Aydan Sümercan
27 Mart 2008
Her parfümün bir öyküsü vardır. Yaratıcısından, tüketicisine kokuların gizemli dünyası.
Her parfümün bir öyküsü var, bazıları öykülerden esinlenir ama çoğu zaman parfüm kendi kahramanının öyküsünü de yazar.
Thierry Mugler, olağandışı kadınları ve şiirsel parfümleriyle yetinmedi, Süskin’in kahramanının kokularla dokunmuş trajik öyküsünü de sundu parfüm dünyasına
Biz önce gözlerimizle seçeriz parfümlerimizi! İlk önce ilan sayfalarında ya da parfümeri raflarında ışıltılı flakonlarıyla veya aykırı ambalajlarıyla dikkatimizi çeker.
Sonra tanışırız kokularla.
Oysa bu flakonların arkasında aylarca bazen yıllarca süren bir serüven yatar.
Çoğu kez parfümün kahramanı yaratılarak işe başlanır… Sonra bu kahramanı yansıtacak bir koku ailesi seçilir! Ardından çiçeksi, meyvemsi, odunsu, oryantal notalarla sıra kokunun bestelenmesine gelir.
Bu arada kahramanın dünyası giderek şekillenir… adeta onun için bir sahne hazırlanır, bir de öykü yazılır. Ama en önemlisi, bütün bunları yansıtacak, akıllarda kalacak bir adın seçilmesidir. Olayda en sancılı olan kısım, parfüme başlamak için kahramanın seçilmesi ve adının konmasıdır.
Parfümün ardındaki imaj ordusunu da unutmamalıyız, çünkü bizi parfüm seçiminde en fazla etkileyecek olan şey, kahramanının yüzü ve tanıtım filmindeki görüntüsüdür.
Çünkü biz o kahramanla özdeşleşecek, o dünyayı gerekleştirmek isteyeceğiz çevremizde.
Thierry Mugler’in parfümleri, notalarının tadından başka adları, kahramanları ve dünyalarıyla da bana ayrı bir tat verir. Bunu da doğal karşılıyorum çünkü Thierry Mugler hayatının bir döneminde bale sanatçısı idi! Ve güzel sanatlarda eğitimini bitirdikten sonra Paris’e giderek moda dünyasında adını stlist olarak duyurdu. Daha sonra da estetik duygusu ve yaratıcılığını fotoğraf sanatıyla da pekiştirdiğine tanık olduk. Bütün bu özellikleriyle beni en çok etkileyen ve üzerimde iz bırakan şey ise, parfümleri ile yarattığı kadınları ve onların düşsel alemleridir…
Melek ve yabancı…
Thierry Mugler ilk parfümünü 1992’de dünyaya sundu. Parfümümün ismi Angel, ama biliyoruz ki melekler iyi de olabilirler, kötü de... Mugler melek gibi masum görünen, ama Mavi Melek gibi baştan çıkarıcı olabilen bir kadın çiziyordu. Bu yüzden de onu, önce New York gökdelenlerinde Estelle Hallyday canlandırdı, sonra da mavi bir okyanusa benzer çöllerde kürklere bürünmüş bir Jerry Hall çıktı karşımıza. Kokuya katılan karamela, bal, çıkolata ve vanilya notalarıyla, meyvemsi notaların buluştuğu Angel, bize aynı zamanda çocukluğumuzu, annelerimizin kurabiyelerini, kır gezilerini hatırlatıyor. İştah açan notalarıyla Angel her tende farklı duruyor, bu yüzden her kadına hitap etmese de özellikle “çocuk kadın” lara çok yakışıyor. Angel o kadar tutuldu ki, bugün dünyanın en çok satan on parfümden biri oldu.
Jardin d’etoiles, Angel Men, Angel Innocent , Angel Garden of Stars ve Eau de Star!.. Angel, tadını ardından gelen bestelerde de sürdürürken, Thierry Mugler derinliği olan başka bir kadını düşlemeye başladı, uzun yıllar düşündü. Hepimizin içinde gizlenen “yabancı”nın peşine düşmüştü, çünkü “Alien” bir uzaylı değil içimizdeki kadındı. Mugler, düşlediği kadını yaratmış, kimliğini vermiş ve adını da koymuştu. Kokusu da ışıltılı, güneş gibi mutluluk veren bir koku olmalıydı. İki yıl süren çalışmaların sonunda çiçeksi, amberli ve odunsu notalarla iksir gibi bir koku bestelendi. Alien kadınını da yarı Alman yarı Koreli manken Tina Baltzer canlandırdı, dünya dışından geliyor havasında gizemli ve düşsel bir görüntüyle... Alien, her tende farklı bir yanını ortaya çıkararak kişiye özel bir kokuya dönüşüyor, ama hep sıcak, ışıltılı ve ısrarcı.
