Tarihte Bugün      Alternatif Tarih
   Günün Bilgisi      Günün Komiği
Başarısızlık ecel değil, öğretmendir.
Yenilgi değil, gecikmedir.
Çıkmaz sokak değil, virajdır.

William Word
Yorumlar
 
Dilek Yaraş
dilekyaras@kuraldisi.com
Yazara ait tüm yazılar için tıklayın>

An Gelir...
Derinlerdeki incileri  mercanları seyre dalmışken kıtalar kopar yerinden, yer savrulur oradan oraya, iklimler birbirine geçer de haberin olmaz. Devamı>




O Yolun Yolcusu
Ruhun Sevmesi
Gurur Aşka Dahil midir?
Albatros Olmak
Sevgi Arsızları
Soruların Efendisi!
Gerçek Aşk Nedir?
Editörden
Yazarlar
Konuk Yazarlar
Genç Kalemler
Haberler
Röportajlar
Basından
Duyurular
Çekim Yasası
Paylaşımlar
Farkındalıklar
Başarı Öyküleri
Yardım Hattı
Arşiv
Eğitimlerimiz
Eğitmenlerimiz
Katılımcı Görüşü
Eğitim Takvimi
Yayınlarımız
 

Giriş İçin Tıklayın


Favorilerime Ekle
Anasayfam Yap
Anasayfa
Soruların Efendisi! Karakter Boyu:

 
Dilek Yaraş
16 Haziran 2008

Siz düşünmemeye çalışsanız da o birbirinden illet soruları, onlar bir şekilde derinlerinizden bir yerden dürter dururlar.

 

 

 

Sorular bir kere başladı mı ardı arkası gelmez. Bir bakmışınız ki aklınıza getirmeye bile korktuğunuz kabir melekleri, beden kabrinizde sizi ziyaret etmiş çoktan da sizin haberiniz yokmuş.

Kaçmaya çalışırsınız. Yalan söylemeye çalışırsınız. Ama kendine karşı nereye kadar yalan söyleyebilir ki bir insan?..

Siz düşünmemeye çalışsanız da o birbirinden illet soruları, onlar bir şekilde derinlerinizden bir yerden dürter dururlar sizi. Hele o soru...

Dış uyarıcılarla iç dürtücüler birleştiği zamansa beden kafesiniz dar gelir... Parçalıyıp dışına çıkmak istersiniz. Kuş olup uçmak… uçmak da değil, kaçmak, hiç kimselerin kendinizin bile ulaşamayacağı bir yerlere….

Kaçma hayallerinin en amansızı, en vicdansızı, en en en…. fenasıdır kendinden kaçmak… Bunu başarabilen ise ne duyulmuştur ne de görülmüştür…

Sadece kaçtığını sananlar vardır … Memnun olmadığı, reddettiği dünyadan ve kendinden kaçtığını sanırken illüzyondan kurtulacağım sanrısıyla daha da beter bir  yanılsamanın içine kısılıp kalanlardır onlar.

Kimileri kimyasal uyuşturucuları ya da uyarıcıları kullanır; kimileri dünya kimileri ahret işlerini, kimileri de putlaştırdığı bir ‘’kendini arama’’ yolculuğunu….

En belirgin ortak özellikleri, en kaçıp kurtulduklarını sandıkları anda kapana kısılmış bir fare gibi kendilerinin en düşük halinde tutuklu kalmaları….

Diğer bir ortak özellikleri ise  en can alıcı o tek ve büyük sorudan kaçmaları?

Hep amaçlarını çarpıtan, zihinlerini oradan oraya savuran yan sorularla avunarak ve kendi kendilerini kandırarak ömür tüketmeleri…

Oysa ki o tek soru demoklesin kılıcı gibi her an başınızın üstünde, gizli bir canavar, bir heyula gibi peşinizde, ince bir sızı gibi yüreğinizin derinlerindedir …

O kaçtığınızı sandığınız rahatsız edici sorular o en temel, olmazsa olmaz sorudan sonra gelirler…

Soruların efendisidir o...

Bilirsiniz, daha doğrusu sezersiniz ki o soruya bir geçit verseniz devamı gelecektir. İşte bu yüzden, o temel soruyu zihninizin kıyısına bile getirmemek için elinizden geleni ardınıza koymazsınız… 

Hilebaz soruların hilebaz cevaplarıyla hem kendinizi hem de çevrenizi kandırmak da buna dahildir…

Yanlış soruya doğru cevap alındığı nerede görülmüş ki zaten....

Halbuki o soruyu gerçek anlamda,dürüstçe bir kere sorsak ve yürekten gelen en gerçek cevabı verdikten sonra devam etsek sormaya göreceğiz ki o çok korktuğumuz sorular bizi kaynağa yani özümüze götürüyor…

Ve o kaynakta kainatın bütün koşullarını içinde eriten koşulsuz ve mutlak sevgiden başka bir şey yok….

‘’NEDEN?’’diye sorun kendinize… Bıkmadan usanmadan, verdiğiniz her cevapta biraz daha bilenerek, biraz daha diklenerek aynı soruyu yineleyin….

Ta ki kaynağa gidene kadar, ta ki orada sizi bekleyen huzuru ve her şeyi transformasyona uğratan gerçek gücü bulana kadar…

Demir tavında dövülür, haydi şimdi başlayın!..

