Ayşe Tolga’nın Yılı

Berin Yavuzlar

Berin Yavuzlar Kuraldışı Dergi için sordu

 

 

Oyuncu olarak tanıdık onu. Sonra kendini aramaya koyuldu. Oyunculuğu, daha doğrusu yıpratıcı ilişkiler üzerine kurulu oyunculuk sektörünü bıraktı. Aromaterapist oldu, kendi doğal güzellik ürünlerini yarattı ve farkındalıklarını bir yaşam biçimi haline getirdi. Arada çocuk doğurup, yere daha sağlam basmaya başladı. Doğal terapiler üzerine bir okul ve muhtaç annelere yardım hedefleyen Sınır Tanımayan Ebeveynler Topluluğu adlı bir dernek kurdu. Şimdiyse Birol Güven’in dizisi Seksenler ile oyunculuğa dönüş yaptı. Bu yıl Ayşe Tolga’nın yılı.

A R O M A T E R A P İ

Aromaterapi nedir, ne değildir?

Aromaterapi bütünsel bir tedavi metodu. Eğitim almış aromaterapistlerin bir konsültasyon neticesinde hazırladıkları reçete ve uygulamaları içeriyor. Yani belli duyulara yönelik öz yağların spalarda masajda kullanılmasından ibaret bir ticari öğe olmanın çok ötesinde bir şey. Holistik (bütünsel) yaklaşıma göre uygulanan çok etkili bir terapi metodu.

Siz kendinizi nasıl eğittiniz ve markanızı kurdunuz?

Aisha benim kişisel yolumun bir parçası olarak kendimi bu dünyada ifade aracım aslında. Kendimi tanımak, karanlıklarıma ışık tutmak ve aydınlanmak adına ilerlediğim bu yol beni aromaterapiyle buluşturdu. Çocukluğumda çok etkilendiğim öz yağlarla tekrar karşılaştım. Aromaterapi eğitiminden önce anatomi, fizyoloji ve temel masaj eğitimleri almıştım. Daha sonra Londra’daki The Institute of Traditional Herbal Medicine and Aromatherapy (ITHMA) isimli okulda eğitimimi tamamladım. Aisha için de yola çıkmıştım; ürün gamlarımız, markamız, ürün içeriklerimiz üzerine çalışmalarıma devam ediyordum. 2007’de de Aisha markası piyasaya sürüldü.

Bu uğurda ne feda ettiniz?

Aksine, çok şey kazandım. Kişisel gelişimimde en önemli kararlarımdan biriydi kariyerimde bir değişiklik yapmak. Markamı, işimi tek başıma kurmak, bunu tek başıma geçekleştirebilmek, hayalimi gerçeğe dönüştürmek kadar iyi hissettiren bir şey olamaz.

İnsanlara ulaşma konusunda endişe etmediniz mi? Satış kaygısı gütmediniz mi örneğin?

Niyetin en önemli etken olduğuna inanıyorum. Tabii ki ürünlerimiz hâlâ maalesef çok belirli bir kesim tarafından biliniyor ve kullanılıyor. Ancak bunun dışında markanın yaygınlığı ve algısı tamamen olumlu yönde. Ürünlerimizi alanlar tekrar sipariş ediyorlar. Bu da beni çok mutlu ediyor. Çünkü bu ürünleri insanlara iyilik vermesi için tasarladım.

Geçen yıllar zarfında tüketicide bu bilinç nasıl gelişti, değişti?

Hastalıkların artmasıyla… Yediğimiz yiyecekler, içtiğimiz su, soluduğumuz hava dedelerimizinkiyle aynı değil. Neticesi ise maalesef ortada. Sağlığımızı kaybettik. Bir de sanayi devriminin yansıması olarak teknoloji ve teknolojik hayat merakı çok arttı. Şimdilerde doğaya ve doğala dönüş, sadeleşmek gibi kavramlar yeniden keşfediliyor. Tüketicideki de işte bu uyanışın bir uzantısı. Olumlu tarafı da var, olumsuz tarafı da

Dünyaca ünlü bir markanın teknoloji ötesi ürünleri yerine neden bu doğal karışımları sürelim cildimize?

