Tarihte Bugün      Alternatif Tarih
   Günün Bilgisi      Günün Komiği
Yapamayacağın şeylerin,
yapabileceklerini
engellemesine izin verme.

John Wooden
Yorumlar
 
Badegül Kılınç

Yazara ait tüm yazılar için tıklayın>

Ya Da…
İçime sığmayacak kadar arsızdı nefesim / Ya da nefesime ‘dur’ der gibi / Geçitsiz, korkak bir patikaydı içim. Devamı>




Ve Uzattı Elini…
Anlat Çocuk…
Çingene Pembesi
Kırlangıç Fısıltısı
Tohum Ve Toprak
Kıska(n)ç Egodan Özgürlüğe
Kızgınlık mı?...Yassak!
Editörden
Yazarlar
Konuk Yazarlar
Genç Kalemler
Haberler
Röportajlar
Basından
Duyurular
Çekim Yasası
İtiraf Ediyorum
Farkındalıklar
Başarı Öyküleri
Yardım Hattı
Arşiv
Eğitimlerimiz
Eğitmenlerimiz
Katılımcı Görüşü
Eğitim Takvimi
Yayınlarımız
 

Giriş İçin Tıklayın


Favorilerime Ekle
Anasayfam Yap
Anasayfa
Zincir Karakter Boyu:

 
Badegül Kılınç
17 Nisan 2008

Kendi zincirini kıramayan hiç başkasının özgürlüğüne gönül verebilir mi?

 

 


Boşlukta sallanan, içi saman dolu, özensizce yapılmış bez bir bebek gibiydi.Çevresinde hiçbir somut varlık, en ufak yaşam izi yoktu. Kafasının içinde her şey iç içe ve aynı zamanda ters yöne, bütünlükten uzaktı. Tıpkı kökleri havaya dalları toprağa doğru olan isimsiz ağaçlar gibi tanımsız, yuvasızdı düşünceleri. Birini yakalıyor karşıtı çıkıyor; bağladıkça çözülüyor düğümler, anlamlar…Hiçbir şey her şeydi, her şey hiçbir şey. Detaydayken bazen gördüğü bütün, bütün bazen sadece detaydan ibaretti onun için.

Kendine çatısız, mekansız, ayrı bir alan yaratmıştı ve içine hapsetmişti içini. Anahtar var mıydı, varsa da nereye saklamıştı? Bir çıkış olmalıydı dışarı ya da bir giriş dışardan içeri. Kendi kendine “Vay be…sıkı inşaat, tüm giriş ve çıkışlar iyi saklanmış ya da her ikisi de yok edilmiş” diye konuştu. Dokunulmazdı orası ki kendi bile dokunamadı. Kendi kendine gardiyan, mahkum kendi, hücre kendi. Bir zamanlar okuduğu bir cümle geçti aklından ‘o sarayına hapsedilmiş bir simge’

Yan bahçeyi seyrediyordu. Ağaçların beyaz çiçeklerinin dökülen yaprakları  her yeri kaplamıştı, kendi içinde ise kar yağıyordu. İçinde kar yağarken mümkün mü baharı algılamak, dışarıda da kar yağıyordu bu yüzden.

Bahçe, zincir, kangal, kar, esaret…

Güzelim dağların o iri kangalı, boynunda zincir, çaresiz kendi etrafında daireler çiziyordu. Bir gün boyunca, bir ömür boyunca, toprakla karışıp yeniden varolana dek…Sağa uzanıyor boynunda zincir, geri gidiyor zincir. Durdu kangal, gökyüzüne baktı, yüzüne düşen kartanesi çiçekleri burunsadı, kafasını eğdi, oysa ne çok severdi kangallar karda yuvarlanmayı. Umutsuzca insan yapması, ev taklidi kulübesine girdi. Kulübe sıcak ama karanlık, korunaklı ama sınırlı, kuru ama mecburiyet, çıkmazlık…

İzlerken bu sıkışmışlığı, çaresizliği gizlice gidip zinciri kırmak istedi... Kendi zincirini kıramayan hiç başkasının özgürlüğüne gönül verebilir miydi?

