İnsanlık Ruhsal Kriz Yaşıyor

Nil Gün

insanlik-ruhsal-kriz-yasiyor-i

Bu dünyada yaşayan yedi milyar insan aynı şeyi istiyor. Sevmeyi sevilmeyi, güveni, mutluluğu, huzuru, sağlığı, değerli olduğunu bilmeyi, dostluğu, neşeyi, kendisine maddi refah getirecek olanakları istiyor hayatında. Ama tüm bunlara sahip insan sayısı yedi milyar içinde kaç kişi? Çok ama çok az.

İnsanlık ailesi neden bu durumda?

Kendimizi ve hayatın her alanındaki inançlarımızı derinden sorgulamakta yarar var.

Her birimiz bu gezegende yer kaplıyoruz. Gezegenin havasını, suyunu, yiyeceğini alıyoruz; doğal ürünlerinden yararlanıyoruz; çöpümüzü bırakıyoruz. Doğayı sürekli tüketiyoruz, kirletiyoruz, zarar veriyoruz. Bu gezegende yaşayan her bitki ve hayvan türü bir şekilde ekosisteme hizmet ediyor. Peki, biz insan türü olarak tüm bu aldıklarımıza karşı ne veriyoruz? İnsandan başka hangi canlı karnını doyurmak ve kendisini korumak dışında diğer canlıları da kendi türünü de acımasızca öldürüyor? Başka hangi tür ekosisteme böylesine zarar veriyor? Homo sapiens (insan) türü gezegenin kanseri olmuş durumda.

Din, mezhep, ırk, cinsiyet, cinsel yönelim farklılıkları yüzünden bu gezegende her gün binlerce insan yine insanlar tarafından yaralanıyor, öldürülüyor. Çeşitliliğe, farklılığa saygı göstermeyi bilmiyoruz. Bizden olmayanlar / bizden olanlar ayrımını hayatımızın birçok alanında yapıyoruz.

Bir de neden dünya bu halde, biz neden mutsuzuz diye sorup duruyor, ne kadar bencilce ve yanlış varsayımlarla yaşadığımızın farkında bile olmuyoruz. Sağlıksız inançlar, sağlıksız varsayımlarla sürdürdüğümüz bu yaşamın sonucu da insanlık ailesinin içinde bulunduğu feci durumu yaratıyor. Yumurta kapıya dayandı.

insanlik-ruhsal-kriz-yasiyor-iii

Hayat sadece iyi diploma, iyi iş, daha iyi iş, iyi eş, daha iyi eş, iyi çocuklar, iyi ev, daha iyi ev, iyi araba, daha iyi araba, para, daha çok para, daha iyi emeklilik, daha iyi ilaç, daha iyi ameliyat, öldükten sonra cennette yer kapmaktan mı ibaret?

Çabuk yaşlanıyoruz ama aynı hızda olgunlaşmıyoruz. Kendimizi tanımıyoruz. İlişkide olduğumuz insanları tanımıyoruz. Hayatı tanımıyoruz. Amacımızı bilmiyoruz. En önemlisi sevmeyi bilmiyoruz… Ve BİLMEDİKLERİMİZ BİZE ZARAR VERİYOR.

Dünya büyük krizde. İnsanlığın yaşadığı bu kriz sanıldığı gibi ekonomik ya da politik değil. İnsanlık ruhsal kriz yaşıyor. Bu nedenle insanlık politik, ekonomik ya da askeri müdahalelerle, reformlarla düze çıkamaz. Dünya devletleri bugüne kadar hangi sorunu kalıcı olarak politik, ekonomik önlemlerle, askeri güçle çözebildi ki? Ekonomik ve sosyal sistemde reform yaparak insanlığın geleceğini değiştiremeyiz. Tüm reformlar bugüne kadar semptomları geçici olarak bastırdı. Tedavi ettiğini, sorunu çözdüğünü sandı ama kalıcı olarak iyileştirmedi. Bir süre sonra sorunlar daha da büyüyerek karşımıza çıktı.

Yepyeni bir bakış açısına ihtiyacımız var.

Ruhsal boyutta kim ve ne olduğumuzun bilincine varmazsak, küresel boyutta devletlerin tüm dünyada açlığı ortadan kaldırmak, eğitim ve sağlık için kullanması gereken parayı silahlanmaya harcamaya devam ederiz.

Günümüzde küresel boyutta tüm devletlerin açlığı ortadan kaldırmaya, eğitime ve sağlığa harcadığı TOPLAM bir dolara karşı savunma ve silahlanmaya harcadığı miktar on beş dolar. Bire on beş. İşte ruhsal yoksulluk. Sorun ekonomik ya da politik değil, bilinçsizlik.

