla doldurup derinleştirmişim farkında olmadan.
Ve mesela:
Sabah erkenden uyanmak, İnek sağmak, tarlada ekin biçmek, harman kokusu....
Hem kolayca kırılacak gibi ince hem de içindeki canı koruyacak kadar güçlü ve sağlıklı yumurta kabuğunu civcivin kırıp hayata merhabasına, bir ineğin doğuruşuna, şeffaf sıvı içinden çıkan yavrunun incecik bacakları üstünde durma çabasına ve yaşam iç güdüsüne, suladığım domatesin kızarmışlığının tadına; karanlıkda, sessizlikde ve gökyüzüne baktığında yıldızların çok daha parlak ve yakın olduğuna tanık olmak… sadece çok azı ‘basit’ yaşamlarda biriktirdiğim.
O zamanlar bilmeden yaşıyordum zenginlikleri ve toprakdan beslendiğimi.
Şimdi ise bu yaşadıklarımın benim içime ektiği tohumları çok iyi hissediyorum.
Dağların ortasına kurulmuş, küçük,tandırlı köy evlerindeki yaşanmışlıklarıma götürdü bu yazı beni. Teşekkürler.
Maziden beslenen, şimdide hayat bulan ve nefes alan, geleceğe coşkulu ırmaklar gibi akan nice hayatlarımıza sevgiler.
bade 15 Ağustos 2008 Saat:13:04:25

Yaşam Seni Seviyorum!
Mutluyum, sadece mutlu. Nedeni yok, olduğu gibi, içimden geldiği kadar...  
Heey Ne Duruyorsun?!
Yeni Bir Hayat
Kabullenmek ve Şükran
Öfke

  Editörden | Yazarlar | Konuk Yazarlar | Genç Kalemler | Haberler | Röportajlar | Basından | Duyurular | Çekim Yasası | Paylaşımlar | Farkındalıklar | Başarı Öyküleri | Yardım Hattı | Arşiv
Bu site obichim tarafından hazırlanmıştır.