Tarihte Bugün      Alternatif Tarih
   Günün Bilgisi      Günün Komiği
Kuru pantolon ile balık tutulmaz.
Cervantes
Yorumlar
 
Dilek Taşçılar

Yazara ait tüm yazılar için tıklayın>

Rezalet!
Bugün sizlerle tıp dünyasına ait bir ayıbı paylaşmak istiyorum. Bayram günü Central Hospital'de yaşadığımız rezaleti... Devamı>




Babama Mektup
Ah Bu Ayrı’lık Duygusu!..
Hayal Kırıklığındaki Mucize
Yüzleş, Kucaklaş ve Özgürleş!
Her Gün 40 Bin Düşünce
Basit Farkındalıkların Gücü
Kader Mirası
Editörden
Yazarlar
Seçme Yazılar
Genç Kalemler
ŞİİRLERİNİZ
Haberler
Basından
Çekim Yasası
Paylaşımlar
Farkındalıklar
Röportajlar
Duyurular
Başarı Öyküleri
Yardım Hattı
Arşiv
Eğitimlerimiz
Eğitmenlerimiz
Katılımcı Görüşü
Eğitim Takvimi
Yayınlarımız
 

Giriş İçin Tıklayın


Favorilerime Ekle
Anasayfam Yap
Anasayfa
Tuğla Duvarlar Karakter Boyu:

 
Dilek Taşçılar
09 Eylül 2008

Duvarın sert ve sağlam görüntüsünün yanılgısına yenilmediğimiz sürece, karşımıza dikilen hiç bir duvar varlığını sürdüremez.






 




Bir kaç gün önce, Randy Pausch'a ait 'Son Konuşma' adlı kitabı okudum... Bu kitap hakkında mutlaka duyumlarınız olmuştur. Basında da, Kuraldışı Sitesinde de tanıtımı yapılmıştı.

Şu günlerde bir çok yazar, pozitif hayat felsefesini dünya ile paylaşıyor, ancak Randy Pausch'u bunlardan ayıran, Pankreas kanserinden ölüyor iken bu kitabı yazmış olmasıdır.

Kitap, Saim Koç'un her zaman vurguladığı 'yararlılık ilkesine' çok güzel bir örnek oluşturuyor.

Çünkü yazar bu kitabı, henüz yaşları çok küçük olan 3 çocuğuna, ileriki yaşlarında baba nasihati olması için hazırlamış.

Ölmeden önce bunları dile getirmek yazara fayda sağlamış ve vicdanı da ruhu da rahatlamış, çocuklarına ileride fayda sağlayacağına zaten şüphe yok, veee tüm dünyaya şimdiden fayda sağlamış durumda.

Kendisi için iyi olan, tüm dünyaya da iyi geldi !

Kitabın dili yalın ve akıcı, içeriği ise, sanki ölmekte olan birine değil de, yaşamakta olan birine ait.

'Son Konuşma', yazarın durumu da göz önünde bulundurulduğunda, okunması gerçekten gerekli olan bir kitap.

Ölmekte olan birinin hala sahip olduğu yaşam sevinci, yaşadığını zanneden bir çok yaşayan ölüyü yeniden hayata kazandırabilir.

Çünkü ölüyor da olsak, yaşıyor da olsak, değişmeyen gerçek, hayatın her şartta devam ediyor olması ve her saniyesinin yaşamaya değer olduğudur, özellikle de kalan saniyelerimiz sınırlı ise !

Şimdi size tanıdık bir duygudan bahsetmek istiyorum.

Hani koca bir kitabı okursunuz ve içinden bazen bir tek cümledir sizi vuran, kendinize gerçekten kattığınız.

O cümle size bir bilinç sıçraması yaşatır.

Bu kitaptan kendime kattığım ve gelişim yolculuğundaki herkese yararlı olacağını düşündüğüm cümle şöyle:

Randy Pausch, hayatımız boyunca önümüze çıkan engelleri/sorunları, 'Tuğla Duvar' olarak tanımlıyor ve diyor ki:

''Tuğla duvarlar, yeterince çok istemeyen insanları durdurmak için var. Diğer insanların ise durmamaları için oradalar. Tuğla duvarların orada olmasının sebebi, bize, bir şeyi ne kadar istediğimizi görme şansı veriyor olmasıdır.''

 Ne kadar güzel özetlenmiş, değil mi ?

Hakikaten de, hayatımızdaki tuğla duvarları ya yıkana kadar uğraşıyoruz ya da bir kaç kez duvara çarptıktan sonra vazgeçiyoruz.

Toplumdaki genel eğilim, vazgeçmekten yana....

Vazgeçtiğimizde ne oluyor peki ?

Kendi gücümüzü yadsıyoruz ve adına 'öğrenilmiş çaresizlik' dediğimiz hastalığa yakalanıyoruz.

Çareyi başka insanlarda/olaylarda aramaya başlıyoruz, yani özgürleşelim derken, bağımlı hale geliyoruz.

