Aydan Sümercan
27 Ağustos 2008
Harika bir doğa, romantik gün dönümü, rezervasyonsuz yer bulamayacağınız sahildeki balık restoranları ve elbette ışıl ışıl butikleriyle çarşısı...
.
Özenle bir gün öncesinden rezervasyonumuzu yaptırıp İki yıl aradan sonra ikinci kez akşam yemeği için gittik Gümüşlük’e. Koyda adaların ardından batarak her yeri bir masal ülkesine çeviren o güzelim gün batımını kaçırmamak için de saatler 19’u gösterirken oradaydık! Adaların iç içe geçmiş gölgeleri üzerinde, gökyüzünde renkler kızıldan mora kayarak saatler boyu insanı kendinden geçiriyor
Özetle oraya giderken benim bildiğim de herkesin bildiği idi: Harika bir doğa, romantik gün dönümü, rezervasyonsuz yer bulamayacağınız sahildeki balık restoranları ve elbette ışıl ışıl butikleriyle çarşısı… Bu özellikleri Gümüşlük için tatilcilerin göz ardı edemeyecekleri birer referans! Yemekten sonra her restoranın kendine özgü bir de kahve sunumu var ki insan ille de cep telefonuna görüntüsünü alıyor.
Ama burası aslında bir sit alanı ve sakinliğini, bozulmamışlığını biraz da her an karşınıza çıkabilecek geçmişinin izlerine borçlu!
Ve çoğumuz Gümüşlük’te yıldızların altında akşam yemeğimizi yeriz de görünenlerin ardında kalan ve taaaa M.Ö. 2000lere dayanan geçmişini fark edemeden güzel bir gecenin tadı damağımızda ayrılırız oradan!
Ama orada kalanlar güneşin altında biraz daha fazlasını görüyorlar, denizin içinde, Myndos’tan kalan taşların üzerinden yürüyerek ulaşabileceğiniz Tavşan adası, her yerde karşınıza çıkan kalıntılar, bazen bir evin duvarındaki aykırı bir taş, bazen denizin altından size bakan binlerce yıllık bir kale duvarı hem düşündürür hem de ürkütür insanı...
Orada yaşayan ve sanki bulunduğu yerle bütünleşen sevgili arkadaşımın ağzından çıktı o sihirle kelime de…
Myndos!
Siz Gümüşlük ziyaretlerinizde aslında toprağın altındaki antik kent Myndos üzerinde de yürümektesiniz! Myndos’u ararsanız, Google’da ancak arkeoloji sitelerinde ve birkaç kişinin ilgisine mazhar olduğu için yazılmış birkaç paragrafta bulabilirsiniz onu.
Myndos, M.Ö. 2000 lerde ege adalarından gelen Lelegler tarafından Karia topraklarında kurulan 8 kentten biri.. Ancak M.Ö. 4. yüzyılda Karia Satrabı Mausolos 8 kentten altısını boşaltıp insanları Halikarnassos’ta yaşamaya zorlamış, nedense Myndos’a dokunmamış. Kenti Yunan şehircilik anlayışına göre yeniden inşa ettirmiş, kentteki yerleşimler kale duvarları içine alınarak, bugün Gümüşlük’ün bulunduğu yere, denize doğru kaydırmış. Dolayısıyla bugüne kadar ulaşabilen kalıntılar Mausolos’un liman kenti olan Myndos’a ait, sonradan Roma döneminde de eklemeler yapılmış ve eski kent de kaldığı yerde Palaimos diye anılmış.
Myndos hareketli bir tarihe sahip olmuş. Önemli birkaç olaydan biri
Myndos’un, M.Ö. 334’de Büyük İskendere direnmiş olması, kent teslim olmayınca İskender Halikarnasos’a yönelmiş, çok daha sonra İskender’in komutanları Myndos dahil tüm Karia’yı ele geçirmişler.
M.Ö. 44’de ise Sezar öldürüldükten sonra katillerinden Brutus ve Cassius Roma Cumhuriyeti adına Anadolu’ya egemen oldup donanmayı da Myndos limanında barındırmış. Ancak donanmanın Antonius tarafından yenilgiye uğratılması ile Myndos kısa bir dönem için Rodos hakimiyeti altına geçmiş, sonra tekrar Romaya katılmış.
Ve büyük bir deprem kentin, bir daha iskan edilmemek üzere terk edilmesine neden olmuş, kentin bir bölümü sular altında bir bölümü de toprak altında kalmış, kalıntıları üzerine de Gümüşlük kurulmuş. Myndos’a batık kent denmesinin nedeni de bu!
Sakin, huzurlu, romantik ve günbatımlarının büyülü bir aleme çevirdiği bu kıyıların bir zamanlar mimari yapılarla dolu bir liman kenti olduğuna ve bu sakin kıyılarda ne kıyametler koptuğuna insan inanamıyor doğrusu. Bir akşam yemeğe gittiğinizde yıldızlarla süslenmiş mehtaplı bir gecede geçmişe mal olmuş Myndos kenti gözünüzden kaçabilir. Ama güneş ışıklarıyla birlikte evlerin duvarlarında sıkışmış eski bir sütun başlığı, denizin içine çökmüş mimari kalıntılar, büyük bloklar halinde kalan duvar parçaları ile antik kent karşınıza çıkıyor.
Kazıların yapılarak Myndos’un biraz daha bize ulaştırılması dileğiyle…