Yeniler-Dergi

İÇİMDEKİ KADIN

İÇİMDEKİ KADIN

28-35 yaş döngümde annemin hayatını yaşadığımı anlamıştım. 21-28 yaş döngümde ise babamın hayatını yaşadığımı fark etmem çok geç olmadı. Yiyip, içip geziyordum, odağı dışarıda olan babamdım ben…

Neler oluyordu? Oysa ben “gerçek ben” olmak istiyordum…

İçimdeki gerçek benle tanışmam ise 35-42 yaş döngümde oldu…

ÖZGÜR KUŞLAR

ÖZGÜR KUŞLAR

Annem, babamın izni olmadan hiçbir yere adım atamıyordu. Sevdiklerine özlem duyuyor ama her seferinde kafası estiğinde gidemiyordu.

“Annem evdeki sıkıyönetimden çok bunaldığı anlarda da “Bu ev benim hapishanem” derdi zaman zaman. Pek haksız da sayılmazdı.

DÖRT PENCERE

DÖRT PENCERE

Sırlarım, hatalarım, utandıklarım.

Kendime saklayıp kömür çuvalı,

Ömür boyu taşıdıklarım.

Kıskanç, öfkeli, alıngan, kibirli…

Hayır! Bunlar mı anlatacak beni?

Yadsıdıklarım.

BEBEK DİLİ: BEŞ FARKLI AĞLAMA TÜRÜ

BEBEK DİLİ: BEŞ FARKLI AĞLAMA TÜRÜ

Dünyaya gelmesini sabırsızlıkla beklediğiniz bebeğinizi nihayet kucağınıza aldınız. Ama daha ilk günen uyku size haram olmaya başladı bile. Onu daha yeni beslemiş olmanıza rağmen bebeğiniz avazı çıktığı kadar ağlıyor. Altına bakıyorsunuz, temiz. Ne yapacağınızı bilemez halde susması için bebeğinizin ağzına memenizi ya da biberonu dayıyorsunuz. Bir iki yudum emdikten sonra yine yaygarayı basıyor. Niye huysuzluk yapıyor bu çocuk diye söyleniyorsunuz belki. Ne istiyor bu çocuk? Acaba gazı mı var? Acaba hasta mı? Acaba yorgun mu? Acaba….

SARILMAK BEDAVA

SARILMAK BEDAVA

Aile terapisti Virginia Satir, sağlıklı ruhsal gelişim için insanın günde on iki sarılmaya ihtiyacı olduğunu söylüyor. Günde sekiz sarılmanın bizi eh işte idare ettiğini, dörtten az sarılmanın ise bizi sağlıksızlaştırdığını söylüyor. Sadece fiziksel sağlıksızlıktan bahsetmiyor.

Yaşam Okulunun En Zor Dersi: Özsaygı

Yaşam Okulunun En Zor Dersi: Özsaygı

Özsaygı, kendimizi hem değerli, hem de karşılaştığımız sorunlarla başa çıkabilecek kadar yeterli hissedebilmektir. Bu iki duygu, değerlilik ve yeterlilik duygusu özsaygının temelini oluşurur. Tek bir cümleyle açıklamak gerekirse özsaygı, olduğunuz kişiyi beğenmektir. Kaynağı, çocukluğumuzda sevildiğimiz ve değerli bulunduğumuz ailemizden gelir. Bazı duygularıyla alay edilen, bazı duyguları yasaklanan, bazı duyguları ayıplanan çocuklar, zaaflarını ve korkularını gizleyen yetişkinlere dönüşürler. Kendi duygu dünyasını gizleyen, hayatlarından çıkaramadıkları duyguların ağırlığı altında ezilen ve duygu doğasına saygı gösteremeyen bir yetişkin, sizce yaşamını yaşanmaya değer kılmış bir insan mıdır?

BİLGELİĞİN İZİNDE

BİLGELİĞİN İZİNDE

Ali Rıza Malkoç
Gönül arzu ederdi ki bu kitabın bu toplumda en az 500 bin satışı olsun, okuyanların manevi kasları gelişsin. Neden mi? Çünkü Kişisel ve toplumsal sorunlar artan bir ivme ile devam ediyor. Çözüm için reçeteler sunulsa da pek faydasını göremiyoruz. Bu açığı eğitimle, bilimle, kitapla kapatmak zorundayız. Kitap içerik olarak, bireysel mutluluğu besliyor. Kişinin, mutlu olma hakkı var olduğunu kabul ederek bu arayışa öneriler sunuyor. “şu inanca tabi olacaksın” “şu dine inanmayacaksın” diye bir öğretisi, öngörüsü yok.

