Tarihte Bugün      Alternatif Tarih
   Günün Bilgisi      Günün Komiği
Başarısızlık ecel değil, öğretmendir.
Yenilgi değil, gecikmedir.
Çıkmaz sokak değil, virajdır.

William Word
Yorumlar
 
Hülya Gültekin

Yazara ait tüm yazılar için tıklayın>

Öğrene - bildiklerim...
Herkesin kendi gerçeği varmış ve herkes kendi gerçeğinin gösterdiği yoldan tek ve hakikat olana yürüyormuş. Devamı>




Mavi Yolculuk
Varoluş Amacı
Tek Gerçek Sensin...
Acının Derinlerinde ki Haz…
Döngü
Öncesi ve Sonrası
Kaynak, Nehir ve Okyanus...
Editörden
Yazarlar
Konuk Yazarlar
Genç Kalemler
Haberler
Röportajlar
Basından
Duyurular
Çekim Yasası
Paylaşımlar
Farkındalıklar
Başarı Öyküleri
Yardım Hattı
Arşiv
Eğitimlerimiz
Eğitmenlerimiz
Katılımcı Görüşü
Eğitim Takvimi
Yayınlarımız
 

Giriş İçin Tıklayın


Favorilerime Ekle
Anasayfam Yap
Anasayfa
Sarı Çiçek Karakter Boyu:

 
Hülya Gültekin
08 Ekim 2007

Yerin dibinde bile olsam o sarı çiçek gibi tohumu çiçeğe dönüştürme sırası bendeydi.

 

Sokrates; ‘kırlardaki ağaçlar bana bir şey öğretemez’ diyerek, insanlarla
sürekli diyalog halinde olmuştur ve insan ruhunda uyku halinde bulunan düşünceleri karşılıklı konuşma yoluyla doğurtmaya çalışmıştır. Bu sanatına da, annesinin ebeliğini anmak için, doğum yardımcılığı, ebelik adını vermiştir. Ortalıkta çarşıda pazarda dolaşır ve karşısına çıkanlarla konuşmaya çalışırmış. Bunu da, insanları, hayatlarının anlam ve amaçları bakımından düşünmeleri için ve onlarda ki aydınlanma isteğini uyandırmak için yaparmış. Derdi asla kimseye bir şey öğretmek değil, tersine her konuştuğu insandan yeni bir şeyler öğrenmekmiş.

Kendimden yeni bir ben doğurtmaya çalıştığım o bol sancılı günlerde  -büyük düşünür Sokrates kadar olmasa da-  bana yardımcı olacak bir ebeye ihtiyacım vardı. İçimde taşıdığım  -gerçek ben olan-  tohumun geç de olsa bir şekilde farkına varmıştım. Gerçek benin varlığını oldukça hissetmeye başlamıştım.

Fakat yardıma ihtiyacım olduğunu düşünüyordum. O tohumun çatlaması, filizlenmesi ve yeşermesi için uygun bakımı yapacak bir bahçıvana ihtiyaç duyuyordum. Her gün çıktığım bir saatlik yürüyüşlerde  Tanrı ‘ ya yalvarıyordum: ''Tanrım, bu tohumu bilgiyle besleyip, sevgiyle sulamalıyım.''

''Gerçek beni tam anlamıyla ortaya çıkarıp bu sancılardan kurtulmalıyım. Fakat kendi imkanlarım buna yetmez. Ya bana yol gösterecek kadar bilgili bir insanla ya da okuyup yolumu bulduracak bir kitapla bir yerlerde karşılaşmak için bana yardım et.'' diyordum. Hem yürüyor hem de etrafıma bakınmadan dua ediyordum.

Kafamın içi hep bununla meşguldü. Baharın geldiğinin farkındaydım ama ne çiçeklere ne de yeşilliklere yüz veriyordum. Anı yaşamaktan da henüz haberim yoktu. Kendi kendime sorduğum sorulardan boğulmuştum. Tanrı‘nın yardımını beklemekten de yorulmuştum.

