Özlem Tutkak
21 Ağustos 2008
Mutluyum, sadece mutlu. Nedeni yok, olduğu gibi, içimden geldiği kadar...
Sanki azgın bir nehrin önüne baraj kurmuşum da şimdi o seti yıkmışım gibi, çağlıyor, taşıyor mutluluk.
Sabah saatin çalışını duyamıyorum hiç, çünkü ondan çok daha önce martılar başlıyorlar günü selamlamaya. Gözümü açıyorum, bana özel resitalin eşliğinde, denizin kokusunu içime çekerek, aynadaki kadına gülümsüyorum ve “Günaydın,” diyorum. “Seni seviyorum, sen en güzeline, en keyiflisine, en geliştirenine layıksın,”...
Duyuyor beni, öyle içten gülümsüyor ki... Sonra çıkıyorum evden, başımı kaldırıyorum yukarı, güneşle göz göze geliyoruz, göz kırpıyor bana, “Bugün senin günün,” diyor. “En güzeline, en keyiflisine, en geliştirenine hazır mısın?” “Evet!” diyorum, “Hazırım, buna layığım ve biliyorum hayal bile edemeyeceğim kadar coşkulu günler geliyor, her bir hücremle hazırım.”
Yola koyuluyorum, kulağımda içimi kaynatan bir ezgi;
Bakakalırım giden geminin ardından,
Atamam kendimi denize, dünya güzel!
Öylesine biliyorum ki güzel günlerin geleceğini, en az şu an hissettiğim kadar güzel olanların yaşanacağını. Her bir an için şükran duyacağım, her biri ayrı birer hikâye olan insanlara “Memnun oldum” diyeceğim, başka bir zamanda, farklı bir iklimde, yepyeni mekânlarda paylaşacağım, yaşayacağım, seveceğim insanlarla birlikte olacağım.
Simitçi amcaya “Günaydın” diyorum, önceleri yadırgamış olsa da, artık ilk selamı o veriyor bana. Yan apartmanın bahçesinde yavrulamış kediyi okşuyorum, artık kaçmıyor benden, ben onu okşarken o yavrularını seviyor.
İnsanların yüzlerine bakıyorum, derin bir nefes alıyorum, “Ben yaşıyorum.” diyorum, yaşam beni öyle bir sarmalıyor ki, başım dönüyor o devinimin temposuyla.
Adımlarım, sokaktaki gürültüler, içimi ısıtan güneş, kulağımdaki her bir nota, etraftaki insanlar bir oluyor, zaman yitiyor, her şey tek bir nefes oluyor, o nefesle yaşam içime giriyor, yaşam ben oluyor, gözbebeklerimdeki pırıltı ondandır...
Heey! Yaşam seni seviyorum!!!