Selen Servi
04 Kasım 2008
Tadı damakta kalan anlarınız olmuştur hayatta. Benim de oldu elbet. Anı yaşatmayan, geçmişe takılı bırakan tadı damakta anlar…
Ne olur da başkalaşır o an?
Nasıl ayrışır tüm diğer anlardan ve nasıl hapseder geleceği o ana?
Acaba bedeli ödenmiş ödüllerin tadı mıdır o?
Yani aslında her an dolu dolu ve keyiflidir de, “bedava” olunca mı değer bilmez insan?
Yani önce bedel ödenir illa, sonra ödül mü gelir?
Tam tersi olamaz mı bazen?
Nedir ödül?
Yahu dostlar, ödül dediğimiz ölçülebilir, bedel dediğimiz tartılabilir mi?
Her daim adı konur mu bunun?
Ne kadar sıkıcı her yaşanana isim koymak.
Ay ödül buydu, ay bedel neydi, derken akıyor yaşam.
Bırakalım derim yaftalamayı.
Etiketleyip, sınırlarda sıkışmayı…
Yaşamın kendisi, bütünüyle ödül değil mi?
Tamam bedeli ölüm, ama biz ölüme rağmen yaşamı seçen değil miyiz iki gözüm?
Ama bir dakika!..
Bedel ödenmez demedim.
Bedelsiz tadı olmadığını da bilirim.
Sadece der ki içim:
“Ödül hangi bedelin?
Bedel miydi bu ödediğin?
Nereden bileceksin?
Allayıp pullamadan yaşa hayatı.
Yine de hem keyif al hem keyif kat.
Yaşa, yaşat.
Belki damağındaki her tat
Sadece yaşamak sanatı”