AYRILIĞIN BEDELLERİ

AYRILIĞIN BEDELLERİ

Yeni doğan bebeğin doğar doğmaz, daha göbek bağı kesilmeden annenin koynuna verilmesinin önemi çok büyük. Anne koynu yavrunun “doğal ortamı”dır. Oysa gelişmiş dediğimiz ülkelerde, doğumdan hemen sonra bebeğin yıkanması, tartılması gibi hiç de acil olmayan işlemler için anneden ayrılması yaygın bir uygulamadır. Bu işlemler sırasında bebeğin canhıraş ağlaması da bebeğin “normal” davranışı olarak kabul edilir. Yaygın uygulama olduğu için “normal” görünen bu tepki, hiç de “sağlıklı” değildir.

Okul Sahiden Gerekli midir?

Okul Sahiden Gerekli midir?

Çocuğumuz “bugün okul var mı?” sorusunu ümitsizce sorduğu zamanlarda neyi yanlış yaptığımızı düşünmek yerine, gerçekleri bir düşünelim mi? Ülkemizin herhangi bir yerindeki sıradan bir okula bakalım: Yetişkinlerin 9’da mesaiye başlamadığı, yani çalışmak için sabah 9’dan önce hazır olamadığı bir ülkede, çocuklar 7.30’da ders başında olmak zorundalar. Okul günleri giderek uzamış ve daha az eğlenceli olmaya başlamış.

ANNEM VE BEN BİR’İZ

ANNEM VE BEN BİR’İZ

Bebekler doğumdan itibaren anneleriyle iletişim kurmaya hazırdır. Bebek eğer annenin aldığı ilaçların uyuşturucu etkisi altında dünyaya gelmemişse, yani tümüyle ilaçsız, epiduralsız ve vajinal doğumla dünyaya gelmişse annenin yüzüne dikkatli bir şekilde bakar. Bebeği yakından izleyen herkes bu bakışın yoğunluğunu çok iyi bilir. Göbek kordonu kesilene kadar anne ve bebek kelimenin gerçek anlamıyla BİR’dir. Yani tek bir biyolojik organizma olarak davranır.

Öğrenmeyi kolaylaştıran egzersizler ve kinesiyoloji

Öğrenmeyi kolaylaştıran egzersizler ve kinesiyoloji

Çocuğunuzu zorlayan konular hakkında düşüncelere daldığınız her seferde şunu aklınıza getirin: Her gün hoşlanmadığımız komşuları, geçim derdini, haberlerde seyrettiğimiz kan donduran olayları, trafik keşmekeşini, sinirimizi bozan mesai arkadaşlarımızı veya sürekli zırıldayan komşu çocuklarını kabullenmek zorunda kalıyoruz. Çocuğunuz da bağ kuramadığı öğretmenlerle, derste huzurunu bozan sınıf arkadaşlarıyla, hiçbir şeyi beğenmeyen ebeveynleriyle, tam ders çalışırken gürültü yapan kardeşleriyle uzlaşmak zorunda.

Blogcu Anne: Sen ne yaşıyorsan dünyanın bir yerlerinde başka kadınlar onu yaşıyor.

Blogcu Anne: Sen ne yaşıyorsan dünyanın bir yerlerinde başka kadınlar onu yaşıyor.

Bazı blogların tedavi edici bir etkisi vardır. Bazıları eğlenceli, bazıları bazıları bilgi edindirme amaçlıdır. Bazıları alışkanlıktır, vazgeçilmez bir rutindir, bazıları ihtiyaçtır. BlogcuAnne.com tüm bunların ve daha fazlasının karmasından oluşan, Türkiye’nin ilk bloglarından. Anne-baba olmak gibi sabır ve dayanıklılığı şart koşan zahmetli bir işi yıllardır yazıp çizen Elif Doğan’la yazlık bir sohbet yaptık. 19 aylık oğlu Derya’yı uyutup, diğer iki oğlu Derin ve Deniz’i kitaplarla dolu bir masada bırakarak sorularımızı cevapladı.

Hikâye Anlatıcılığı… Hayalden Hayata…

Hikâye Anlatıcılığı… Hayalden Hayata…

Masallar insanların birbirleriyle iletişim kurma aracı. İnsan ruhu, içinde bulunduğu evreni ve kendi iç evrenini anlama serüveninde imgeler yaratmış hep. Bu imgeler zamanlar boyunca simgelere dönüşmüş. Simgeler ise anlatılar üzerinden kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Masallar hep bir anlama, anlamlandırma güdüsüyle anlatılagelmiş.