08 Ağustos 2007
Yürekten istediğiniz zaman o düşüncenin frekansı artıyor ve o frekans içinde zaten harekete geçme arzusu duyuyorsunuz.
VİP Dergisi (2007/ 109)
“İnsanlar küçük olmaktan değil, büyük olmaktan korkuyor !..”
Son zamanlarda başta ABD olmak üzere birçok ülkede gündemde olan ve sıkça tartışılan bir konuyu taşımak istedik bu kez sayfalarımıza.. Ülkemizde de herkes bunu konuşuyor. Hatta belki siz de duymuşsunuzdur. Ama eğer duymamışsanız sıkı durun! Şimdi bu sayfalarda hayatınızı değiştirecek bir sır vereceğiz size. Eğer yürekten inanır ve uygularsanız tabii…
Bilmiyorum siz de düşündünüz mü? Son zamanlarda insan olarak hepimiz çok negatifleştik. Her şeyden şikayet eder hale geldik. Hayatımızdaki güzellikleri görmezden gelip olumsuzluklar üzerinde yoğunlaştık. Modern hayat hepimizi asık suratlı, sinirli, gergin insanlar haline getirdi.
Sorun şu ki; çoğu insan, hepimiz istemediğimiz şeyleri düşünüyoruz. Neden hep başımıza olumsuzlukların geldiğini merak ediyoruz. Ama sonuçta değişen bir şey olmuyor. Hani deriz ya “Aklıma gelen başıma geldi” aynen bunun gibi..
İşte şimdi sizlere vereceğimiz sır, tam da bu noktada çok önemli… Eminim, siz de merak ettiniz bu sırrı.. Sırrın adı kitapta gizli…Son zamanlarda herkesin elinde bu kitap. Adı “Hayatın Büyük Sırrı: Çekim Yasası”. Yazarı 1972 yılından beri insan potansiyeli ile ilgilenen, bireysel gelişim konusunda birçok kitabı olan Nil Gün.
Nil Hanım nüfus cüzdanına göre 55 yaşında. Ama o 18,5 olduğunu söylüyor. Amerika’da yaşamış uzun yıllar.. Aldığı eğitimlerin haddi hesabı yok. “Bütün paramı, zamanımı eğitime harcamış bir insanım. Çünkü bu benim yaşam misyonum” diyor.
Nil Hanım, son kitabı Çekim Yasası’nda birçok değerli düşünürün, bilim adamının bilip uyguladığı; ama asla kitlelere mal olmamış gizin detaylarını anlatıyor. Edison, Eflatun, Galileo, Einstein gibi…
Çekim yasasını aslında 1973 yılında keşfettiğini söyleyen Nil Hanım, “Amerika’da aldığım, altı yıl süren zihin bilimi eğitimimin bir parçasıydı. Orada uygulamalı olarak evrensel yasaları öğreniyorduk. 1987 yılında radyo programı yapmaya başladığımdan beri anlatıyorum çekim yasasını. Son dönemlerde ‘The Secret’ filminin etkisiyle daha çok bilinmeye, tartışılmaya başlandı” diyor.
“Yaşamımızı Düşünerek Var Ediyoruz”
Nil Hanım, çekim yasasını şöyle açıklıyor:
“Yasaları olan bir evrende yaşıyoruz. Evrensel yasalar tüm evrende, her zaman, her yerde ve herkes için geçerli. Bu yasalara uyarsan mutlu, güzel bir hayatın oluyor. Uymazsan mutsuz bir insan oluyorsun. Çekim yasası da evrensel yasalardan biri. Çekim yasası enerji yasasıdır. Enerjinin cinsi ne olursa olsun aynı yasalara tabiidir. Kendimizi mutlu, huzurlu, heyecanlı hissettiğimizde etrafa pozitif enerji yayarız. Gözlerimiz, cildimiz, yüzümüz ışıldar, çevreye de bu enerjiyi yayar ve biz de bu tür enerji yayan insanlara çekiliriz. Aynı şey üzgün, mutsuz, depresif hissettiğimizde de ters olarak işler. Gözlerimizdeki ışık söner, kendimizi kötü hisseder, çevremizdeki insanlara hiç de çekici gelmeyiz. Kısaca çekim yasası ‘benzer, benzeri çeker’ diyor. Yani olumlu-olumsuz ne düşünürsek onu kendimize çekiyoruz. Bu büyük yasayı fark ettiğimiz zaman ne kadar akıl almaz bir gücün sahibi olduğumuzu ve yaşamımızı ‘düşünerek’ var edebileceğimizi de fark edeceğiz.”
