Benimki Başkalarının Hayali… Şevval Sam

Selen Servi

Selen Servi Kuraldışı Dergi için konuştu

Yaptıkları duruşunu, duruşu duruluğunu temsil eden samimi bir kadın Şevval Sam…

Vizyondaki Siyah Beyaz adlı filmini, üzerinde çalıştığı arabesk albümünü, yurtiçi-yurtdışı konserlerini konuşmadık.

Hayatı konuştuk…

Hayallerine ulaşmış bir kadının hayatı mı senin yaşadığın?

Çok büyük hayaller kurmadım hiçbir zaman hayatımda. Başkalarının hayallerine ulaşmış bir kadınım ben. Bu noktalar benim hayallerim filan değildi yani. Ben zaten hayallerime ulaşamayacağımı anladığımda, kendimi hayatın akışına bıraktım. Çünkü benim için yazılmış bir şey olduğunu fark ettim. O zaman her güne “Bakalım bugün bana ne gösterecek” ya da “ Bu aşkta bakalım ne olacak” diye kendimi hayatın akışına bırakmaya karar verdim.

“Başkalarının hayalleri” derken senin hayatındaki başkaları mı?

Sen de bu tanımlamayı yaptın ya, hani “hayallerine ulaşmış bir kadın” dediğin zaman, benim kurguladığım bir hayal değil ama insanlar böyle bir resmi kurguladığı için, o insanların hayali aslında. Yani mesleki olarak, hayatta yaşadığı aşklar olarak, dışarıdan “Ne güzel masal gibi bir hayat” diyebilir. Ben sadece o akışla ve o an ile ilgilendiğim için… Huzurlu muyum, sağlıklı mıyım, sevdiklerimle miyim, sevdiğim işi yapıyor muyum? Bunlar da hayal değildi zaten hayat felsefesiydi benim için. Bu yaşamda, bu felsefemin sağlamasını alarak yaşıyorum. İnsanlar dışarıdan, çok renkli harika bir hayat gibi görebilirler. Ama ben de herkes gibi sıkıntılar, yorgunluklar yaşayan, ailevi sorunları olabilecek, çocukluğunda birtakım travmalar geçirmiş, iş hayatında da bazı engellerle karşılaşan biriyim. Herkes gibi… İnsanlar, şan şöhret parayı çok hedef haline getirmeye başladılar ya, benim öyle hedeflerim yoktu. Bilakis şöhret esaretti; ihtiyacın haricindeki para, yüktü; ne bileyim acılı aşklar artık aşk değildi. Belli bir aşamaya gelene kadar biriktirdiklerimi, otuzumdan sonra yorumlamaya başladım. En son otuz beşimde bir farkındalığa eriştim ve şimdi onunla yaşıyorum.

 

(Fotoğraflar: Tamer Yılmaz)

 

“Şan şöhrete” ulaşmış her oyuncu ve şarkıcıdan bize geçen aynı şey değil. Seninle ilgili farklı algıyı yaratan ne acaba? Bir farkın olduğunu düşünüyor musun?

Şöyle bir farkım olabilir. İnsanlar yeni albüm yapıyorlar. Bunu duyurmak için promosyon çalışmaları, reklamlar, afişler… Ben bir şey yaptığımda, onu ortaya atıp kaçıyorum mesela. Bu bir fark olabilir. Benim yöntemlerim çok kendime has. İnsanların gerçekten beğenip talep ettiklerine ikna olmak istiyorum. Ben zorla pompalayıp, talep oluşturduğum zaman, o gerçek beğeniyi alamayacakmış gibi hissediyorum. Ortaya bırakıp, kaybolup gittiğimde fısıltı gazetesine bırakıyorum. Beğenirse zaten tavsiye edecek, alacak, gelip beni takip edecek… Benim yöntemlerimde bir fark var evet. Ama şöyle bir şey, bu benim varoluş biçimim. İşim demek istemiyorum. Hayatı algılayış biçimimdeki samimiyeti algılıyor olabilirler. O yüzden şan şöhret demedim. Mesela bir şarkıyı seversem söylüyorum, sevmezsem tutacak diye söylemiyorum. Bana olmayan elbiseyi giymek istemiyorum. Saçımı bazen kendim yapıyorum sahnede, makyajımı da. Kendimi fazla güzel göstereyim, popüler olan bir şey yaratayım… Böyle şeyler olmadı hiç.