Yiyemeyeceğiniz hiçbir şeyi cildinize sürmemeniz gerektiği gerçeği bile sadece yeterli olmalıdır. Ama Kuraldışı Dergi okurları şimdi anlatacağım kavramlara çok da yabancı olmadıkları için detaylandırmamda sakınca yok. Şöyle anlatalım: Holistik yaklaşım ve kuantum birbirinden hiç de ayrı değildir, biz çok büyük bir bütünü meydana getiren küçük parçalar isek ve eğer evrendeki her organik, yani canlı içeriğe sahip nesne aslında bizim bir parçamız ise biz onlarla aynı titreşime sahibizdir. İhtiyacımız ve şifamız da bize ait parçalardan gelir. Vücudumuz bünyesine giren yabancı bir cisme, virüse karşı nasıl antikor üretir, savunma kalkanları üretir ve nasıl onunla savaşırsa bize ait olmayan malzemeler de böyle etki eder. Manipüle eder, etki eder ama şifa veremez, iyi gelmez. Aynı zamanda bu ürünler birkaç farklı katmanda ve yan etkisi olmadan etki ederler. Vücutta ihtiyaçları olan bölgelere dağılırlar ve vücutta toksik etki yaratarak karaciğerimizi zorlamazlar. Örneğin yara ve yanık iyileştirici lavanta yağı farmakolojik yapısındaki molekül dizisiyle; rahatlatıcı, düzenleyici ve sakinleştirici etkidedir. Sinerjik etkisiyle aynı zamanda soğuktur, serinleticidir. Yanıklarda etkili olmasının nedeni de budur. Yani sayfalarca bilgi verebileceğim; aklımızın almayacağı boyutlarda çalışan bu mükemmel dostlar bize her zaman iyilik verirler.

Hazır kışın cildimiz kurumuşken bize ufak bir ipucu verebilir misiniz?

Cilt tipimize göre bakacak olursak soğuk havalar en çok açık tenli ve kuru ciltli kişileri etkiler. Soğuk ısırıkları, kızarıklıklar, pul pul dökülmeler bu mevsimde çok yaşanır. Herkesin ulaşıp uygulayabileceği en kolay metot tatlı bademyağı veya kayısı çekirdeği yağı kullanmaktır. Sabahları temiz cilde birkaç damla sürmek yeterli. Bunun dışında cildimizi içerden beslemek çok önemli. Beslenme düzenimize dikkat ederek, metabolizmayı yavaşlatacak ağır etler, kızartmalar işlenmiş gıdalardan uzak durmalı. Ağırlıklı olarak koyu yeşil yapraklı sebzeler, tohumlar ve filizlerden oluşan bir beslenme cildimizin nem dengesini korur, canlılığını artırır.

Bu arada doğal terapiler üzerine bir akademi açtınız ve dernek kurdunuz. Ne hedefliyorsunuz?

Ülkemizde doğal terapiler konusunda eksik olan nitelikli terapist ihtiyacından yola çıktık. Meslektaşım ve ortağım sevgili İpek Çaldemir ile bu konuda eğitim veren bir okul kurduk. Hedefimiz doğru kaynaktan, orijinal terapi eğitimlerini birinci elden öğrencilerimizle paylaşmak. Malum kişisel gelişim ve doğal terapiler de modadan nasibini alıyor. Sektörde bilgi kirliliği çok fazla. Bunu ortadan kaldırmak için yurtdışından, ekollerinin önde gelen hocaları ve ülkemizden alanında uzman hocalarla refleksolojiden aromaterapiye, estetisyenlikten anatomiye çok geniş bir skalada sertifika programı düzenliyoruz. Ayrıca amatörlere yönelik daha kısa süreli workshoplarımız da var.

Dernek peki?

Derneğimiz çok yeni. Adı, Sınır Tanımayan Ebeveynler Topluluğu. Aşırı uçlarda zor durumda pek çok annemiz var. Bu annelerle çocuklarına bireysel ve kurumsal destekler veriyoruz. Genelde annelerimiz bizden psikolojik destek bekliyorlar. Kurulduğumuzdan bu yana büyüklü küçüklü pek çok projeye imza attık. Projeleri anlattığımız bir de web sitemiz var: www.stetdernek.org

D O Ğ A L  Y A Ş A M

Hatırlıyorum, yıllar önce kimseler organik lafı etmezdi, siz her yerde bunun önemini anlatırdınız. Bu farkındalık nasıl gelişti?

