Bora Uzer 2011

Berin Yavuzlar

Bora Uzer’in müzikal kimliğini tanımlarken insan zorlanıyor, sıfatlar birbirini kovalıyor. Şarkıcı, besteci, DJ, söz yazarı, prodüktör, aranjör… Soul ve R&B deyince Türkiye’de akla gelen ilk isim… Kenan Doğulu’dan Mazhar Alanson’a birçok ismin şarkılarında imzası olan, yurtdışında dünyaca ünlü müzisyenlerle çalışmış, Ahmet Ertegün’ün bizzat gelip dinlediği bir özel adam… Kangroove grubunun can damarı; yerinde duramayan bir enerji topu; değişime, aşka ve karmaya inanan güzel ruh… Bora’yı tanımak lazım.

“Değişmeyen tek şey değişim” diyor yıllar önce yazdığı şarkıyı da hatırlatarak. “Bir şekilde herkes değişiyor; müzik değişiyor, zaman değişiyor, hava değişiyor, yediğimiz yemekler değişiyor ama önemli olan buna adapte olabilmek. Değişim güzel ama adapte olamazsan zor.”

Yedi yıl önce yapmışım Bora’yla ilk röportajı. Kangroove’la ortalığı dağıttıkları yıllar. Bir grubun albüm çıkarmadan gelebileceği en yüksek nokta. Nerede çalsalar hıncahınç doluyor. Soul ve R&B deyince ilk onlar geliyor akla. Gerçi hâlâ öyle. Bodrum’da Mandalin’e gidin, yine sadık ve heyecanlı bir Kangroove dinleyicisi bulacaksınız. Çünkü onlar kadar iyi cover grubu memlekette çok az var. “Bizler cover’ları her zaman orijinallerinden daha iyi çalmayı hedeflemiş insanlarız. Orijinali kadar iyi çalıp kendi yorumumuzu onun tepesine koymayı seviyoruz. Sonra ‘Aa çocuk aynı Stevie Wonder gibi söylüyor, Bu çocuk Justin Timberlake olmak istiyor, Michael Jackson gibi olmak istiyor’ denildi tabii ama bu bir anlamda çok iyi çünkü işimizi iyi yaptığımızı gösteriyor.”

 

Solo Albüm

Kangroove hep aynı çizgide ilerleyedursun, geçen yıllarda değişen şeyler oldu.SAYFA-BOLUMU

Bora B1 adlı solo albümünü çıkardı ve tek başına kendini ortaya koydu. Kenan Doğulu’nun Pardon albümünde iki şarkıya imza attı, Bundan Sonra Böyle şarkısını Kenan’la beraber söyledi. Harika da bir klip çektiler. Mazhar Alanson’un henüz çıkmamış Aşksa şarkısının düzenlemesini yaptı. Bir yandan da İngiltere’deki çalışmalarına devam etti, birçok dünyaca ünlü müzisyenle müzik yapma fırsatı buldu.

Albüm çıkarınca ne oldu peki? “Çok daha geniş bir kitleye kendimi tanıttım ve daha fazla konser verdim.” Albümü gayet iyi satan ve hatta Nike’ın sponsor olduğu bir müzisyen için fazla mütevazı bir cevap. Genellikle ukala olarak görülen, bayıla bayıla dinleyenlerin bile şımarık bulabildiği biri için daha da mütevazı bir cevap. Ben şaşırmıyorum ama. Benim bildiğim Bora Uzer tam da böyle mütevazı biri çünkü.

İngiltere’den Dönüş

Artık İngiltere’de değil, İstanbul’da yaşıyor. Ve neyse ki ukala damgası yemesini sağlayan İngilizce konuşma sendromu sona ermiş. “İnsanlar pek anlamıyor, ben de eskiden çok dalga geçerdim ama sürekli yurtdışında yaşadığın zaman unutuyorsun. Dört sene boyunca hep İngilizce konuşuyorsun, sonra bir anda Türkiye’ye geldiğin zaman afallıyorsun.”

“Bu değişim süreci bana yaradı” diye devam ediyor, “Türkiye’de olmak da çok işime yaradı. Kendi kültürümden çok uzak kalmışım ve özlediğim birtakım şeyleri şimdi yaşıyorum. Kendimi daha rahat hissediyorum artık. Yurtdışı çok zorluydu. Kendimi çok yalnız hissettiğim zamanlar oldu. Bir hayalin peşinde sürekli koşuyorsun ama arkadaşlarından, ailenden, sevdiğin birçok şeyden uzak kalıyorsun. Şimdi yurtdışındaki sürekli koşturmaca, sürekli bir şeyleri başarma çabası minimale inmiş durumda. Yaptığımı görmek, onu hazmetmek, onunla yetinmek, onunla yoluna devam edebilmek güzel bir şey.”