Peki 'gerçekten' istersek, aşamayacağımız bir tuğla duvar var mı?

Elbette yok !

Her duvarı yıkacak güç içimizde bir yerlerde var ve kullanılmayı sabırsızlıkla bekliyor.

Duvarın sert ve sağlam görüntüsünün yanılgısına yenilmediğimiz sürece, karşımıza dikilen hiç bir duvar varlığını sürdüremez.

Tüm tuğla duvarların en büyük amacı, kararımızın kesinliğini sorgulamaktır, sabrımızı ve irademizi sınamaktır, yaratıcılığımızı ortaya çıkarmaktır ve sorundan uzaklaşarak çözüme yaklaşmamızı sağlamaktır.

Aslında tuğla duvarların hepsi aynıdır ! Daha zor ya da daha kolay diye bir tanımlaması yoktur!

Onlara 'büyük, güçlü, imkansız, zor' etiketlerini takan kendimizden başkası değil.

Eğer gerçekten kararlıysak, hiç bir bahane arkasına sığınmadan hedefimize kilitlendiysek, duvarlarımızı aşmamıza yardımcı olacak irade, güç ve yaratıcılık da çok geçmeden ortaya çıkacaktır, yeter ki o meşhur ilk adımı atalım ve bir sonraki adımları atmaktan da geri durmayalım.

BEN, buna yürekten inanıyorum.

Hadi ! Hemen şimdi, tuğla duvarlarımızla yüzleşelim ve kolları sıvayıp balyozu yanımızdan eksik etmeyelim!

 


Son Konuşma


Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Çıktı Al

Dilek'cigim,
Hem yorumların hem algıladıkların hem paylaştıklarınla sen çok özel ruhlardan birisin. Tuğlaları her adımda farkındalık ve sukunetle yıkan sana, hayranlığım her geçen gün artıyor. Derinliğine sağlık...
Selen 14 Eylül 2008 Saat:10:34:45

Sevgili Onur,
yaptığın yorum çok hoşuma gitti ve bana yazımın eksik kalan bir kısmını görmeme vesile oldu, şimdi bu yorum ile tamamlama fırsatı verdiğin için teşekkür ederim.
Tek başına balyoz, bir işe yaramıyor tabi.
Senin de bahsettiğin gibi, içimizde yaşanan bir çatışma var ve aslında her şey bu çatışma ile başlıyor. Ve de iyi ki bu çatışma var... Çünkü bilinçaltı ve bilinç çatışmazsa, zaten herhangi bir farkındalık yaşamak ta mümkün olmaz. Farkındalık yaşandığında, orada yılllarca görünmez bir duvarın varlığını görür hale geliyoruz. Yıllarca o duvarı görememiş olmamız, o duvarın var olmadığı anlamına gelmiyor. Duvarı gördüğümüzde ise, önümüzde 2 seçenek beliriyor, ya o duvarı kaldırmak ya da yıllarca alıştığımız rahatlık alanımızda, bizi engelliyor olmasına rağmen, kalmayı tercih etmek.
İşte tam bu noktada, balyozu elimize alıp, o duvarı kaldırmak gerek :-)
Ankara'ya kucak dolusu Sevgiler...
dilek taşçılar 13 Eylül 2008 Saat:20:51:22

Yazını ilk okuduğumda birkaç cümle yorum yazmış ama göndermemiştim. Düşüncelerimi tam olarak toparlayamadığımı düşünmüş, anlatmaya çalıştıklarım yarım kalmış gibi hissetmiştim. Birkaç gündür yazın aklımda. Hatta bugün Meryem'le de konuştuk senin yazını ve benim yazmaya çalıştığım yorumu. Diyorum ki, acaba çatışmadan hoşlanan bir yanımız mı var? Acaba balyozu elimize aldığımızda duvarlar da otomatik olarak oluşuveriyor mu? Yani elimizde balyoz varsa elbetti ki görmek istediğimiz ve göreceğimiz de duvar olacak. Balyozu elimize almamak daha büyük bir cesaret davranışı olabilir mi? Yani "güç" dediğimiz şeyin bir üst basamağı olabilir mi? Tabi bu durumun pasiflik ve tembellikle karışabilme ihtimali de bir hayli yüksek. Motivasyon, cesaret, adım atmak elbette çok önemli, bu konuda benzer düşünceleri taşıyoruz. Ama yazdığım olasılıklar da aklıma takılmıyor değil. Yazında işlediğin konu gayet önemli; eline, fikrine sağlık.
onur sargın 12 Eylül 2008 Saat:23:15:36

 Toplam 8 yorum var. 1 2 3  


  Editörden | Yazarlar | Seçme Yazılar | Genç Kalemler | ŞİİRLERİNİZ | Haberler | Basından | Çekim Yasası | Paylaşımlar | Farkındalıklar | Röportajlar | Duyurular | Başarı Öyküleri | Yardım Hattı | Arşiv
Bu site obichim tarafından hazırlanmıştır.