İstanbul Oryantal Mozaik Korosu (İstanbul Mosaic Oriental Choir)

Beyza Dut

istanbul-mosaic-oriental-choir-i

Müzik Dünyayı Kurtarabilir

‘’Farklı müzik türlerini seviyorum. Bu bana bir tür meydan okuma hissi veriyor’’ diyor İstanbul Oryantal Mozaik Korosu grubunun üyelerinden Danimarkalı Eva.

Müziğin hem iyileştirici hem de birleştirici gücüne inanmış olan Maisa Al Hafez Türkiye’ye 2 yıl önce geldi ve geldiğinden bu yana hem Suriyeliler hem de İstanbul’da yaşayan pek çok farklı ulustan kişiler için çok farklı deneyimler yaşatan bir müzik grubunun öncüsü oldu.

Bu grup Arapça,Türkçe, Kürtçe, Ermenice, Farsça, Süryanice şarkılar söylüyor ve daha pek çok farklı dilden şarkılar söylemeye kararlı.

İşte bu grubun kurucu Maisa Al Hafez ile röportajımız:

 

istanbul-mosaic-oriental-choir-ii

 

İstanbul’a nasıl geldiniz? Bize hikâyenizi anlatır mısınız?

İç savaş başladıktan bir süre sonra Lübnan’a gittim, kamplarda 1 yıl boyunca çocuklar için sosyal destek projelerinde görev aldım. Müzik öğretmenliği yaptım. Ancak Lübnan’daki durumdan hoşlanmadım; her şeyden önce orada Suriyeliler büyük bir çoğunluk tarafınca iyi karşılanmıyordu ve ben kendimi bulamamıştım. Bunun üzerine Uluslararası Arap Okulu’nda görev almak üzere İstanbul’a taşındım. İlk andan itibaren çok sevdim burayı. Başta her şey çok zordu; çünkü hiç arkadaşım yoktu, dil bilmiyordum; çok basit şeyler bile çok zordu. Ev bulmak, mobilya bulmak, günlük ihtiyaçlar her şey… İlk iki hafta evimde eşyasız uyudum. Param olmasına rağmen nereden ne alınacağını bilmiyordum. 1 yıl sonra dil öğrenmeye başladım, burada yeni arkadaşlar edindim ve onlardan çok destek aldım. Şimdi bir Türk okulunda müzik eğitimi veriyorum.

Koro fikri nasıl ortaya çıktı?

Facebook’ta bir grup kurdum ve orada her türden müzik yapan kişileri davet eden bir çağrıda bulundum. İlk provamızda 35 kişi vardı ve sadece Suriyeliler değil, yabancılar da vardı çünkü bunu pek çok farklı gruba da postalamıştım. Böylece müzikle ilgilenen profesyonel olan ya da olmayan herkesten bir grup oluşturduk. Mosaic sadece bir müzik korosu değil aynı zamanda bir aile. Biz burada birbirimizin kültürünü, yeteneklerini paylaşıyoruz. Bazen farklı yemekler pişiriyoruz, kültürümüzü paylaşıyoruz ve birbirimize hikâyelerimizi anlatıyoruz.

 

istanbul-mosaic-oriental-choir-iii

 

Bu koro ne zamandır var? Bir yerden destek alıyor musunuz?

Mosaic, 2015 Mart ayından  itibaren aktif faaliyetlerine başladı.  Politik ya da finansal olarak herhangi bir yere bağlı değiliz. Biz sadece her hafta toplanıp çalışmalar yapıyoruz ve konser yapmamız için teklifler geliyor. Şimdiye kadar konserlerimizden ücret almadık. Zaten bizim niyetimiz müziğimizi paylaşmak ve sesimizi duyurabilmek.

 

Koronuzda kaç farklı etnik grup var?

Biz şu anda Rus, Alman, Danimarkalı, İsveçli, Ermeni, Türk, Kürt, Arap gibi pek çok farklı milletten gelen insanların oluşturduğu bir topluluğuz ve aramıza yeni kişiler katılmaya devam ediyor. Tabi ki bunda kendimizi pek çok dilde tanıtmamızın da etkisi oldu.

 

Sizce gruptaki diğer yabancı arkadaşların motivasyonu nedir?

Aslında her şeyden önce yeni bir şeyler deneyimlemek. Kalıcı ya da geçici olarak da olsa gruptaki herkes göçmen sayılır. Erasmus öğrencileri var, Arapça öğrenmeye çalışanlar ya da müziğin farklı versiyonlarını deneyimlemek için aramıza katılan pek çok acemi ya da profesyonel yabancı müzisyenler var. Fakat biz onlara yabancı demiyoruz. Çünkü zaten burada hepimiz hem yabancıyız hem de kendimizi buraya ait hissediyoruz.

 

Müziğinizle ne tür bir mesaj verdiğinize inanıyorsunuz?

Bizim koromuzda bir entegrasyon var. Konserlerimizde dünya kocaman bir evmiş hissine kapılabilirsiniz. Çünkü biz artık böyle hissediyoruz. İzleyicilerin de hepimizle bir bütün olduğunu görüyoruz. Çok mutlu oluyoruz. Bu mesajı doğrudan değil ancak dolaylı yoldan müziğimizle veriyoruz.

