İnsanlar Güzele Layıktır

Nil Gün

Hiç, yalnızca bir gün boyunca bile olsa herkesi olduğu gibi kabul etmeyi, kimseyi yargılamamayı denediniz mi? Çoğumuz için bu çok zor bir şey. Bırakın bir gün boyunca birkaç dakika için bile olsa birilerini yargılamadan edemiyoruz. Eğer  düşüncelerimizi gözlemlersek sürekli olarak hem kendimizi hem de başkalarını nasıl yargıladığımızı fark ederiz.

Boyum kısa, kilom fazla, burnum büyük vb gibi kendimizde fiziksel kusur aramak, başkalarının fiziksel kusurlarını görmek, “Ben aptalın tekiyim”, “Değersiz biriyim” gibi sözlerle kendimizi yargılamak, başkalarını düşüncelerinden, yaptıklarından, davranışlarından dolayı yargılamak sürekli yaptığımız şey.

Bu da “dar görüşlü” olmamızdan kaynaklanıyor. İnsanları bütün olarak değil, parçalar halinde görüyoruz. Gördüğümüz parçalar da genellikle olumsuzluk olarak nitelendirdiğimiz şeyler oluyor.

Gün boyunca on kişi hakkımızda olumlu bir kişi de olumsuz bir laf etse, aklımız o olumsuz lafta takılıp kalıyor. Neden? Çünkü kendimizi güzelliklere layık görmüyoruz. Çünkü kendimizi sevmiyoruz. Çünkü kendimizi değerli bulmuyoruz.

Hata bulmak, yaşamımızın bir parçası. Çocukluğumuzdan itibaren okulda, evde her yerde yargılanmaya alışmışız. Güzel bir şey yaptığımızda taktir dolu sözler duymaya alışkın değiliz. “Eleştiri” sözcüğü bile çoğu kişi tarafından hata bulmak olarak yorumlanıyor. Oysa eleştiri sözcüğü bir şeyin objektif değerlendirmesini yapmaktır. Güzel sözler içeren olumlu tepkileri ise “iltifat” yani sahte övmeler olarak değerlendiriyoruz. Hatta biri bize güzel bir söz söylese, “Bu bir iltifat değil, gerçek” diye açıklama ihtiyacı duyuyor.

Geçen gün durakta yanımdaki genç kıza erkek arkadaşı elbisesinin kendisine çok yakıştığını söyledi. Genç kız kızararak “Yok canım, yeni değil zaten”  yanıtını verdi. Elbisenin yeni olduğu her halinden belliydi ve gerçekten çok güzeldi. Oysa bu genç kız kendine yeterince güvenseydi yanıtı, “Teşekkür ederim. Ben de beğeniyorum” olabilirdi.

İnsanların çoğu kendilerini diğer insanlardan daha az yetenekli, daha az cazip, daha  az güçlü olarak görür ve aşağılık duygusuna kapılırlar. Ya da tam tersi olur, eksikliklerini örtbas etmek amacıyla böbürlenirler, üstünlük taslarlar. Aşağılık duygusu da, üstünlük duygusu da eksiklik duygularını değişik şekilde ifade etme biçimidir. Özünde aynı şeydir.

Bu duyguların kökeninde kendini değerli bulmamak yatar. Kendini değerli bulmayan insan da ya başkalarında hata bularak geçici bile olsa egosunun üstünlük duymasını sağlar ya da kendisini kurban olarak hisseder.

Başkalarının sizi değerli bulmasını mı istiyorsunuz? Önce siz başkalarına değer verin. Başkalarından sevgi mi bekliyorsunuz? Önce siz sevin.

Dünyaya ne verirsek bize geri gelen o oluyor.

Dünyaya korku dolu gözlerle bakarak herkesten bir tehlike geleceği beklentisi içinde yaşıyorsak yaşamımızdaki her şey de düşüncelerimiz doğrultusunda gerçekleşiyor. Yani korktuklarımız başımıza geliyor.

Dünyayı, insanları sevecen bir şekilde algılıyorsak, her şey yine düşüncelerimiz doğrultusunda oluyor.

