Selen Servi
08 Ocak 2008
Bireysel gelişim konusunda çevremde, dostlarımda ve kendimde hep benzer açmazlara rastlıyorum.
Tüm bu öğrenme sürecinde, hiç mi kırılıp dökülmüyoruz? Hiç mi yakıp yıkmıyoruz farkında olmadan? Belki de farkında olarak…
Öğrenme süreci bir ömür sürdüğüne göre son nefese kadar hata yapma hakkımızı saklı mı tutuyoruz? Ya da bu haktan mahrum mu ediyoruz kendimizi?
Bireysel gelişim konusunda çevremde, dostlarımda, medyada, kendimde hep benzer açmazlara rastlıyorum. Sadece gittiği yolu önemseyerek ilerliyor birçoğumuz.
Bazılarımız için bir sonraki dönemece kadar o yol şahane! Daha iyi eğitim, daha iyi kitap daha iyi ev, daha etkili spor dalı yok! O an ilgilendikleri ne ise en iyisi o.
Başlarda güvenseniz de bir süre sonra bu insanların önerilerini göz ardı etmeye başlıyorsunuz… Ama yine de iyi bir yanları var; o da, yeni olana açık olmaları…
Ya buna da kapalı olanlar?...
Onlar da kendi gittikleri yolu tek doğru olarak bellerler; “Bu yoldan gitmeyen bizden değildir,” derler üstelik.
Dinlere karşıdırlar ama fikirlerini din yapmışlardır, fikirdaşlarını da dindar. Farkında olmadan, karşı çıktıkları cemaatleri oluştururlar; salt adı farklıdır. Aynı fikirde olmayana tahammülleri yoktur; ya da biraz alaycı bir gülümsemeyle dinlerler karşıt fikirleri olanları…
Bireysel “gelişim” yolunda katılaşıp, küstahlaştığımız oluyor ya bir de…
O zaman vay halimize!
Kapayınca kendimizi bizden farklı olana, öğrenebilmek ne mümkün?
Herkesin edecek bir sözü var bu dünyada.
Her sohbetten bir alacağımız var, her rastladığımızın bize verecek bir hediyesi…
Her karşımıza çıkan bir gizli hazine…
Yanlış yapabilirim bu yolda ilerlerken.
Öğretmen olabilirim birilerine, öğrenciliğimi de kabul ederek.
Hep veren olmam, kibre girer bilirim…
Hep alan da olamam sömürüdür.
Her an gönülden vermeye hazır, her geleni almaya razıyım…
Yargılanmadan, yargılamadan ilerlemek isterim.
Bu yolda katkısı olan her yüreğe selam ederim.