Yöntemlerin kendine has…

Normalim ama anormallik o kadar standart hale dönüştü ki… Hormonlu domatesler çıktığından beri biz normal domateslere “Aaa domates” diye atlar olduk. Gerçek domatese daha çok para veriyoruz. Aslında fark değil ama bu ortamda fark gibi görünüyor. Bu dünyaya herkes gelirken bir meziyet veriliyor. Bu da bana verilmiş bir şey ve ben de hayatımı sürdürüyorum. İnsanın sevdiği işi yapması büyük şans… Ben şanslı insanlardanım. Başarı dediğin şey nedir yani?

Nedir?

İnsanın sevdiği, yapabildiği ve yaptığı iş aynı olursa başarı olur. Yani ben şarkı söylemeyi seviyorum. Söyleyebiliyorum ve şarkı söylüyorum. Bu benim için başarı. Popüler olması, çok satması hedeflerim değil.

Dünyevi kaygılar taşımıyor musun? Böyle mi anlamalıyız?

Ooo ben çok şahane saç keserim. İnsanda yaratıcılık varsa, hayatında darda kaldığı her alanı, o yaratıcılıkla bir şekilde formüle eder. Ben şikâyetle ömür geçiren insanlardan değilim. Öyle insanlardan da hoşlanmıyorum. Çünkü şikâyet sorunu tespit etme noktasında gereklidir. Görevi orada biter. Hemen çözüme yönelmek lazım… Parasız mı kaldım? Ne yapmak lazım? Sokakta şarkı söyleyebilirim. Dünyada şarkıcılık bitti, bir berber dükkânı açar saç keserim. Resim yaparım, ev boyarım…

Bu söylediklerinin hepsini yapıyor musun?

Yaparım tabii. Ne olsa yaparım. Karada ölüm yok bana! Sağlığım ve sevdiklerim haricinde, bir kaybetme korkum yok.

Sanatçı/yaratıcı olmak doğuştan mı? Sonradan edinilen bir şey mi?

Sanatçı doğmak diye bir şey var evet. Bu genetik bir şey sanki… Bir ifade biçimi… Siyah Beyaz filminin jeneriğindeki müziğe söz yazdım. Girdim okudum. Beni motive etmesi önemli! Geçmişte sadece bu kanalı nasıl kullanacağımı bilmiyordum. Bunu öğrendikten sonra şimdi o kanaldan yararlanıyorum. Odaklanınca öyle akıyor.

Kendi yolunu kendi açan bir kadın mısın?

Evet! Ama kendi yolumu kendim açarken tabii ki belli bir eğitimden de geçtim. Hayatı algılayış biçimi ve sistemler konusunda annemin benim üzerimdeki etkisi büyüktür. Bazen onu geçtiğim yerler de vardır. İnşallah benim oğlum da beni geçer bu anlamda. Çünkü ondan aldıklarımın üzerine kendi yaşadıklarımdan öğrendiklerimi koydum. Ben öfke ve kavgayla beslenen biri olmadığım için, sıkıntıların altından dallar vermeye çalışırken farklı alanlar açtım kendime. Açtım deyince, aslında bir yandan “hayata da açtım.” Riskler aldım. Çok cesaretli hareketlerim oldu. Bilerek ya da bilmeyerek… Ama hep içimi dinledim. İnsan kendini tanıdıkça hayatın anlatmaya çalıştığını öğreniyor. Bir titreme geliyor, koluna bir enerji geliyor, için katılıyor bir şey söylerken. Onun olacağını hissediyorum. Gerçekleşecek bir şeyi içimin katılmasından biliyorum mesela. Onu öğrendim. O zaman bu dili konuşmaya başladım.

Hep mi böyleydi?

Otuzdan öncesi ile sonrası arasında çok büyük fark var benim hayatımda. Bir aydınlanma durumu oldu gerçekten bende. Geri dönüp baktığımda, biriktirdiklerimi önüme koyup yorumladım. İnsanlar bazen öfkeleri, acıları ve travmalarıyla yüzleşmeyi reddediyorlar. Hâlbuki oralara bakmak lazım… Halının altına süpürdükçe aynı hataları yaparsın. Bunlarla yüzleşmeyi seçmem de cesaretli bir adımdı. Aynı sıkıntıları yaşamamak için bu deneyimleri cebime koyup devam ettim.

Otuzunda bir olay mı yaşadın yoksa sadece yaşın getirdiği sorgulamalar mı? İçsel etkenler mi dışsal mı?