Aslında cevap, “neden doğal kozmetik kullanmalıyız” sorusuna verdiğim cevapta saklı. Bu bilinçle birlikte algım değişti. Şu anda takıntım organik beslenme değil, organik üretim süreci ve yaklaşımı. Kendi döngüsünde, kendi oluşumuna saygılı tarım benim ilgi alanım. Doğadaki tüm kaynakların geri dönüşümü ve bu dönüşümün içerisinde insanlığın artık yıkıcı güç değil, yaşamsal döngüye katkıda bulunacak şekilde doğayı kullandığı bir yaklaşım olmalı. Yani Şaman atalarımızdaki bilgelik gibi. Doğanın sesini dinlemek ve ona yük olmadan, ağırlık ve acı vermeden saygılı olarak yaşamak.

Özel hayatınızda nasıl bir düzeniniz var? Doğal yaşamak adına hayatınızı nasıl değiştirdiniz?

Bir şeyimi değiştirmedim ama beslenme ve hayat tarzıma dikkat ediyorum. Düzenli beslenmenin önemine inanırım. Sofranın bereketine, evde mutlaka bir şey pişmesinin önemine inanırım. Temizliğe ve düzene inanırım. Bunları yaparak basitçe yaşamak gayesindeyim. Şehir hayatında her şey bir efor. Organik yaşamak bir efor, iyi su içmek bir efor. Bunların olmadığı yerlerde küçük köylerde şehirlilere özenerek yaşayan insanların burun kıvırdığı şeyler burada moda. Her şeyin dengesi kaymış durumda anlayacağın. Ben işte bu kadar aşırıya kaçmadan çabasız ve kaygısızca düzenimi devam ettiren biriyim.

İnsanlara ne öneriyorsunuz? Maddi açıdan da sıkıntı yaratmayacak şekilde neler yapmak mümkün?

Her şeyi mevsiminde tüketmek birinci adım. Suyu mümkünse camda muhafaza etmek. Kozmetikte ise markalardansa güvenilir, menşei ve son kullanma tarihi belirtilmiş yağları, merhem gibi basit ürünleri kullanmak. Blogumda (www.aishaaromaterapi.blogspot.com) evde herkesin yapabileceği aromaterapi ürünleriyle ilgili detaylı bilgiler veriyorum.

Bebeğinizi nasıl büyütüyorsunuz? Ne giyiyor, hangi besinlerle büyüyor?

Sağlığı bizim için önemli tabii. Her şeyin doğalını yiyoruz. Köy ürünleri öncelikli. Sonrasında organik ürünler tüketiyoruz. Bu aslında senelerdir böyle. Mutfak temizliğinde sirke, çamaşır yıkarken zeytinyağı sabunu gibi gayet eski metotlardan gidiyoruz. Bunun dışında süt çocuklarda özellikle çok önemli bir hadise ve ben paketlenmiş hiçbir sütün besleyiciliğine inanmıyorum. Günlük mandıra sütü kullanıyorum. Yoğurdumuzu da bundan yapıyorum.

Kızınızın ileride asla ağzına sürmesine izin vermeyeceğiniz şeyler var mı?

Rafine şekerin icadının insan sağlığı için en korkunç ikinci icat olduğuna inanıyorum. Şeker kanseri tetikler; karaciğeri, pankreası yorar; hücreleri çabuk yaşlandırır. Kızım Can Yael’e şeker içeren hiçbir şey yedirmemeye gayret ediyorum. Ama kalabalık bir davette canı bir çatal pasta isterse tatmasına da izin veriyorum. O da çok tutturmuyor zaten.

A N N E L İ K

Anne olmak sizi değiştirdi mi?

Tabii ki değiştirdi. Öncelikle hayatımızı değiştirdi. Artık iki değil, üçüz ve bu çok güzel. Onun dışında anneliğe doğulduğuna inanıyorum. Osho ne güzel demiş: “Her doğan bebekle birlikte bir anne ve bir baba da doğar.”

Yaşam koşullarımızın giderek kötüleştiği bu dünyaya çocuk getirmek/getirmemek gibi bir kaygıya kapılmış mıydınız önceden?

Evet, önceden biraz da olsun karamsarlık vardı. Ancak bakış açımı değiştirdim; her ruh dünyaya bir misyonla geliyor. Neyi deneyimlemek istiyorsa onun için geleceğine inanıyorum.