 

Koronun hedefi nedir? Gelecek için bu koroyla ilgili hayalleriniz var mı?

Bu nihayetinde Oryantal/Şark müziği grubu ve şu anda kadarki projelerimi Suriyeli göçmenler ile ilgili çalışmalarla ilişkilendirmekten çok mutluyum. Böylece dünyada medyada görülen Suriyeliden daha farklı bir Suriyeli yüzünü gösterme fırsatım oluyor. Şu anda Suriyeli denince medyada botlar, bombalar ve ölü insanlar gösteriliyor. Ancak göçmenlerin farklı bir yüzü daha var. Elbette hepimizin üzücü hikâyeleri mevcut ve var olmaya devam ediyor; şu anda mükemmel hayatlar yaşamıyoruz ancak en azından her hafta bir araya gelerek yeni bir şeyler yapmak, deneyimlemek ve yeni insanlarla tanışmak fırsatımız oluyor. Bizim için zaten her an her şey yeni ve bundan faydalanmaya çalışıyoruz.  Gelecekteki amacım bu koroyla uluslararası müzik festivallerine girebilmek, şimiden Türkiye’deki yerel festivallere davet ediliyoruz ve bundan çok memnunuz. Türkçe’den pek çok ortak şarkı keşfettik ve bunları Arapça, Ermenice, Farsça ve Kürtçe söyledik. Çok güzel tepkiler aldık. Bir sonraki aşama Avrupa’ya açılmak. Avrupa elbette herkes için iyi bir hayaldir. Bi ara ben de gitmeyi düşünmedim değil ancak sonra Avrupa’ya başarımla ve koromuzun sesiyle, uygun yoldan gitmeye karar verdim. Kendimi denize atarak değil…

Röportaj: Beyza Dut

 

17 yaşımdayken Kuraldışı Yayınevi kitaplarıyla tanışmamla birlikte psikoloji ile ilgilenmeye başladım. O zamandan bu yana kitaplığımın büyük bölümüne yeşil rengin hâkim olduğunu söyleyebilirim. Aynı yıllarda dünya tarihi ve siyasetine de meraklıydım. Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdim. Ancak psikolojiye özel ilgi duymaya devam ettim. İnsanların belli fikirlere olan eğilimlerinin ya da toplumsal olayların arkasındaki psikolojik altyapıyı incelemeyi seviyorum. Okul yıllarımda sınav kâğıtlarım doğru cevaptan ziyade kendime özgü yazılarımla dikkat çekti. Mezuniyetten sonra bir süre, toplum gönüllüsü olarak, küçüklüğümde bizzat öğrencisi olduğum ve sunulan alternatif eğitimin gerçek özgüvenimi kazanmamı sağladığını düşündüğüm yerde (TEGV-Eğitim Parkları’nda)eğitmenlik yaptım. Aynı zamanda çeşitli konser, sanat etkinlikleri ile siyasi uluslararası organizasyonlarda çalıştım. Bir yıldır bankacılık yapmama rağmen, aslında asıl yaptığım işin eve her gün yazı çiziyle dolu kâğıtlarla gelmek olduğunu fark ettim. Böylece benim için bilinçsizce yapılan bir eylem olan yazmayı bilinçli bir şekilde geliştirmeye karar verdim. Aslında ben hep yazıyordum. Bu bir anda yağmurun yağması gibi: Bulutlar yeterince kararmışsa yağmur nerede ve ne zaman olursa olsun yağmaya başlıyor. Bunun için olsa gerek yazmak aslında biraz beklemek meselesidir. Bulutlar yeterince kararmadan ve gerçekte yeterince olgunlaşmadan iyi yazı yazamazsınız. Her birikim bir ağırlıktır ve yazmak bu ağırlıktan kurtulmanın en güzel yollarından biridir. Üstelik bu sanatın diğer dallarıyla da mümkün ve ben nerdeyse hepsini seviyorum. Resim çizmeyi de çok seviyorum örneğin. Ancak yinede işin içine bir şeyleri yazarak ifade etme arzusu karışıyor. Küçükken resimlerimin üzerine yazı yazılamayacağını öğreten okuldaki resim öğretmenime ve başarılı karakalem çizimlerime rağmen biraz daha basit, karikatürize çizimler yapmaya devam ettim. Bu benim için güzel resim yapmaya çalışmaktan daha anlamlı oldu hep. Bir başka tutkum müzik ve galiba bu ilk sırayı alır. İçerideki kötü müzikten dolayı alışverişi yarıda kesip çıkabilen ve iyi müzik çaldığı için bir kafenin önünde dikilebilen ya da konuşmayı bırakıp kulan kesilen biriyim. Bunların yanında bir süredir tiyatro eğitimi alıyorum ve bunun yazı, müzik, resim sanata dair her şeyi kapsadığını, üstelik dünyadaki bedene hâkim olma tekniklerinin en iyisi olduğunu düşünüyorum.

 

Yorum Yap