Egom, Kendim ve Ben

Nil Gün

egom-kendim-ve-ben-ii

Egodan kurtulmak… Bu mümkün mü?

Uzakdoğu ve Yeniçağ öğretilerinde sıkça bahsi geçen “ego” neyin nesidir? Tanımı nedir? Egodan kurtulmak için uğraşıp duran, o “tek” yoldan bu “tek” yola doğru koşuşturan, bilgeliği Tibet’te Hindistan’da, aşramlarda ya da “el veren” guruların kurslarında arayan  “çok spiritüel” insanların bunu başarması mümkün mü?  Hayır! Çok “iyi” ya da “ermiş” insanların da egosu var mı?  Evet!

Ego herkeste var. Çünkü ego, bu dünyada VARLIĞIMIZI görünür kılabilmek için kendimizi kişi veya birey olarak ifade etmemizi sağlayan gerekli ve önemli bir boyutumuzdur.

Fark sağlıklı ya da sağlıksız egoya sahip olmamızda.

Her birimizde BEN boyutu da var -“Bir Ben var benden içeri” boyutumuz.  BEN’imiz, kimilerinin Tanrı ya da Sonsuz Zekâ dediği “Sınırsız Bilinç Okyanusu” ile bağlantımızı sağlayan ÖZ’ümüzdür. Okyanusun, içimizdeki damlası olan ÖZ’ümüz bizim özbenliğimizdir.

Ben ve Öz bir ve aynı şeydir.

EGO, bu BEN’in zenginliğini madde dünyasında birey olarak ifade edebilmek ve Bütün’e katkıda bulunabilmek için dünyevi “kimlik kartımızı” yaratan boyutumuzdur.

Ego sağlıklı olduğunda sağlıklı düşünürüz, sağlıklı hissederiz, sağlıklı davranırız. Egonun sağlıklı olabilmesi için öncelikle KİŞİ (nesne) olmaktan çıkıp BİREY (özne) olabilmemiz gerekiyor. Birey olabilmek de fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal olgunlaşma ile gerçekleşiyor.

Her kişi doğumundan itibaren fiziksel olarak büyüyor ve yasaların belirlediği bir yaşa geldiğinde “yetişkin” sayılıyor. Kişinin, fiziksel boyutta “yetişkin” olarak kabul edilmesi için bir şey yapması gerekmiyor. Doğum tarihi üzerinden geçen belli sayıda yıl bunu otomatikman sağlıyor. Ama duygusal, zihinsel ve ruhsal gelişim yaş ilerledikçe otomatikman gerçekleşen bir şey değil. Bu boyutlarda kişinin kendi emeği kendi çabası gerekiyor. Bu üç boyutta kendini geliştirebilen insan, kişi olmaktan birey olmaya doğru ilerliyor.

Dünyada 7 milyar kişi var ama birey olabilmiş insanların sayısı kaç? Meclisimizde kaç kişi var? Kaç birey var? Bizi kişiler mi bireyler mi yönetiyor?

Egonun işleyiş tarzı, hangi tür egonun işbaşında olduğuna bağlı olarak insan hayatının her alanında farklılık gösteriyor: Nevrotik Ego ve Sağlıklı Ego.

KİŞİ olarak kalmış insan, nevrotik egonun esareti altında yaşamını sürdürüyor.

BİREY olabilmeyi başarmış insan, sağlıklı egonun efendisi olarak yaşamını sürdürüyor.

BEN ile EGO’nun boyutları zıt orantılıdır. Biri büyüdükçe diğeri küçülür.

 

Kişi ile birey farkını özetleyecek olursak:

Kişi, insanları kullanır eşyaları sever.

Birey, eşyaları kullanır insanları sever.

 

Nevrotik Ego Nedir?

Nevrotik ego, birey olamamanın başarısızlık duygusunu örtbas etmeye çalışarak, ele güne karşı “kendimiz” olarak sunduğumuz “kişilik” maskemizdir.  Kendimizi önemli ve değerli hissetme çabasıyla dışsal değerlere ve toplumsal onaya uygun yarattığımız, kendimizi kendimizden saklayan yaldızları hızla dökülen parıltılı ve bir o kadar da zavallı maskemizdir.

egom-kendim-ve-ben-i

Nevrotik ego korkularla dolu egodur. Korkularını gizlemek için çeşitli maskeler takar; maço maskesi, güçlülük maskesi, kurban maskesi, kurtarıcı maskesi, yargıç maskesi, iktidar/konum/nüfuz maskesi, önemli insan maskesi, vs. Bu maskelerin, bu rollerin ortak özelliği, ancak ezme/ezilme ilişkisi içinde kendilerini var edebilmeleridir. Varlıkları diğer KİŞİlerin desteği sürdükçe devam eder.