Ben çocukluğumu düşündüğümde annemin mutfağından çok, kendimi gökyüzüne daha yakın hissettiğim tavanarası odamı anarak mutlu oluyorum; belki de bu nedenle Alien, her notasıyla bana daha yakın düştü…
Ve roman kokulandı…
Le Parfum kitabından sahnelerin gerçekte de kokulandırıldığını düşünün… Aslında bu XVlll yüzyılın Fransa’sına kokularla yapılan bir yolculuk…
“…Caddeler gübre kokardı, avlular sidik, merdivenler çürümüş tahta ve sıçan yağı, yatak odaları yağlı çarşaf ve nemli kuştüyü yorgan kokar, lazımlıkların o keskin-tatlı rayihasıyla dolardı. Bacalardan kükürt, tabakhanelerden yakıcı soda, mezbahalardan pıhtılaşmış kan kokusu gelirdi….. Irmaklar kokar, meydanlar kokar, kiliseler kokar köprü altları ve saray içleri kokardı. “ diye başlıyor Süskin’in en çok satan romanı “Koku”.
Biz bu satırları okurken ya da filmi izlerken anı repertuarımızdan tanıdık kokuları çıkararak romanın havasını hissetmeye çalışıyoruz.
Kokular hayatımızda ne kadar önemli!.
Romanı okurken insan bunu düşünüyor. Anamızın koynunun, bebeğimizin teninin kokusu, kendi tenimizin, mutfağımızın, yatağımıza sinen sevgilinin kokusu, kendimizi sevdirmek için süründüğümüz kokular….
Çevremizdeki insanları bizden uzaklaştıran da bize çeken de koku değil midir?
Bir koku dehası olan romanın kahramanı Jean Baptist Grenouille kimsenin sevmediği ama dehasını kabul ettiği mükemmeliyetçi bir koku ustası…
Ve kendi teninin bir kokusu olmadığını anladığı gün hayatı değişiyor.
Artık onun hedefi bir aşk iksiri yaratmak, o kokuyu taşıyanı dayanılmaz kılan, herkesi ona bağlayan, aşk ile tutku ile sevdiren bir koku!
Grenouille, hayatları pahasına genç kızların ten kokularını çalıyor. Ona bir katil diyorlar, ama bence o sevgisizliği uğruna hayatını bile vermeyi göze alan bir insan. En sonunda o sihirli kokuyu yapıyor, sürünüyor ve…
Romanı okumak lazım!..
Christophe Laudamiel ve Christoph Hornetz adlı iki parfüm bestecisi 2002 yılından itibaren Thierry Mugler’in koku uzmanı Pierre Aulas ile, romandan seçilen kokular üzerinde çalıştılar. Bu çalışmanın sonunda da, alışılmış “güzel koku” anlayışının ötesine geçen oldukça cüretkar ama parfüm dünyasına kültürel bir miras niteliğinde onbeş koku bestelendi.
Bu kokulardan sadece biri parfüm: Aura!. Bebek teni, tabakhane kokusu, parfüm atölyesinin kokusu, deniz kokusu, panayır yerlerinin kokusu gibi romanda anlatılan kokuları yansıtan 7.5 ml. lik flakonlar şık bir kofreye konuldu, kofrede ayrıca her kokunun romandaki hikayesini anlatan bir de kitapçık blunuyor. Hazırlanan 1.300 kofre 2006 eylül ayından itibaren Almanya, Fransa, İsviçre ve Amerika’da, her ülkedeki müşteri ilişkileri departmanları aracılığı ile ya da internet adresinde satışa çıkarıldı.
Parfüm atölyesi…
Parfüm, ardında çok renkli öyküler barındıran gizemli bir sudur!
Bu öyküleri zaman zaman anlatmak isterim… Gelelim Thierry Mugler’e… Bu kofre, parfüm işinin kütürel bir sanat eseri olduğunu anlatıyor. İnternette dolaşırken onunla ilgili bilgiler arasında bir de parfüm atölyesine rastlıyorsunuz. Thierry Mugler Parfüm Atölyeleri’nde, parfüm bestelemek farklı bir anlam taşıyor.
Çünkü, burada parfüm denince aklımıza gelenler değil, hayatımızda bizi çevreleyen kokularla tanışıyor onları koklamayı ve kopyalamayı öğreniyorsunuz. Sekiz seçenek var eğitimlerde, aralarında şarap parfümleri, çikolata parfümleri, çay parfümleri, ev parfümleri gibi bölümler de var, atölyelerden biri de yazar Süskin’e ayrılmış. Bu atölyede romandaki kokular tanımlanıyor.
Hayli ilginç geldi bana, böyle bir atölyede bir günü geçirmek. Bu yüzden de site adresini veriyorum, ilgilenenler için:
http://www.ateliersparfums.com/