İnsanlık ailesinin üyeleri arasında büyük boyutta adaletsiz bir paylaşım var. Varsılla yoksul arasında büyük uçurumlar, büyük adaletsizlikler olduğu sürece bu gezegende şiddetsiz bir dakika bile geçmeyecektir. Bu adaletsizlik doğal olarak yoksulluğu ve adaletsizliği yaşayan insanların çaresizlik içinde karşı koymasına yol açıyor. Etki-tepki meselesi. Gelişmiş (!) diye tanımladığımız güçlü ülkeler konumlarını ve güçlerini korumak için, bu karşı koymayı bastırmak için, silahlanmaya gittikçe daha fazla para yatırıyor. Köşeye sıkışmış her canlı, can havliyle saldırır. Köşeye sıkışmış insanların çok çok azı siner. Yaşamdan vazgeçiştir bu sinme. Ama çoğunluk katlanamayacak noktada can havliyle saldırır. Bu yüzden en küçük ve fakir ülkeden en büyüğüne kadar her ülke bir başka ülkeyle savaşıyor.

insanlik-ruhsal-kriz-yasiyor-ii

Dünya ekonomik kriz değil ruhsal kriz yaşıyor.

Aile üyelerinden birinin açlıktan ölmesine razı olmazdık, değil mi? Aziz Nesin, herkesin tabağında kalan yedi pirinç tanesi biriktirilse tüm Afrika’yı doyurabileceğimizi söylerdi. Ama bu gezegende her saat başı 652 çocuk ve yetişkin açlıktan ölüyor. Bu gezegende onları beslemeye yetecek fazla gıda, dünyayı yöneten şirketlerin daha çok kâr etme açgözlülüğü nedeniyle, ekonomik denge adına imha ediliyor. Sorun, bu insanları kendi ailemizin üyeleri olarak görmememizde. İnsanlık ailesinin bir ferdi olduğumuzu unutuyoruz. Gittikçe yalnızlaşıyoruz. Ruhsal yoksulluk, ruhsal kriz dediğim bu. Zenginler ise daha, daha, daha çok zengin olmak istiyor. Ama onlar da ruhsal yoksulluk içinde.

Devletler büyük şirketleri koruyor. Her ülkenin halklarına zarar veren şirketler dünyayı yönetiyor: Petrol şirketleri, ilaç şirketleri, gıda şirketleri, silah endüstrisi.

Petrol şirketleri doğayı öldürüyor.

İlaç şirketleri her gün yeni yeni hastalıklar uydurarak yeni ilaçlarla yeni aşılarla hastalığımızdan para kazanıyor.

Gıda şirketleri GDO’lu ürünlerden imal edilmiş, kimyasallarla, suni boya ve aromalarla çekici hale getirilmiş ve gıda şekli verilmiş yiyeceklerle sağlığımızla oynuyor.

Silah endüstrisinin ne işe yaradığı malum.

Bu şirketlerin çevirdiği dolaplarla her geçen gün yeni hastalıklarla boğuşuyoruz, gittikçe şişmanlıyoruz.

Sorun büyük şirketlerle devletlerin ortak çıkarlarda buluşmasında yatıyor. Bu şirketler aslında devletlerin ta kendisi haline geldi. Her türlü politikayı onlar yönlendiriyor. Kendi çıkarlarına en uygun yasaları onlar çıkartıyor. İnsanlık ailesi piramidinin en tepesinde yer alan bir avuç “devlet büyüğü” ve zengin kesim hariç, tüm dünya ülkelerinin halkları bu, devlet-büyük şirketler işbirliğinden büyük ölçüde zarar görüyor.

Üretici firmaların devletle işbirliği sonucu GDO’lu gıdalar -bunlara gıda bile denmemeli; gıda, içinde bedenin ihtiyacı olan besin değerlerini, vitamin ve mineralleri taşıyan beslenme maddesidir- marketlerin raflarının yüzde 70-90’ını ve tabaklarımızı dolduruyor. Sağlığımızın altı oyuluyor.

İlaç endüstrisi gelişmekte olan ülke vatandaşlarını, kendi yoksul vatandaşlarını ilaç ve aşı yardımı adı altında yeni ilaç ve aşılar geliştirmekte denek olarak kullanıyor. Sağlığımızın altı oyuluyor.

Eğitim sistemi zaten beyin yıkama makinesi. Halklar bilinçli olarak cahil bırakılıyor. Cahili yönetmek kolaydır.