''Kangala zinciri insan vururken kendi boynumuza tutsaklığı biz takıyoruz, özgürleşemiyoruz,'' dedi öfkeyle.

Bir cümle yankılandı kulaklarında ‘'Hayatı yalnızca cesurlar yaşar!'’ ve urganına asılıp ağladı. Neresiydi yeri bilemiyordu ya da yersiz köksüz de bıkmamacasına, doğasına ters düşercesine kök salmaya mı çalışıyordu. Neresiydi yuva? Bilmek mi istemiyordu? Belki de öğrenmemeliydi kendi toprağını, yok saymalıydı, hiçleştirmeliydi, topraksızlığa varmalıydı.

Bu düşünceler içindeyken televizyonda verilen bir haber geldi girdi yüreğine ‘'Pippa Bacca gelinliği ile otostop yaparak gerçekleştirmeyi hedeflediği barış yolculuğunda kaçırıldı, tecavüz edildi ve öldürüldü.'’

Barış yolculuğuyla tanıtılmadı Pippa bize yaşarken, haberlerini almadık hiç. Hayatı bitirildi ve biz onu tanıdık. Barış, savaşın içinde savaşla var oldu yayınlanan haberlerde.

Suçlu bir kamyoncuydu. Suçlu bulunmuştu, tamam devlet görevini yapmıştı. Sorumlu kimdi? Tecavüzcünün zihniyeti mi, bu zihniyeti doğurup besleyen sistem mi? Sokakları tehlikeli hale getirecek bilinci çoğaltan, dışarısı tehlikedir mesajını veren, verdirten algılayış mı? Pippa barış çiçeği ise onu kesen makası daha da keskinleştiren bir öğretiler zinciri de vardı.  ''Ahh,'' dedi içinden ''ahhh...''.

Kokuşmuşluğa katlanmanın tek yoluydu kokuşmak ya da kaçıp gitmek.

Halbuki bir başka dünya mümkündü...

Katlanmamak, susmamak, algıları açmak, anlatılanların arkasındakini anlamak, ezberleri bozmak, baştan yaratmak.

Televizyon karşısındaki koltuğumuzdan kalkalım hadi hep beraber, kulaklarımızı tıkayalım gerçeği başka başka yamalı örtülerle kapatıp içimize zehir akıtmaya çalışanlara.

Önce kendimizden başlayalım, saraylarımızın hapseden kapılarını dünyaya, hayata, kendi özümüze açalım ve özgürleşelim. Hepimiz zincirin bir halkasıysak, haydi dostlar!…

Ne böyle ölümler, ne böyle haberler olsun, ne de böyle yazılar.


Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Çıktı Al

Yazındaki içtenliğin o kadar belliki, yüreğine sağlık, kesinlikle katılıyorum sana..Umarım bu yazıyı geniş bir kitle okur ve dürtülenir..Sağlıkla kal..
Tülin YEREBAKAN 09 Mayıs 2008 Saat:15:40:58

Yüreğine sağlık Bade'cim. Bu yazının gazetelerin baş sayfasında yer almasını çok isterdim.
Çiğdem Çubuk 17 Nisan 2008 Saat:18:50:30

Gönlüne sağlık Badegül.Sen, ben, o, diğerleri herkes sorumluluklarının bilincinde oldukça, olan bitenleri analiz edip, farkında olup, düzen böyle deyip vazgeçmedikce, özden ve gönülden yaşadıkça, karanlığa küfretmeyip bir ışık yakacağımıza inanıyorum.
Sevil 17 Nisan 2008 Saat:13:59:33

 Toplam 5 yorum var. 1 2  


Gözler
Gözler baksın, hep güzel, ışıklı, nurlu baksın ama bakarken bence biraz da görsün.
Tek Gözlü Canavar
Taciz Memuru
Yorulmayan Savaşçı
Sandım ki...

  Editörden | Yazarlar | Konuk Yazarlar | Genç Kalemler | Haberler | Röportajlar | Basından | Duyurular | Çekim Yasası | İtiraf Ediyorum | Farkındalıklar | Başarı Öyküleri | Yardım Hattı | Arşiv
Bu site obichim tarafından hazırlanmıştır.