Neden bu yazıyı okudunuz mesela?

....

Neden?

....

Pes etmek yok, kaynağa ulaşana kadar devam:))

 


Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Çıktı Al

Yazıyı da yapılan yorumları da keyifle okudum. Sonra ben de bişeyler yazmaya karar verdim. Yazdıklarımın mükemmel olması gerekmiyordu, hem neden mükemmel olsun ki ? Evet işte bir neden sorusu daha neden neden neden ! Soru sormak neden bu kadar zordur, çünkü cevap vermek o kadar da kolay değildir de ondan. Kolay değildir, içimizde ki gereksiz korkularla kaygılarla yüzleşmek. Farketmeden onlara tutunmuşuzdur hayatta. Evet Bade'cim dediğin gibi tutunduğumuz öfkeleri, korkuları,kızgınlık ve kaydıları bıraktığımızda boşluklarla karşılaşıyoruz ve bu boşluk korkutuyor bizi. O boşlukların yerini yeni ve taze düşünceler ve duygularla doldurduğumuz zaman önümüz de ki kapılar açılıyor. Geriye kalan da açılan kapıya doğru adım atmak öyle değil mi ? Sevgiler....
Nejla (kardelen) 01 Temmuz 2008 Saat:14:13:29

Demir tavinda dövülür,haydi simdi baslayin!
Hemen simdi basliyorum......
Neden daha önce gördügüm halde yaziyi, bugün okudum?Yazi bende ilk gördügüm anda"yüzüklerin Efendisi"Filmini cagristirdi ve cok soru soracagim icin okumayi erteledim......
Neden bugün okudum? Bugünlerde kendimi yine bol sorular soran olarak yakaladigim icin,"sorularin Efendisi"ni okuyarak,belki efendice bir soru, veya dogru bir soru sorarak, yoruldugum sorularima bir dogru yanit bulabilmek icin okudum.......Ve genelde okudugum yazilardan not alirken bir kagida,neden bu yaziyi hemen okuyup,cevaplamaya basladim?
O kadar yorgunumki soru sormaktan hayata ve kendime.. Biraz izin vermek istiyorum-yada ara vermek-bundan dolayi not alip, daha fazla soru sormayayim bu günlerde kendime diye, kaleme sarilmadim hemen.......Yada, belki gercekten yorgunluktan,yanlis sorular sorup, yanlis cevaplar alip,bosuna labirentlerde dolasmayayim diye.....
Neden,insanlarin cogunlugu kendine soru sormaktan ve kendini kesfetmekten korkarlar....
Neden,insanlarin cogunlugu hala farkliliklari-kendilerininde farkli oldugunu bile bile-görmekten ve onlarla zenginlesmek yerine,onlari asagilamayi, kücümsemeyi,yargilamayi secerler........
Neden,insanlarin cogunlugu savaslar,haksizliklar,
toplumsal sorumluluklar karsisinda refleks gösterip tepki vermezler.........
Neden, insanlarin cogunlugu sevgiyi ve coskuyu,sevinci yasamak yerine,hala aciyi tercih ederler..........
Neden, insanlarin azinligi yer yüzünde hala kesif yolunda, pes etmeden kaynagina ulasmak icin calissinki.............Yinede ve inatla, coskuyla sevdagla, damlaya damlaya okyanuslara ulasacagimizi bildigimiz icin............Bana gecenin bu saatinde altin sorular sordurup,elmas aramaya cikarttigin icin Tesekkürler........Neden Elmas? Elmas isigin tüm renklerini rengarenk yansitir bizede ondan........Kendi isigimizi bu gezegene yayabilmek icin,elmasi kaynagindan aramaya devam....Neden?Cogalip karanliklari aydinlatmak icin......
Elif Tan 27 Haziran 2008 Saat:02:15:19

Kaynağını keşfedemediğimizle etkileşemiyoruz galiba. Değişimi gerçekleştiremiyoruz. Soru sormayı 'doğru cevaplar için doğru soruları sormayı' hayatımıza kattıkça kendimize yaklaşıyoruz aslında. Hani çocuklar da sürekli sorarak öğrenirler ya...Bizde kendinden uzaklaşmış çocuklarız aslında bazen. Her soruya, her 'neden'e verilen cevap kaynağa doğru itiyor bizi cesur olursak sormakta ve cevaplamakta. Köküne inme Süreci tamamlandıktan sonra belki de 'kökden özü alıp, nasıl yapraklarıma ve hayata yayabilirim?' sorusuna da sıra gelir. Kim bilir? Sevgili Dilek 'yalnış soruya doğru cevap alındığı nerede görülmüş ki?' bu cümle, benim bu hafta 2.kere karşılaştığım cümle. Benim için ve hayat için ne kadar çarpıcı bir cümle. Doğru soruları sorabilmeyi ve doğru cevapları alma cesaretini yaşamayı seçiyorum tekrar senin yazın aracılığıyla. Yüreğimden teşekkürederim sana Dilek.
bade 17 Haziran 2008 Saat:17:24:28

 Toplam 5 yorum var. 1 2  


  Editörden | Yazarlar | Konuk Yazarlar | Genç Kalemler | Haberler | Röportajlar | Basından | Duyurular | Çekim Yasası | Paylaşımlar | Farkındalıklar | Başarı Öyküleri | Yardım Hattı | Arşiv
Bu site obichim tarafından hazırlanmıştır.