“Tembellik Yasası Değil…”
Çekim yasasının inansak da, inanmasak da işlediğini belirten Nil Hanım, bu yasasının insanlar tarafından çok yanlış anlaşıldığını düşünüyor. “Çünkü insanlar çekim yasasını tembellik yasası olarak algılıyorlar. Mesela ben, bir sevgilim olsun istiyorum. Bunu herkes ister iş lafa gelince. Ama bu düşüncenin, duygunun benziniyle harekete geçmesi lazım. Yani yürekten istemeliyim. Yürekten istediğiniz zaman o düşüncenin frekansı artıyor ve o frekans içinde zaten harekete geçme arzusu duyuyorsunuz. Duygu olması ve de çok sık tekrar edilmesi lazım. Neyi sıkça düşünürseniz o sizin hayatında tezahür eder. Yüzyıllar önce Mevlana da bunu söylemiş, “Ne arıyorsan osun sen” demiş. Sonuçta çekim yasası yeni bir şey değil.”
Nil Hanım, başkalarının kötülüğünü düşünen insanların, bu düşündüklerinin gerçekleşip gerçekleşemeyeceğine yönelik sorumuzu ise şöyle yanıtlıyor: “Einstein der ki, eğer düşüncelerimizi görebilseydik, bizden çıkan düşüncelerin dönüp dolaşıp yine bize döndüğünü görürdük. Dolayısıyla senin biri hakkındaki kötü düşüncen yine sana döner. Çünkü senden çıkıyor, o düşüncenin duygusunu yaşayan sensin. Dolayısıyla senin zihnin olumsuz düşüncelerle meşgulse zararı sana. Ona göre vücudunda hormonlar farklı salgılanacak, enerjin düşecek. Keskin sirke küpüne zarar derler ya.. Ne yaparsan kendine yapıyorsun.”
“Yoksulluğu Yaratan Yokluk Bilinci…”
Nil Hanım’a göre her birimiz birer enerji mıknatısıyız. Eğer enerjimiz düşükse yaşamın da düşük enerjili olaylarını kendimize çekeriz. “Aslında insanlar küçük olmaktan değil, büyük olmaktan korkuyor. Bunca fakir, mutsuz, huzursuz insan var. Bu insanlar kendilerine layık görmedikleri için böyle oluyor. Borç içindeyken sürekli ‘ay borcum var, param yok, ay sonunu nasıl getireceğim’ endişeleri duyguların yokluk bilinci. Yokluk bilinci yoksulluğu yaratır. Eğer bir kişi yokluk bilincine sahipse Milli Piyango’nun en büyük ikramiyesini de kazansa maksimum iki yıl içinde eskisinden daha beter hale gelir. Bunun örnekleri var. İşte bu olumsuzlukları düşünmemek, iyiye odaklanmak ve ne istiyorsak onun hayalini kurmamız, sık sık düşünmemiz gerekiyor. Böyle olursa üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir şey olmaz. Yeter ki isteyelim.”
Son olarak Nil Hanım’a, bugüne kadar hayatına çektiği şeylerden memnun olup olmadığın soruyoruz. Ve bakın nasıl yanıtlıyor: ”Sağlığım yerinde, harika bir sevgilim var. Sevdiğim işi yapıyorum, çok sevgili dostlarım var, yaşamdan zevk alıyorum. Her şeyim var benim. En önemlisi içimdeki çocuğu hala koruyorum.”