Bir Kelebeğin Kanatları

Serap Zerener

bir-kelebegin-kanatlari-i

Paylaşıyorum…

Hayata dair güzel bir e-posta gelirse örneğin, anında üyesi olduğum e-posta gruplarına gönderiyorum. Bireysel gelişim konularında bildiklerimi mesela yeri geldiğinde hemen aktarıyorum. Hele Kuraldışı’nı her fırsatta paylaşıyorum. “Hayatım değişti” diyorum. Elimden geldiğince spontane ve dürüst yaşıyor olmam insanlarda belli bir merak ve özenme duygusu uyandırıyor.

Yaşam Okulu’ndan mezun olduğum gün verilen mum gibi çevreme ışık vermek için önce kendi ışığımı yanık tutma eylemi içindeyim. Zaman zaman egoma kanıp çevremi kırıp döksem de davranışlarımın sorumluluğunu almam, özür dilemem ve olabildiğince açık olmam -açık olma konusunda hâlâ dengeyi bulabilmiş değilim- etrafımdaki insanların bana güvenmesini sağlıyor. Hatta öyle ki beni son derece iyi niyetli ve sevgi dolu, diye tarif ediyorlar.

Zaaflarımı paylaştığımda bazen kınayarak bakıyorlar, “Sen mi? A, hiç beklemezdim” olabiliyor yorumları. Biliyorum ki bu kınayan sesler de bana ait. Sevgiden eksik her davranışımın önce kendimden esirgediğim sevgiden kaynaklandığını biliyorum. Her daim ışığımı üretemesem de, en azından artık ışığımı doğru sorular sorarak doğru yerde arıyorum.

Geçenlerde bir arkadaşım bana “Biliyor musun, sen bir insanın hayatını değiştirdin” dedi. Ona Kuraldışı’nın web adresini göndermiş ve workshop’larından bahsetmiştim. Birkaç gün sonra sıkıntılı günler yaşayan bir arkadaşıyla tartışmışlar, arkadaşım da bu arkadaşına artık sorumluluk alması gerektiğini söyleyip Kuraldışı’nın adresini kendisine iletmiş. Arkadaşından “Ne yani, sen bana git kendini eğit, sen hastasın demek mi istiyorsun?” gibi bir cevap beklerken, arkadaşı siteyi ve workshop’ları incelemiş; para ve zaman ayırarak, bu workshop’lardan seçtiği birine katılmaya karar vermiş.

Artık onun için her şey çok daha güzel olacak!

Bir yerde bir kelebek kanat çırpmış ve kanadı, kozasının içinde saklanan bir tırtıla değmiş. O kadar mutlu oldum ki, Nil ve Saim’e var oldukları için şükran duyuyorum. Bir buçuk yıl önce bu workshup’lara katılmayı seçtiğim ve azimle tamamladığım için kendime teşekkür ediyorum. Arkadaşımı, arkadaşının gelişimine katalizör olduğu için takdir ediyorum; arkadaşına da, değişmeyi kabul ettiği için sevgimi gönderiyorum.

Ne çok kelebek, güzelliklerinden bihaber kendi ördüğü koza içinde hapsedilmiş yaşıyor. Değişirse, artık tırtıl olamayacağı için yok olacağını sanıyor. Oysa bir cesaretle dese ki, “Evet, ben tırtılım; öyleyim kabul ediyorum; tırtıl olduğum için yıllarca utanmıştım, kendimi reddetmiştim ama fark ettim ki kelebek olma potansiyelimi bu ‘tırtıllığıma’ borçluyum. Bugüne değin böyle yaşadım, elimden başkası gelmezdi. Öyleyse artık olan biteni affedip kendimi özgür bırakmanın vakti geldi.”

Bizimle birlikte uçan, göremediğimiz ama kalbi bizim için atan bir hayat var, eğer biz kabul edersek ve izin verirsek.
Biliyorum ki o kız için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Dedim ya paylaşıyorum diye. Nil Gün’ün Bedenin Bilgeliği (Bütünsel Kinesiyoloji) isimli DVD’sini önermiştim. Hafta sonu izlemiş, hayran kalmış, teknikleri öğrenip hem kendisinde hem kızında uygulamış. Şimdi de kızının gittiği kolejle konuşup eğitimlerinde bu teknikleri kullanmalarını, öğretmenlerine eğitim verilmesi için Kuraldışı ile görüşmelerini isteyecekmiş.

Son bir şey daha paylaşayım. Daha önce de katıldığım ancak gerek bu yıl dört güne çıktığı için gerekse içimden bir ses öyle yapmamı söylediği için bu ay Amaç Belirlemek ve İnisiyatif Almak isimli eğitime yeniden katılıyorum.

Hepimize, amaçlı, hareket ve paylaşım dolu anlar ve bu anlardan örülü bir ömür diliyorum.

Kuraldışı’nın 8 Nisan’da başlayacak Amaç Belirlemek ve İnisiyatif Alabilmek workshopu ile ilgili bilgi edinmek ve kayıt yaptırmak için bu bağlantıya tıklayabilirsiniz.

Serap Zerener

1977’de Ankara’da doğdu. Sonra Kayseri, Kırşehir, Manisa, tekrar Ankara yolları derken yolu kendine hiç düşmedi. ODTÜ İşletme’den mezun olup dokuz yıl iletişim alanında çalıştı. Ruhunun bekleme odasında geçirdiği günlerin ardından, bir gün Nil Gün’ün bir kitabıyla başını dışarı uzattı. İlk defa siluetini gördü; kim bilir belki bir gün gerçek kendini de görebilirdi.

Yaşam Okulu’nda adım adım kendine varmayı öğrendi. Hiç dinlemediği kadar dinledi içini. Sonra, bazen o bazen kalemi, kâğıda yazmaya başladı kendini. Yıllardır ayrı kalmış iki sevgili gibi önce seviştiler benliği ile sonra sıra hayatla flörte geldi. Oyunculuk girdi örneğin hayatına, oyun oynamak yani. Sanat girdi, insanlar girdi; bebekler, çocuklar, yetişkinler, affedilenler, küfredilenler, özlenenler, akla hayale gelmeyenler girdi. Hayata güvendi bu sefer, tamam dedi, gelsin sıradaki! En çok insanı; insan olmayı; yaratılışı sevdi.

Hayatının şu noktasında kalemi, oyunculuğu, paylaşımcılığı ile daha çok sevmeyi ve vermeyi öğreniyor. Bir de çok şükran duyuyor çünkü bütün bu olup biteni tahmin bile edemezdi…

Yaşama evet!

Yorum Yap