Nevrotik ego bağımlıdır. Kişi bağımlılığı (anne/ baba/ eş/ sevgili/ çocuk/ arkadaş vs.), madde bağımlılığı (yemek- alkol/ reçeteli ilaç/ yasal olmayan uyuşturucu- uyarıcı vs.), aktivite bağımlılığı (iş/ seks/ görünüm/ din/ telefon/ bilgisayar/ eğlence vs)

Nevrotik ego kontrolcüdür. Dış dünyayı, başkalarını, hayatı kontrol edebileceği yanılgısı içinde kendisini ve konumunu güvende hissetme peşinde umutsuzca koşar. Mükemmeliyetçi ve erteleyicidir. Kontrol tutkunu ve takıntılıdır. Dışsal güce sahip olmak onun için en önemlidir. Bu dışsal güç para, konum, iktidar, unvan, diploma, saygın kimlik vs. olabilir.

Nevrotik egonun tek amacı vardır: Haklı olmak. Ne pahasına olursa olsun haklılık peşinde koşar, yargılar, suçlar, aşağılar.  O daima haklıdır, diğerleri haksız. Eleştiriye tahammülsüzdür ve alıngandır. Fikrine katılınmamasını kendisine saldırı olarak algılar.

Nevrotik ego kibirlidir. Kibir, kişinin aşağılık kompleksini gizlediğini sandığı maskesidir.

Özetle; nevrotik egonun ilk adı korkudur, soyadı ise haklı olmaktır. Kendisini en ufak şekilde bile haklı görmesi halinde hemen şişinir, böbürlenir.

Nevrotik ego, kendisini BEN sanır. Rolleriyle özdeşleşir. Bu nedenle bir düşüncesine veya davranışına yapılan eleştiriyi kendisine yapılmış hakaret olarak algılar. Bunu gurur meselesi yapar. O çok hassas egosunun gururu çabucak kırılır ama onur ve erdem kavramlarından habersizdir. Herkesin kendisini anlamasını bekler ama o anlayıştan nasibini almamıştır. Aşırı rekabetçidir. Ufacık bir çıkar uğruna, başkalarına zarar vermekten çekinmez.

İşte ruhsal gelişim için yok edilmesi arzu edilen ego, nevrotik egodur. Nevrotik ego bizi büyümekten, gelişmekten, mutlu, huzurlu, doyumlu bir hayat sürmekten alıkoyar.

Sağlıklı Ego Nedir?

Sağlıklı ego, bizim birey olmamızı sağlayan boyutumuzdur.

Cesaret sağlıklı egonun ilk adıdır. Erdem ise soyadıdır.

Bu dünyada birey olmamızı sağlayan sağlıklı ego, bilinmeyeni keşfetmeyi sever. Yeniliklere açıktır. Hayatında yeniye daima yer vardır. Hayatını cesurca yaşar.

Sağlıklı egoya sahip birey, ilişkilerinde bağımlı değil, bağlıdır. Sevdiklerine bağlı, mesleğine bağlı, vizyonuna ve amaçlarına bağlı, hayata bağlıdır.

Sağlıklı ego vefalıdır.

Sağlıklı ego hayatının her alanında özdisipline sahiptir. Bu özdisiplin onun içsel gücünden gelir. İçsel güce sahip olduğu için dışsal güç peşinde koşmaz.

Sağlıklı ego haklılık peşinde koşmaz. Haksız olduğu durumlarda öz eleştiri yapar ve özür dilemesini bilir. Haklılık peşinde koşmaz ama hakkını aramayı ve korumayı bilir. Adalet kavramı gelişkin olduğu için gücü yetmeyen insanların haklarını aramaları ve korumaları için de elinden geleni yapar.

Sağlıklı egoya sahip birey genellikle sağduyulu seçimler yapar. İnsan ilişkilerinde sağlıklı düşündüğü, sağlıklı hissettiği, sağlıklı davrandığı için doğal olarak haklıdır… ve mutludur.

Sağlıklı ego, BEN’in hizmetinde Ben’i en harikulade şekilde ifade etmek için vardır.

Sağlıklı EGOya aklınızda kolayca kalması için Etkisel Gerçekçi Olmak hali diyorum.

Sağlıklı egoya sahip insanlara saygı duyarız. Onların görüşlerine ve adalet duygusuna güveniriz.

Sağlıklı egoya sahip insanlar doğaldır, güvenilirdir, cesurdur.

Sağlıklı egoya sahip insanlar vefalıdır, şefkatlidir, cömerttir.

Sağlıklı egoya sahip insanlar değer bilir, hayata şükran duyar, umutludur.

Sağlıklı egoya sahip insanlar sevdiklerine sadıktır, açık yüreklidir, affedicidir.

Sağlıklı egoya sahip insanlar başka insanlara, doğaya ve haklara saygılıdır.