Din ve devlet işleri ayrılmalı diyen laik kesimin, devletlerin büyük şirketlerle ortaklıklarını daha çok sorgulaması gerekiyor. Bu ortaklıklar insanlık ailesinin canına okuyor. Sadece bir avuç en tepedeki insan grubu bizim üzerimizde oynanan oyunlar sayesinde kazandıkları parayla ve güçle inanılmaz boyutta lüks yaşamlar sürüyor.

Dinler, mezhepler tarih boyunca insanların birbirine düşmesine neden oldu. Herkes doğduğu toprakta hâkim olan dinsel doktrine göre “Benim inancım seninkinden iyi” diyor. Herkes kendi yolunun en doğru olduğunu söylüyor.

İnsanlar kendi zihinlerindeki Tanrı kavramına göre hayatla ve diğer insanlarla ilişki kuruyor. Tanrı’dan korkuyorsan diğer insanlardan korkuyor ve gücünün yettiğini korkutuyorsun. Başkalarını tıpkı Tanrı’nın cezalandırdığı gibi cezalandırıyorsun. Tanrı’nın sevgi olduğuna inanıyorsan hayata ve diğer insanlara da sevgi ile yaklaşıyorsun. Tanrı’nın HERŞEY olduğuna inanıyorsan Hayatın Bütününü kucaklıyor, BÜTÜNÜN bir parçası olduğunu iliklerinde hissederek hayata huşu içinde saygı gösteriyorsun.

İhtiyacımız olan, spiritüel bir bakış. Spiritüellikle tüm insanlık ailesini kucaklayabiliriz.

Spiritüellik yaşamın tüm versiyonlarını onaylamaktır. Her şey Hayat. Her şey Tanrı.

Spiritüellik Hayat’ın ta kendisidir. Etik değerlere uygun, insan ruhuna uygun bir yaşam sürmektir. Yaşa ve yaşat.

Ruhumuzdan koptuğumuz için belli doktrinlere inanarak, belli ritüelleri uygulayarak belli kurallara uyarak cennete gideceğimize inanıyoruz. Ama inandığımız doktrinin koyduğu kuralları bile uygulamakta güçlük çekiyor, ikiyüzlü yaşamlar sürüyoruz. Sözde inanıyoruz, özde değil. Bizim inandığımız dinsel ve politik ideolojilere inanmayanları yargılıyoruz, suçluyoruz, hapse atıyoruz, öldürüyoruz. Hem kendimizin hem başkalarının hayatını cehenneme çeviriyoruz. Ruhsal yalnızlık en büyük cehennem.

Spiritüelik içimizdeki Hayata can vermek ve onun hediyelerini BÜTÜNE sunmaktır. Keşke bizi yönetenler daha spiritüel bir bakış açısıyla, BÜTÜNÜ gözeten insancıl kararların altına imzalarını atsalar.

Tanrı bir kavram değil, BİR DENEYİMDİR; BÜTÜN ile BİR olduğunun derinden idrakidir.

Hayat bize olanlarla değil, bilinçsiz ya da bilinçli seçimlerimiz sonucunda bizim ARACILIĞIMIZLA olanlarla şekilleniyor. Bencillik ya da umursamamak da bir seçim. Umursuyor görünüp de kendi hayatımızda, davranışlarımızda, bakış açımızda, tüketim biçimimizde hiçbir değişiklik yapmamak da bir seçim. Gezegenimizin, Homo sapiens (insan) türünün geleceği her birimizin yaptığı seçimlere bağlı. Kurban rolü oynamak ya da suçlamak değil, SORUMLULUK alma zamanı. Böyle gelmiş ama artık böyle gitmeyecek. Gitmesi mümkün değil. Eski yolun sonuna ve yeni bir yolun başına geldik. Gezegen insanlık tarihinde daha önce bu boyutta yaşanmamış büyüklükte bir DEĞİŞİM ve DÖNÜŞÜM içinde.

Bu değişim ve dönüşüm yolculuğunun, bilinç sıçramasının nasıl olacağını bilmek isterseniz Kuraldışı Yayınları‘ndan çıkmış olan Geleceği Hatırlamak kitabımı okuyabilirsiniz. Kitabı kolay okunması amacıyla fantastik roman tarzında yazdım.

Büyümek ve olgunlaşmak zorundayız. İnsanlık evrimleştiğinde devrimlere gerek kalmayacak.

Sevginin sınırsız gücüyle hoşça olun.

Kuraldışı’nın 22 Nisan’da başlayacak PiKi Ruhsal Denge (Bütünsel Kinesiyoloji) workshopu ile ilgili bilgi edinmek ve kayıt yaptırmak için bu bağlantıya tıklayabilirsiniz.