Yaşamımızdan memnun değilsek düşüncelerimizi gözden geçirelim. Düşüncelerimizde başkalarını suçlamanın ağırlıkta olduğunu göreceğiz.

İnsanlar size çekilmiyorsa, sizinle birlikte olmaktan haz almıyorsa nedeni, kafanızdaki düşüncelerinizin yarattığı duyguların negatif enerjisidir.

Düşüncelerinizi değiştirin, yaşamınızın değiştiğini göreceksiniz. Yarınınızı bilmek için falcılara gitmenize gerek yok. Yalnızca bugünkü düşüncelerinizi gözlemeniz yeterli. Çünkü yarınınızı yaratan düşüncelerinizdir. Yaşamınızdaki her şeyin sorumlusu sizsiniz. Bu sorumluluğu kabul ettiğiniz an, değiştirmek için bir şeyler yapabilirsiniz. Ama, “Hayır! Yaşamımın sorumlusu ben değilim. Başıma gelenleri ben yaratmadım. ‘Onlar’ yarattı. İçinde bulunduğum durumun, sorunumun nedeni ben değilim” diye düşünmeyi seçerseniz, yapacak bir şey yoktur.

Kaderinizin başkalarının elinde olduğunu düşündüğünüz sürece asla kendinizin efendisi olamazsınız.

Nil Gün’ün Kuraldışı ve Ötesi kitabından alıntıdır.

nilgun

1952 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda okudu.
1972 yılında gittiği Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde on dört yıl sürekli, on iki yıl da aralıklarla yaşadı. Kaliforniya’da alternatif sağlık, alternatif eğitim, insan potansiyeli ve hümanistik psikoloji alanlarında eğitim gördü.
Zihin Bilimi, Hipnoterapi, Reiki, Rebirthing, NLP ve kinesiyoloji eğitimleri aldı. California Jaycee’s organizasyonunda uzun yıllar bireysel gelişim alanında hizmet verdi. Sorunlu çocukların gittiği okullarda gönüllü çalıştı.
International Council for Self-Esteem Türkiye temsilcisidir.
Türkiye’de ilk kez 1993 yılında hipnoterapi yöntemiyle ağrısız ve ilaçsız, suda doğum yaptırdı.
Basın dünyasında birçok dergide ve Güneş gazetesinde araştırmacı gazeteci ve köşe yazarı olarak çalıştı. Dört yıl Bilar ve Bilsak’ta haftalık konferanslar verdi. Değişik radyolarda (Enerji FM, Show Radyo, Best FM ve Radyo TRT1) Kuraldışı ve Ötesi adlı psikoloji ve bireysel gelişim eksenli programlar hazırlayıp sundu. TGRT’de hafta içi her gün, Nil Gün ile Yeni Bir Gün adıyla bir sohbet programı yaptı. Radikal gazetesinde psikoloji ağırlıklı dizi yazıları yayımlandı.
Cine-5 kanalında Çekim Yasası programını hazırlayıp sundu. (2007)
Amerika’da 1981, Türkiye’de 1989 yılından beri, bireysel ve kurumsal workshop çalışmaları yapıyor.
Bireysel gelişim kavramının Türkiye’ye girmesinde ve birçok yayınevine yaptığı danışmanlıkla bu alandaki yayınların tanınmasında öncü oldu. Ayrıca uzun yıllardır ideali olan, okullara Özsaygı (Self-Esteem) derslerinin girmesi için ilk adımı attı ve özel bir okulda Özsaygı dersleri vermeye başladı.
Çok sayıda kitabı, çevirisi; hipnomeditasyon, zihin programlaması, motivasyon ve çocuk eğitimi CD’si vardır. Ayrıca Bütünsel Kinesiyoloji alanında yaptığı çalışmaları içeren, Bedenin Bilgeliği adında kapsamlı bir DVD çıkarttı.
Öncelikli hedefi, Bütünsel Kinesiyoloji (PiKi) eğitmenleri ve danışmanlar yetiştirerek eğitim, sağlık ve iş hayatı alanlarında topluma yararlı olmaktır.

Yorum Yap