İki boyutunu da yaşadım. Şartlar getirdi beni bu noktaya, sıkıntılı bir dönemdi. Onun altından kalktım. Kendimi yenileyerek devam ettim. Yani dünyadaki her şey evrim geçiriyor. Biz de öyle. Dönüşüyoruz ama nereye döndüğün, neye dönüştüğün çok önemli. Yani insanın içindeki iki kurt gibi… Bilinen Kızılderili hikâyesi… Hangisini beslersen o kazanır. İyiliği, merhameti, saygıyı da besleyebilirsin, öfkeyi de…

Anlattıklarından iki çıkarım yapıyorum; gelişme denen şey yaşanan acılarda var ve her yaşananı bedenle temas ederek yorumlamak mümkün…

Farkındalık! Bazen içine çöreklenmiş bir acıyla karşılaşırsın. Ben bunu yaşadım. Sürekli göğsümde sıkışmış bir ağrı ile yaşadım. Bir gün bundan yoruldum. Artık nefes alamıyorum, uyuyamıyorum. “Ben bu acıyı bu akşam masanın üzerine koyuyorum ve uyumak istiyorum” dedim. “Yarın istersem tekrar alırım” diye düşündüm. “Ne bu?” dedim. Yani acı nedir?  Benim ilk adımımdır dönüşümümde.

Bir çocuk en çok nerede yara alır ve bunu nerede, ne zaman tamir eder? Yani o acı nasıl dönüşür?

Yüzleşmeye cesaret etmeye karar vermek lazım. Yüzleşmek! Cesaret etmek! Karar vermek! Üç adım var burada. Karar vereceksin önce yüzleşmeye, sonra cesaret edeceksin ve yüzleşeceksin. Dünya herkes için kendi etrafında dönüyor. Düşünce o kadar biricik bir şey ki. Düşünceden daha yalnız bir şey olamaz. Kimsenin kafasındakini bilebilmemiz mümkün değil. Zihnin içinde ne varsa o kadar biricik ki! Yalnızlık! Çok, kişiye özel… İnsan dünyayı etrafında hisseder. Ama öyle değil! Kuşbakışı baktığın zaman farklılıkları görebiliyorsun. Ama bir o kadar da aynı. Dertler, sorunlar… Annesi babası olan herkes sorunlu bir kere! Beğenmiyorsun ve beğenmediğin ne varsa bir gün gelip onları yapıyorsun. Bu da gerçek!
Dolayısıyla herkes acılar yaşıyor. Acılar bir kişiye özel değil. Dünyanın merkezinde biz yokuz ve sadece bizim acılarımız yok. Herkes yaşıyor, herkes bir mücadelenin içinde. O zaman ne yapmak lazım? Yalnız değiliz bu anlamda. Biraz etrafa bakmak lazım… Farklı hikâyelere bakmak lazım… Acıdan beslenmek de var. Acıyla yaşamaya alışınca o konforlu geliyor insana. Buna tutunup yaşamak var ya da söküp çıkarmak. Yerine bir şey bulmak zorunda ama. O bir çaba istiyor.

Nasıl olacak?

Yerine ne koyacağını bulacak. Onu bulmaya tembellik ettiği için, cesaret edemediği için “Yıllarca bu acıyla yaşadım şimdi mutlu mu olacağım yani?” diyenler oluyor. O acıyı atmayı reddediyor.

Tanıdık olan rahat geliyor…

Evet. Ben eskiden “mutlu aşk yoktur” sloganı ile yaşadım. Öyle aşklarla karşılaştım. Bir gün “aşk mutlu olmaktır” diye bir yazı gördüm. O günden sonra hayatıma çağırdıklarım değişti. Artık bana zarar verenleri hayatıma almamaya başladım.

Çevren daraldı mı yani?

Bu benim tercihim. Çok kalabalık seven biri değilim. Yalnızlığımı seviyorum. Kendime zaman ayırıp düşünmeyi seviyorum. Çok kalabalıkta enerjim tükeniyor. Yalnız kalıp şarj etmem gerekiyor. İlişkiler konusunda yalnız geçen bir zamanım olmadı çok şükür. Onda da mutlaka bir bilgi akışı vardır. O da mutlaka karşılaşmam gereken insanlardan biridir. Her ilişkimde çok şey öğrenerek geçirdim süreci.

Her şeyde anlam okur musun?

Galiba öyle. Hiç düşünmedim. Hep bir anlam çıkarıyorum. Evet, bir sebep arıyorum.

