Selen Servi
30 Temmuz 2008
Sabır: Hani falların her türlüsünde karşımıza çıkan, hani en acılı günümüzde teselli diye söylenen en değerli öğreti…
Nedir sabretmek?...
Sabretmek kendini baskılamadan, olacağa teslim olmak mıdır?
Sabretmek sonuca değil sürece odaklanmak mıdır?
Sabretmek beklenen ve istenen ne ise, onu bastırmak mıdır?
Yolu gösterene güvenmek midir?
Kendini sevmek midir?
Akışa teslim olmak mıdır?
Peki, kimden öğrenilir?
Helva olan koruktan mı, taşı bile çatlatan Eyüp’ten mi?
Mecburi hizmet tayinini bekleyen öğretmenden mi, teskeresini bekleyen erden mi?
Yavrularını doyurmak için avını günlerce takip eden anne aslandan mı?
Yurtdışı tedavisinden dönen sevgilisini bekleyen erkekten mi?
Yoksa yapılan tetkiklerin sonuçlarını bekleyen o kadından mı?
9 ay 10 gün karanlık ve güvenli sularda, öylece olan candan mı?
Hayat öğretmeninin işlemesi gereken önemli müfredat konularından biri, belki de ilkidir:
Sabretmek…
Hani bu falların her türlüsünde karşımıza çıkan…
Hani en acılı günümüzde teselli diye söylenen…
Bu dersten kaldıkça (kaçtıkça) karşımıza büyüyerek çıkan en değerli öğreti…
Ne kadar da fazlayızdır bu dersten bütünlemeye kalanlar.
Onları hemen tanırız.
Önce konuşmalarından...
Çabucak konuşuverirler. Anlattıkları, yaptıklarını takip eder. Yüzlerce düşünce şimşek hızıyla doldurur zihinlerini.
Sonra hızlı yürüyüşlerinden…
Bakarsınız onlarca kişiyi sollamış sokakta vitrinlere bakarken.
Arabayı da böyle kullanırlar üstelik.
Bakışlarından belki…
Cıvıl cıvıldır belki ama dinginlik zor görünür.
Bir kıpırdanma vardır hem bakanı hem bakılanı huzursuz kılan.
İçim anlattı bana sabretmeyi ben de satırlara döktüm.
Dedi ki:
“Sabretmek
Balığın sudaki var oluşu,
Mercanların, yosunların sakin salınımları,
Denizyıldızının kayadaki sağlam duruşu…
Sabretmek,
Sabah çiy tanelerinin hanımelindeki serinliği,
Doğan günün sakin ve sıcak yansımaları…
Sabretmek,
Sana demlenmiş bir çayın içini ısıtan dostluğu,
Fırından çıkmış poğaça sıcaklığında annenin başını okşaması…
Sabretmek,
Gideni uğurlamak içindeki ince sızının bilgeliğinde,
Gelene kucak açmak hep oradaymışçasına ve dingin bir coşkuyla…
Sabretmek,
Sevgi ve bilgeliğin yaratıcı gücü,
Kalbin vuruşu, kanın akışı
Gözlerin gözlerle teması…
Sabretmek,
Sarılıp sarmalanan yaraların bugüne kalan “hayat izleri”
Sabretmek,
Güneşin içine doğuşu…”