Sağlıklı egoya sahip insanlar huzurlu, neşeli ve esprilidir.

Dünya nüfusunun büyük çoğunluğu nevrotik egoya sahip kişilerden oluştuğu için şiddet, rekabet, yok edicilik, savaşlar böylesine yaygın. Yani nevrotik ego “normal ego” haline gelmiş durumda. Normal nevrotiklerin dünyasında yaşıyoruz.

Bu yüzden spiritüel öğretilerde “normal ego” öldürülmeye, yok edilmeye çalışılıyor. Bu ego yok edilemez ama dönüştürülebilir. Bu dönüşüm ancak farkındalık, kendini sorgulamak, kendini tanımak ve değişim cesaretiyle mümkün. Bu da bir süreci gerektiriyor.  Olgunlaşma bir süreçtir ve olgunlaşmanın yaşla ya da bilgi toplayıcılığıyla ilintisi pek yoktur. Bilinçlenmeyle ve kendin olmayla ilişkisi vardır.

EGO ne kadar BEN’in hizmetinde ise o kadar KENDİmiz olabiliriz.

Özetleyecek olursak:

BENsiz  EGO = Gaddar olur. Gücünün yettiklerini ezer ve güçlü rolünü oynar.

EGOsuz BEN = Paspas olur. Başkaları tarafından ezilir ve kurban rolünü oynar.

Yeni Dünya, Yeni Çağ sağlıklı egoya sahip insanların dünyası olacak. Bilinç çağının başlangıç dönemi içindeyiz. Geçiş dönemi sancılı olsa da yeni insanlık doğuyor.

Sevgiyle hoşça ol.

Nil Gün

 

nilgun

1952 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda okudu.
1972 yılında gittiği Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde on dört yıl sürekli, on iki yıl da aralıklarla yaşadı. Kaliforniya’da alternatif sağlık, alternatif eğitim, insan potansiyeli ve hümanistik psikoloji alanlarında eğitim gördü.
Zihin Bilimi, Hipnoterapi, Reiki, Rebirthing, NLP ve kinesiyoloji eğitimleri aldı. California Jaycee’s organizasyonunda uzun yıllar bireysel gelişim alanında hizmet verdi. Sorunlu çocukların gittiği okullarda gönüllü çalıştı.
International Council for Self-Esteem Türkiye temsilcisidir.
Türkiye’de ilk kez 1993 yılında hipnoterapi yöntemiyle ağrısız ve ilaçsız, suda doğum yaptırdı.
Basın dünyasında birçok dergide ve Güneş gazetesinde araştırmacı gazeteci ve köşe yazarı olarak çalıştı. Dört yıl Bilar ve Bilsak’ta haftalık konferanslar verdi. Değişik radyolarda (Enerji FM, Show Radyo, Best FM ve Radyo TRT1) Kuraldışı ve Ötesi adlı psikoloji ve bireysel gelişim eksenli programlar hazırlayıp sundu. TGRT’de hafta içi her gün, Nil Gün ile Yeni Bir Gün adıyla bir sohbet programı yaptı. Radikal gazetesinde psikoloji ağırlıklı dizi yazıları yayımlandı.
Cine-5 kanalında Çekim Yasası programını hazırlayıp sundu. (2007)
Amerika’da 1981, Türkiye’de 1989 yılından beri, bireysel ve kurumsal workshop çalışmaları yapıyor.
Bireysel gelişim kavramının Türkiye’ye girmesinde ve birçok yayınevine yaptığı danışmanlıkla bu alandaki yayınların tanınmasında öncü oldu. Ayrıca uzun yıllardır ideali olan, okullara Özsaygı (Self-Esteem) derslerinin girmesi için ilk adımı attı ve özel bir okulda Özsaygı dersleri vermeye başladı.
Çok sayıda kitabı, çevirisi; hipnomeditasyon, zihin programlaması, motivasyon ve çocuk eğitimi CD’si vardır. Ayrıca Bütünsel Kinesiyoloji alanında yaptığı çalışmaları içeren, Bedenin Bilgeliği adında kapsamlı bir DVD çıkarttı.
Öncelikli hedefi, Bütünsel Kinesiyoloji (PiKi) eğitmenleri ve danışmanlar yetiştirerek eğitim, sağlık ve iş hayatı alanlarında topluma yararlı olmaktır.

6 Yorum

  1. Çok anlamlı bir yazı olmuş Nil hanım. Senelerdir çevreme anlatmaya çalıştığım konuyu anlatmışsınız. Nefs, ego kötü değildir kötü olan onu nasıl kullandığınızın sonucudur.