Nil Gün

nilgun

1952 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda okudu.
1972 yılında gittiği Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde on dört yıl sürekli, on iki yıl da aralıklarla yaşadı. Kaliforniya’da alternatif sağlık, alternatif eğitim, insan potansiyeli ve hümanistik psikoloji alanlarında eğitim gördü.
Zihin Bilimi, Hipnoterapi, Reiki, Rebirthing, NLP ve kinesiyoloji eğitimleri aldı. California Jaycee’s organizasyonunda uzun yıllar bireysel gelişim alanında hizmet verdi. Sorunlu çocukların gittiği okullarda gönüllü çalıştı.
International Council for Self-Esteem Türkiye temsilcisidir.
Türkiye’de ilk kez 1993 yılında hipnoterapi yöntemiyle ağrısız ve ilaçsız, suda doğum yaptırdı.
Basın dünyasında birçok dergide ve Güneş gazetesinde araştırmacı gazeteci ve köşe yazarı olarak çalıştı. Dört yıl Bilar ve Bilsak’ta haftalık konferanslar verdi. Değişik radyolarda (Enerji FM, Show Radyo, Best FM ve Radyo TRT1) Kuraldışı ve Ötesi adlı psikoloji ve bireysel gelişim eksenli programlar hazırlayıp sundu. TGRT’de hafta içi her gün, Nil Gün ile Yeni Bir Gün adıyla bir sohbet programı yaptı. Radikal gazetesinde psikoloji ağırlıklı dizi yazıları yayımlandı.
Cine-5 kanalında Çekim Yasası programını hazırlayıp sundu. (2007)
Amerika’da 1981, Türkiye’de 1989 yılından beri, bireysel ve kurumsal workshop çalışmaları yapıyor.
Bireysel gelişim kavramının Türkiye’ye girmesinde ve birçok yayınevine yaptığı danışmanlıkla bu alandaki yayınların tanınmasında öncü oldu. Ayrıca uzun yıllardır ideali olan, okullara Özsaygı (Self-Esteem) derslerinin girmesi için ilk adımı attı ve özel bir okulda Özsaygı dersleri vermeye başladı.
Çok sayıda kitabı, çevirisi; hipnomeditasyon, zihin programlaması, motivasyon ve çocuk eğitimi CD’si vardır. Ayrıca Bütünsel Kinesiyoloji alanında yaptığı çalışmaları içeren, Bedenin Bilgeliği adında kapsamlı bir DVD çıkarttı.
Öncelikli hedefi, Bütünsel Kinesiyoloji (PiKi) eğitmenleri ve danışmanlar yetiştirerek eğitim, sağlık ve iş hayatı alanlarında topluma yararlı olmaktır.

5 Yorum

  1. Hani demişsiniz ya “Günümüzde küresel boyutta tüm devletlerin açlığı ortadan kaldırmaya, eğitime, sağlığa harcadığı her 1 dolara karşılık silahlanmaya 15 dolar ayırması” sorununa ekonomik ya da politik değil, bilinçsizlik diye. İşte bu yorumunuza benim cevabım: Bilinçsizlik mi? Bence “BENCİLLİK” ama “BİLİNÇSİZ BENCİLLİK.”

  2. Yazınız çok güzel, Zeitgeist hareketini duymuş olmalısınz! Hep birlikte bir şeylerin dünyada yanlış gittiğini bariz bir şekilde görüyoruz, bunu değiştirmek bilinç, zaman, planlama vs. gerektiriyor. İyi çalışmalar dilerim.

  3. Galiba insanlık her çağda, her devirde ve mekânda bazı krizler yaşıyor. Örneğin, Zamana Karşı filminde (In Time/Ekim 2011’de vizyona girmişti) gördüğümüz gibi, bir başka evrende (paralel evren?) insanlık “para” ile “zaman” kavramlarını değiştirince de bu dünyadakine benzer krizler yaşayabiliyor. Bence, her devirde ve her evrende yeni sınavlara girmek iyi güzel de, hep aynı tür sınavlara girmek (ve galiba hepsinden de sınıfta kalmak) nasıl izah edilebilir? Hiç evrimleşme (tekamül) olmuyor mu yoksa?!

    Ne güzel “reenkarnasyon”a inanıyorduk. Haziran sınavlarının birkaçını gönül rızasıyla eylül dönemine (gelecek yaşama) bırakabileceğimizi düşünüyorduk… Eeee, Greenwhich mahallesindekiler ne zaman ve hangi sınava giriyorlar? Yoksa “ölümsüz”lere hiç sınav/tekamül yok mu? Olimpos’ta krizlerin ve sınavların olduğunu biliyoruz. Biz ölümlüler için fiziksel veya ruhsal krizler (sınavlar) hep olacak mı? CEMAL RODOPLU, Ekim 2011, Istanbul.

Yorum Yap