Esneksin…

Bu egolarla alakalı bir şey… İnsan “Doğrusu budur, böyle olmalıdır” diyorsa egosu yüksektir. Hâlbuki mutlak bir doğru yok hayatta. Bu süreçte ben egomla da mücadele ettim. Başta sorduğun “Farklı mısın?” sorusuna da bu biraz cevap sanki. O mücadeleler de etkilemiş olabilir. “Aidiyet duygusu”, bundan hep kurtulmaya çalıştım. Bunlar prangalarım gibi geldi. Daha bağımsız olmak istedim. Şöhret ve para bağımlılık mesela… Oradan uzaklaşınca bağımsızım. O yüzden kimin ne dediği umurumda değil bir yandan. Şimdi mesela arabesk bir albüm yapıyorum. Üzerinde bir senedir uğraşıyorum, az bir şey kaldı. Tepki gösterenler olacak hiç umurumda değil.

Tüm bu yüzleşmelerden tek başına mı geçtin yoksa profesyonel destek aldın mı?

Kütüphanelerce kitap okumuş değilim ama çok soru sorarım. O soruya odaklanırım. Yanıtlar geliyor. Mesela Gülcan Arpacıoğlu, yaşam koçudur aynı zamanda, çok iyi arkadaşımdır. Bana çok desteği olmuştur. Terapi gibi geçen sohbetlerimiz olmuştur. O soruları sormaya başladığım zaman karşılaştım Gülcan’la. İnsan hayata soru sorarsa cevap alır. İnsanın üzerine düşündüğü ve bulduğu her şeyde doğru bir şey vardır. O yüzden, her felsefeyle her dinle her hikâye ile ilgilenirim. Okuyarak, tanışarak, paylaşarak öğreniyor insan.

Neredeyse bütün sosyal sorumluluk projelerine katkı sağlayan bir isimsin.

Ben her yerde değilim aslında. Ama ilgi ve zaaf duyduğum bazı şeyler var. Çevre, eğitim, etnik faklılıklar üzerine söyleyecek sözüm var. Buralarda bana ihtiyaç duyulduğunda, üzerime düşeni yapmaya çalışıyorum.  Günü kurtaran değil, sorunu kökünden çözecek hamlelerde yer almayı seçiyorum. Dünyanın her yerinde, ağaç, hayvan, insan… Ne olursa yardım ederim. Yaşamaya hakkı olan her şey için, elimin uzanabildiği kadar yardım edebilirim. O gücüm var.

Senin de henüz bilmediğin bir Şevval var mıdır? İçinde keşfedilmemiş bir Şevval…

Dönüştürücü gücüm var. Bunu fark ettiğimden beri bunun hayata geçmesine dair bir hayalim var. Birilerine ulaşabilir ve dönüştürebilirsem… Üniversite söyleşilerini önemsiyorum. Yol gösterici değilim. “Biriktirdiklerinize bakın. Şimdi kafayı yormayın. İleride yorumlayacaksınız” diyorum. Onların sorduklarından da ben öğreniyorum.

Senin için…
Şöhret: Bazen esaret
Dostluk: Aile
Para: İki kapısı açık koridor, gider-gelir, gelir-gider
Kadın: İnsan
İnsan: Doğadaki canlılardan biri
Hayat: Sonsuz olasılıklar silsilesi
Çocuk: Kendi tekâmülünde bir ipucu

Teşekkür ederim. Zenginleştim.

Ben teşekkür ederim. Ben böyle sohbetleri standart röportajlardan daha çok seviyorum. Çünkü bazen insanın, kafasında kurduğu cümleyi kulağı ile duyma ihtiyacı da oluyor. Bazen o cümleyi duyduğunda birden mantıksız da gelebiliyor!

selen-servi-iNotre Dame de Sion Fransız Lisesi ardından M.Ü. İngilizce İşletme bölümünden mezun olmuştur.

Turizm, reklam ve pazarlama alanlarında yönetici olarak çalışmıştır.
Kuraldışı Yaşam Okulu, Gestalt Therapy, NLP eğitimleri almıştır.

Önemli bir karar değişikliği ile kurumsal hayattan şarkıcılık kariyerine geçiş yapmıştır.

Şan çalışmalarına, 2008 yılından bu yana düzenli olarak Efsun Öztoprak  ile devam etmektedir.
2011-2013 yılları arasında Üsküdar Musiki’de alaturka dersleri almıştır.
Göze Aldım ve Pardon Bakar Mısınız adında, müzik piyasasında yer almış iki pop albümü vardır.
Son klibini, bu yıl,  bir derleme albümde seslendirdiği Son Perde şarkısına çekmiştir.
İstanbul’un çeşitli mekanlarında canlı performanslarına devam etmektedir.
2007 yılından bu yana yazdığı şarkı sözleri çok yakında Kuraldışı Yayınlarında e-kitap olarak yayınlanacaktır.

Yorum Yap