Ayşe Tolga nasıl bir anne? Farkındalıkları yüzünden biraz daha korumacı olma ihtimali var mı?

Tam tersine. Bir bireyin özgürce deneyimleyerek büyüyeceğine inandığım için güvenli bir mesafede durarak çocuğunun büyümesini izleyen bir anneyim. Koruma bir yere kadar. Kendi ego ve kaygılarımızı çocuklarımıza yüklememeliyiz.

Çocuğun evliliğe etkisi nasıl oluyor? Eşler arasındaki sevgi boyut değiştiriyor mu örneğin? Veya sorumluluklar çok daha öne çıkıyor mu?

Bence evlilik B.Ö. ve B.S. olarak ikiye ayrılıyor. Bebekten önce ve bebekten sonra… Sevgi boyutu değişiyor. Ancak sevgililiği unutup salt bebeğe odaklı bir hayat kurmaktan kaçınmak lazım. Kendimize ve birbirimize vakit ayırmamız gerektiğine inandığım için eşimle özelimizi korumaya gayret ettim. Onun dışında bebeğimize duyduğumuz aşk birbirimize daha farklı bir bakış açısında olmamızı, aşkımızın pekişmesini de sağladı.

O Y U N C U L U K

Duygusal bir kararla bırakmıştınız oyunculuğu. Nasıl oldu da döndünüz? Ne değişti?

Evrenden istedim geldi. Sit-com özledim, iyi bir sit-com’da oynamak istedim tekrar. Seksenler gerçekten çok keyifli bir proje. Yer aldığım için çok mutluyum.

Birol Güven ismi etkili oldu mu bu kararı almanızda?

Tabii ki önemli bir etken. Kariyerim boyunca çalıştığım en dürüst, en iyi niyetli ve güvenilir yapımcıdır Birol Güven.

Özlemiş misiniz setleri?

Valla özlemişim. Oyuncu enerjisini özlemişim öncelikle. Çocuksuluğu oynamayı özlemişim.

Seksenler nasıl bir dizi? Tüm bu dizi sağanağı içinde nerede konumlandırıyorsunuz?

Seksenler, “güldüren hatıralar” diye bir alt baslığa sahip. Seksenlerde büyüyen bir kuşağın çocukları olarak bu zamanlara hoş bir özlem duyulması, büyük küçük herkesin kendinden, geçmişinden bir şeyler bulması bizim hevesimizdi. Tasarım, dekor, senaryo, kostüm, makyaj, saç hepsi aylarca çalışıldı.

Bundan sonrası için ne planlıyorsunuz? Hayat sizi nereye götürecek?

2012 çok değişik ve güçlü enerjisi olan bir yıl. Bu senenin radikal ve büyük pek çok değişimi getireceğini hissediyorum. En azından benim hayatım için başından itibaren böyle. Bu nedenle bu süreci gözlemleyeceğim. Sağlık ve bütünsel şifa üzerine bir program yapmak istiyorum. Derneğimizin büyüyerek, ihtiyacı olan pek çok kişiye uzanabilmesini, onlara yardım ulaştırmasını hayal ediyorum. Bu arada okulumuzun kitap ve eğitim projeleri var. Aisha’nın uluslararası pazarda görücüye çıkacağı bazı fuarlar olacak. Bunun dışında ise her zaman ve sadece kızımla, eşimle, ailemle ve dostlarımla olmak istiyorum.

Kendi planlarına göre astronot, babasına göre bilgisayar mühendisi olacaktı.
İkisinin de yakınından bile geçmedi.

Önce azıcık İspanyol Dili ve Edebiyatı okudu, sonra soluğu Mimar Sinan’da aldı, seramik okudu. O aralar yazmaktan ve okumaktan anladığı çıktı ortaya. Üniversiteyle birlikte çeşitli dergilere çeviri, derleme, editörlük derken önce Discovery Channel, ardından National Geographic dergisinde çalıştı. Sonra soluğu Marie Claire’de aldı. Orada da yazdı, çizdi, bol bol röportaj yaptı, sanat yönetmenliği ve moda editörlüğüne girişti.

Bugünlerde serbest gazetecilik yapıyor, bir internet portalını idare ediyor ve ucundan kıyısından sanat yönetmenliğine devam ediyor.

 

berin.yavuzlar@gmail.com

Yorum Yap