Penceremden dışarıyı seyrettiğim bir gün evimizin etrafının sarı kır çiçekleriyle dolmuş olduğunun farkına vardım. Çok güzeldiler. Koskocaman yağlı bir tablo asmıştı sanki Tanrı penceremin önüne. O gün yürüyüşe çıktığımda sadece çiçeklerin keyfini çıkarmaya karar verdim. Yürüdüğüm yolun bir kısmı beyaz mıcır taştı ve etrafı tamamen sarı çiçeklerle doluydu. Yolun bir sağındakilere bir solundakilere bakarak yürürken, yolun ortasında açmış olan, tek olduğu içinde pek fark edilmeyen sarı bir çiçek ilgimi çekti. Bir anda sürüden ayrılmanın insan için de çiçek için de pek farklı bir şey olmadığını düşündüm. Sürüden ayrılmak her canlıyı acımasızca yalnız bırakıyordu. Tam da sürüden ayrılmaya karar vermişken çelişkiye düşmüştüm.

Sürüden ayrılmalı mıydım? Yoksa henüz yol yakınken sürüye geri mi dönmeliydim?

O cesur sarı çiçek zihnime kazınmışçasına yerleşmişti.

Tohumu taşların arasına düşmüştü. Ve düştüğü yer yolun tam ortasıydı. Ben burada açamam. Taşların altından yeşerip çıkamam. Çıksam bile insanlar ve araçlar üzerimden geçip beni ezerler. Ben açmaktan vazgeçtim, dememişti.

Bir çoğumuzun yaptığı gibi mızmızlık edip tohumun çürüyüp yok olmasına izin vermemişti. Doğası neyi gerektiriyorsa onu yapmıştı. İçinde ona yol gösteren bir pusula vardı sanki. Taşlar tarafından ezilmişti ama  kırılmamıştı.

Sadece eğilmişti, boyun eğip vazgeçmemiş ve yeryüzüne çıkış yolunu bulmuştu.

Evrene kendini bütün güzelliğiyle sunmuştu.

Ve ben koskoca bir insan olarak o küçücük sarı çiçekten utanmıştım. Yerin dibinde bile olsam o sarı çiçek gibi tohumu çiçeğe dönüştürme sırası bendeydi. Kendime engel olarak gördüğüm her şeyi yenecektim. Boyun eğmeden eğilecek, kırılmadan esneyecek ve istediğim yöne bükülecektim. Hiçbir şeyin beni incitmesine, yolumdan alıkoymasına izin vermeyecek ve gülüp geçecektim.

En önemlisi de kendi içimde ki pusulayı keşfedecektim. Ve o bana doğru yolu gösterecekti.

Benim Tanrı‘dan istediğim yol gösterici, dinlemekte tereddüt ettiğim
içimdeki sesti. Tanrı bana bunu anlatmak için o sarı çiçeği kullanmıştı... İçimdeki gücü bana bu yolla hissettirmişti.


O sarı çiçek benim bu yoldaki ilk öğretmenim oldu.

Başkalarının bana el uzatıp benim için bir şeyler yapmasını beklemektense, içimden bana uzanan eli sıkıca tutup onunla birlik olmayı, ihtiyacım olduğunda içime bakmayı, içimde var olanı   kullanmayı,  içimdeki sese güvenip ona teslim olmayı öğretti bana.

Sokrates, kırlardaki ağaçların ona bir şeyler  öğretemeyeceği kadar büyük bir filozoftu.

Ama yola yeni çıkmış birisi için evrenin büyük küçük her bir parçası öğretmendir.

Yeter ki görmek ve öğrenmek için bakalım.

Bize okuma-yazmayı öğretirlerken içimizi de okumayı ve içimizden gelen sesi de dinlemeyi öğretseydiler ne güzel olurdu hayat değil mi?

 


Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Çıktı Al

Egonun hakim olduğu bir dünyada Tanrı sesini duymak isteyen o kadar az insan var ki ve gerçekten dış sesle (egoyla) uğraşmak zor, etrafımızdaki ve kendimizdeki güzellikleri karartan o dış sese kulak tıkamak hayat amacımızken birdenbire uzaklaşıveriyoruz çünkü kendimizi, duygularımızı önemsememek öğretildi ve bunu anlamamız içinde sanki olgunlaşmamız, pişmemiz gerekiyor gibi.
Doğa en büyük gizem ve derslerle dolu, bakmak ve görmenin farkı burada çıkıyor, benimde mor bir çiçeğim vardı taşların arasında ve yolun ortasında ve o güce hayranlık duymuştum, Tanrıyı orada görmüştüm tıpkı senin gibi ve o gücün bendede olduğunu fark etmiştim, o gün bu gündür en zor günlerimde mor çiçeğimi düşünürüm ve gücüme sahip çıkma cesaretini bulurum ve de hem yalnızımdır sürüden ayrıldığım için hemde kendi yolumda yaşamanın tadına varmaya çalışırım bazen tıkansamda.
İçimizden gelen ses, çocukluk dönemlerinden sonra hunharca katlediliyor, o kadar gereksiz bilgi depolanıyorki sonra o sesi diğerinden ayıt edemiyoruz ancak büyüdükçe, bir şeyler hayatımızda yanlış gitmeye başlayınca onu aramaya çalışıyoruz ama hangi yaşta olursak olalım o hep orada ve bizim onun o cılız sesini duymamızı beklediğinden eminim, sessizliğin içindeki ses o, yaşam enerjimiz ve ne kendilerini ne de içindekileri dinlemeyi bilmeyen bir nesilin çocuklarıyız, bize nasıl öğretsinler ki ? Biz bilmemize rağmen hala onu orada unutabiliyorsak!
Ağzına sağlık birçok insanın yolunu açma cesareti gösterdiğin ve kendi yolunu cesurca ifade ettiğin için. SEVGİLER
meryem 26 Ekim 2007 Saat:19:52:34

YAZARA SAYGIMIZ BÜYÜK AMA İÇİMİZDEKİ TOHUMUN SERPİLİP BÜYÜYEBİLMESİ İÇİN SARI BİR ÇİÇEKLE KARŞILAŞMAMIZ GEREKİYORSA, BU BETONLAŞMIŞ DÜNYADA ÇOĞU İNSANIN İŞİ ZOR. BU YÜZDEN YANIBAŞIMIZDA OLUPTA BİZE KARŞILIKSIZ OLARAK BÜTÜN BAHÇIVANLIK HİZMETLERİMİZİ KARŞILAYABİLECEK İNSANLARIN DEĞERİNİ BİLMEMİZ GEREKMİYORMU ? VE ONLARINDA ZOR HAYAT ŞARTLARI ALTINDA BİZİM İÇİN UĞRAŞ VERİRLERKEN SIRF BİZİM TOHUMLARIMIZIN DAHA RAHAT FİLİZLENEBİLMESİ İÇİN KENDİ TOHUMLARINI ÇÜRÜMEYE BIRAKMAYI GÖZE ALABİLMELERİ SINIRSIZ VE KARŞILIKSIZ BİR BAHÇIVANLIK HİZMETİ DEĞİLDE NEDİR Kİ? KENDİ TOHUMLARIMIZI YEŞERTMEYE ÇALIŞIRKEN, BAHÇIVANIMIZDA DÜŞÜNELİM VE ONUNDA TOHUMLARINI ÇÜRÜMEKTEN KURTARALIM...
YEDİVEREN 19 Ekim 2007 Saat:10:23:57

BELKİDE SOKRATES O KADAR BÜYÜK BİR FİLOZOF DEĞİLDİ, YADA BENCİLDİ VE UFAK BİR ÇİÇEĞİN KENDİSİNDEN DAHA KARARLI DAHA DAHA İNANÇLI OLDUĞUNU HAZMEDEMİYORDU, GENÇ YAZAR ÖĞRENMENİN VE ÖRNEK ALMANIN BİR SINIRI OLMADIĞINI, EN UFAK GÜZELLİKLERİN BİLE BİZE BÜYÜK DÜNYALARIN KAPILARINI AÇABİLECEĞİNİ NE GÜZEL AÇIKLAMIŞ :))))))))
DEEPLOVE 19 Ekim 2007 Saat:09:52:43

Bilmek ya da Bilmemek
Aslında tek istediği yaşamak için bir sebepti. Öyle bir sebep ki...
Zordur Çocuk Olmak
Zıplamayan Tek Hayvan
Gel Sahibi Ol Kalbimin
Zordur Empati...

  Editörden | Yazarlar | Konuk Yazarlar | Genç Kalemler | Haberler | Röportajlar | Basından | Duyurular | Çekim Yasası | Paylaşımlar | Farkındalıklar | Başarı Öyküleri | Yardım Hattı | Arşiv
Bu site obichim tarafından hazırlanmıştır.