Belki bir yerlere gizlenmiş ego kırıntısı bulurum diye soruyorum; “Senin müziğin Türkiye’de listelerde bir numara olabilir mi?” “Hayır, olamaz ama önemli değil. Ben kendi tarzımı korumaya çalışıyorum. Kendi inandığım tınılar var, onları yapmaya çalışıyorum. Türkiye piyasası nereye gidiyor, ona göre müzik yapmıyorum.” Müzikte klişeleşmeye ya da kendini tekrar etmeye çok karşı. “Ben üretimden yanayım. Müzikte her tarzda yapılabilecek her şey yapıldı ama yeni fikirler, yeni kombinasyonlar her zaman olabilir. Biraz zorlamak lazım.”

Şu sıralar Bodrum’un en popüler mekânlarından Barbeast’te gerçekleştirdiği “B in da House” projesi de bu arayışın bir sonucu. Bora DJ kabinine geçiyor ve tek kişilik bir orkestra oluyor. Kendi şarkılarını söylüyor; aynı anda bir klavyenin başına koşuyor, bir mikserin ve tabii dans ediyor. Bazen İlhan Erşahin geliyor, saksafonuyla ona eşlik ediyor, inanılmaz bir doğaçlama yapıyorlar. Sonuç bağımlılık yaratıyor. Bora da yine müzik için müzik yapmış oluyor.

Barbeast’teki şahane gecenin ardından Bora’nın yakın arkadaşının teknesiyle açılıyoruz.SAYFA-BOLUMU

Otuzunu geçtiğinden midir bilinmez, biraz farklı görünüyor gözüme. “Mesela neyim değişmiş?” diye soruyor. Duruşu, bakışı, sohbeti… Hâlâ aynı enerjik ve eğlenceli adam ama büyümüş sanki. Kabul ediyor. “Bakmakla görmek, duymakla dinlemek arasındaki farkı ayırt ettiğin zaman hayatı okuma becerin artıyor. Olan biteni daha doğru algılıyorsun; aşırılıklar gidiyor, köşeler yontuluyor. Tecrübe ve yaşla da gelen bir şey tabii bu. Ben de geriye baktığım zaman birçok şeyi ne kadar eksik gördüğümü ve duyduğumu fark ettim.”

Karmadan bahsediyor. Birini üzmeyi göze alamayacağını, öyle bir karmaya hayatında yer olmadığını söylüyor. Aşka inanıyor. Dört bir yanı kendisi tarafından fark edilmek için çırpınan kadınlarla çevrili olsa da artık onlarla ilgilenmiyor. Artık ama… Bir dönem çok ilgilendiğini itiraf ediyor. “Daha tecrübeliyim, daha çok gördüm, daha çok şey paylaştım insanlarla. İnsanlar paylaştıkça anlıyorlar birçok şeyi. Ve ben çok mutluyum, iyi ki hepsini yaşadım. Hiç pişman değilim.” İşte tam da bu nedenle karşısına doğru insan çıktı mı kaybetmemek için elinden geleni yapıyor. Öyle ki 2011 model Bora Uzer için “erkeğin gelişmiş hali” diyebiliriz.

Mastır Şef

Aynı Bora tüm bunları anlatırken ara sıra parmağını yalayarak makarna sosu hazırlıyor. Meğer İngiltere’de yaşadığı dönem Jamie Oliver dahil çok önemli şeflerle tanışmış, ahbap olmuş.“Sekiz masterchef’le yemek yaptım ben. İyi yemek benim için çok önemli” diyor taze biberiyeleri ince ince doğrarken. Beraber yemek pişirip bütün gün PlayStation oynarlarmış.

Yemek hazır. Hepimize tek tek servis ediyor. Ara sıra şiveli konuşup, komiklikler yapıp bizi gülmekten kırıp geçiriyor. Arada ciddileşip; “İnsanın hayalleri çok önemli. Ben 15 yaşından beri bu hayalin peşinde koşuyorum ve heyecanım hiç azalmadı, hep arttı. Hiçbir zaman ‘Çok meşhur olacağım, star olacağım, çok param olacak, limuzinlerde gezeceğim’ demedim. Ben sadece müzik yapmak istiyorum” diyor. Yapıyor da. Çok sevdiği dedesinin aldığı ilk gitarla müziğe başlayan “kaykaylı çocuğun” yolu kendi ışığıyla aydınlanıyor.

Kasım ayında çıkarmayı planladığı yeni albümüyle de hiç şüphesiz ışığına ışık katacak.

Kendi planlarına göre astronot, babasına göre bilgisayar mühendisi olacaktı.
İkisinin de yakınından bile geçmedi.

Önce azıcık İspanyol Dili ve Edebiyatı okudu, sonra soluğu Mimar Sinan’da aldı, seramik okudu. O aralar yazmaktan ve okumaktan anladığı çıktı ortaya. Üniversiteyle birlikte çeşitli dergilere çeviri, derleme, editörlük derken önce Discovery Channel, ardından National Geographic dergisinde çalıştı. Sonra soluğu Marie Claire’de aldı. Orada da yazdı, çizdi, bol bol röportaj yaptı, sanat yönetmenliği ve moda editörlüğüne girişti.

Bugünlerde serbest gazetecilik yapıyor, bir internet portalını idare ediyor ve ucundan kıyısından sanat yönetmenliğine devam ediyor.

 

berin.yavuzlar@gmail.com

Yorum Yap