    Sevgiler

  2. Sevgili Nil,
    Onca dinlediklerimizin özetini bir kez daha senin kaleminden sindire sindire okumak güzel : ) Ego, ne olduğumuzla; ben, kim olduğumuzla ilgili. Ne olduğumuzu, kim olduğumuzla karıştırmazsak roller de karışmaz. Sahip olduğumuzla, ol-duğumuzu karıştırmazsak da öyle. Karıştırdığımızda; olamadığımız özelliklerimizi, sahip olduklarımızla tamamlamaya çalışıyoruz. Ev, araba, unvan v.s. Hatta senin de yeri geldiğinde söylediğin gibi; büyük ve geniş ev, uzun silah, iri, güçlü, hızlı araç sahibi olarak, kendimizi büyütüyor, uzatıyor, hızlandırıyor, güçlendiriyoruz yanılgısına düşebiliyoruz. Eksiğimizi tamamlamaya çalışıyoruz, ama bir türlü de tamamlanamıyor. Çünkü bu eksiklik duygusu diğer insanlarla kendimizi kıyaslamakla başlıyor, yetmeyince onların sahip oldukları ile kendi sahip olduklarımızı kıyaslama ile devam ediyor ve bir ömür heba edilmiş oluyor. Halbuki; sadece ve sadece kendimizin en iyi versiyonu olmaya odaklansak, böyle bir boşuna rekabet içinde olmayız. Sahip olmaya değil, olmaya odaklanırsak; her gün yeniden, yeniden oluruz. Yeniden olmanın doyumu da doyumsuzluğu da; sahip olmanın anlık keyfinden, kat kat fazla keyif verir.

  3. Ben her iki ego’dan da almışım sanırım! O halde ben hangi gruba giriyorum?

    Sizin kitaplarınızı ve makalelerinizi beğeniyle okuyan biriyim, tabii arada bazı katılmadığım şeyler de oluyor şu anki gibi. Hani tvlerde sözde yaşanmış olayları canlandıran ve iyi insanları katışıksız iyi, kötü insanları ise katışıksız kötü taraf yapan programlar olur ya? İşte yazınızı okurken kendimi öyle bir programı izler gibi oldum = )

    Sizin anneniz babanız yani aileniz nasıl insanlardı merak ettim doğrusu! Eğitimleri.. Meslekleri.. Size karşı davranışları.. v.s.. İnternet yoluyla araştırma yapmak değil de, sıradan insanların olduğu semtlere bir uğrasanız, onların annelerini babalarını yaşadığı ortamları bir görseniz diyorum. Ne dersiniz?

    Benim sizin gibi aile, çevre ve maddi konuda pek fazla şanslarım olmadı fakat bu konuda inancım da çabalarım da yok olmuş değil. Tırmanarak ilerliyorum. Bazıları şanslı doğar bazıları da kendi şansını kendisi yaratmak zorunda kalır, Nil hanım.

    Afrika’daki veya savaş halindeki veya gelişmemiş ülkeler için; hayal etmek, inanmak ve çabalamak yetmiyor! Yalnızca ruhsal olarak gelişmek yetmiyor. Malesef paralı sistemde her şey paradır! Kendini geliştirmek veya iyi bir kitap almak için bile en az 20 tl gerekiyor. Bu ülkede asgari maaştan düşük kazançla çalışan ve bir aile geçindiren insanlar var hem de çoğunlukta.

    Böyle bir sistem içinde insanlar açlıktan sefaletten çaresizlikten ölmeye veya intihar etmeye mahkum edilirken; onlara sen suçlusun, kendi hayatından kendin sorumlusun, kitap okumuyorsun, gelişmemişsin, nevrotik egodasın gibi ithamlarda bulunmak da bence pek sağlıklı değil.

    Şuna emin olun ki; bu ülkede veya saydığım gibi ülkelerde tahmin edemeyeceğiniz kadar değerli bir ruha, karaktere, bilinç düzeyine sahip insanlar var. Fakat “sistem içinde” sıkışıp kalmış durumdalar. Bu yüzden daimi olarak sağlıklı ego’da kalamıyorlar…

    Umarım kendimi anlatabilmişimdir.

    Hoşça olun!

  4. Eline, gönlüne sağlık Nil, harika yazmışsın..

    En iyi versiyonumuzu oluşturma yolunda çoğu zaman konulardan biri gibi görünse de belki de konunun en temeli, hatta kendisi bu egolarımız.

    Ve nasıl da inatçı ve güçlü çoğu zamanlar o nevrotik egolar. Değil bir başkasını, kendimizinkini bile değiştirmeye kalktığımızda nasıl da direnç gösteriyorlar bize.

    Fakat sen çok güzel dokunmuşsun yine bu konuya da. Bir farkındalık, bir bakış açısı değişikliği bile çok iyi hissettiriyor.

    Kucak dolusu sevgiler.

  5. Bu klişelerden yorulmadınız mı?
    Kesin, içinizdeki çocuğu öldürmeyin yollu bir yazınız da vardır, haha

Yorum Yap