Nükleere Geçene Kadar…

Dr. Volkan Demir

Gelişmekte olan ülkelerin en büyük ihtiyaçlarından biri olan enerji, yeni buluşlar ve araştırmalar ile kaynak çeşitliliği genişletilirken, üretiminde eski ve çevreye zarar riski oluşturabilecek teknolojilerin kullanıldığı önemli bir araç. Hayati bir ihtiyaç olan enerjinin üretimi, ülkelerin yatırım ve harcamalarında önemli bir paya sahip olduğu için cari açıkların en önemli kalemleri arasındadır. Günümüzde popüler olan nükleer enerji yatırımları ülkemizin gündemindedir ve nükleer enerji santrallerinin hayata geçirilmesi konusunda adımlar atılmaktadır. Halen dünyanın 31 ülkesinde bulunan nükleer enerji santralleri, dünya enerji üretiminin %17’sini gerçekleştirmektedir. 1970’li yıllarda hızlanan üretim ve tüm dünyada artan enerji ihtiyacı sırasında açığa çıkan petrol darboğazından çıkmak için nükleer enerjinin gücünden faydalanılmıştır.  Halen kullanımına devam edilen bu teknolojilere kimi ülkeler sımsıkı sarılırken kimileri de kurtulmanın yollarını aramaktadır. Yakın zamana kadar nükleer enerjiden vazgeçemeyen gelişmiş ülkeler, yeni enerji üretim kaynaklarının geliştirerek, nükleer enerjinin tek seçenek olmadığını göstermişlerdir.  Bugün gezegenimizde bulunan nükleer reaktör sayısı 438’dir; bunlar, yeryüzünde üretilen enerjinin yaklaşık 1/5’ini karşılamalarına rağmen insanlığı ciddi çevresel tehditlerle karşı karşıya getirme riski taşırlar. 2011 yılında enerjisinin %28’ini nükleer güçten elde eden Almanya, toplam 17 tane olan nükleer enerji santrallerini kademeli olarak kapatma kararı almıştır. Bu, Almanya’nın doğal enerji kaynakları, doğru enerji yatırımları, geri dönüşümü en etkin şekilde kullanma ve en önemlisi israfa karşı toplum bilincini yüksek seviyeye çekmesi ile elde ettiği bir başarıdır. Almanya gibi sanayi devi bir ülkenin bunu yapabilmesi, henüz bu tehlikelerden uzak olan ülkelere oldukça önemli mesajlar vermektedir. Hepimiz nükleer, termik ve hidroelektrik santrallerin yarattığı çevre felaketlerini biliyoruz. Daha fazla çaba sarf etmemiz gerektiğini anlamamız için daha kaç tane felaket yaşamamız gerekiyor?  Doğa ile uyum içinde yaşayan ilkçağ insanı zamanla bir doğa katiline dönüşürken içinde doğa sevgisi barındıran bizler neyi bekliyoruz?

SAYFA-BOLUMU

Artık bekleme zamanı geldi de geçti, artık somut gerçeklerle uğraşıp, israfı azaltıp, dünyanın kaynaklarını doğru kullanarak hepimize yetecek bu güzellikleri koruma çalışmalarına destek vermeliyiz. Nasıl mı? Gereksiz tüketimi önleyerek başlayabiliriz.

Standart bir ailenin ortalama aylık enerji tüketimi 230 kilowatt olarak hesaplanmaktadır. %45 daha tasarruflu çalışan A sınıfı elektrik tüketen ev eşyaları alarak tasarrufta önemli bir adım atabiliriz. Küçük ev aletleri denen ancak ev tüketiminin %31 ini gerçekleştiren ve senede ülkemiz bütçesine 1 milyar dolar zarar vererek pek de küçük olmadıklarını gördüğümüz bu gereçleri A sınıfına çevirmek bile güzel bir başlangıç olabilir. Ülkemizdeki konutların %85’i yalıtımsız. Binaları ısıtmak ve soğutmak için yaklaşık %50 daha fazla enerji tüketiyoruz ve ne yazık ki ithal ettiğimiz enerjinin %34 ünü konutlarda tüketiyoruz, bu da cari açığımıza 9 milyar dolardan fazla bir yük bindiriyor. Ev ve konutlarda yalıtıma önem vererek, buzdolaplarını hava akımı olan yerlere yerleştirerek doğru ısı ayarlarında, yiyecekleri dışarıda iyice soğutarak ve dolabın içini efektif kullanarak tasarruf etmeliyiz. Ocak ve fırında düz tabanlı kaplar kullanılarak, ısıtma esnasında fırının kapağını sıkça açmayarak, yemekleri kapaklı kaplarda ve ön ısıtma yapmadan pişirerek tüketimimizi azaltmalıyız. Çamaşır makinelerini tam dolmadan ya da yüksek ısıda çalıştırmayarak, doğru yıkama programları seçerek, bulaşıkları makinede yıkayarak, ütü alırken kurutucu gücü düşük, buhar kapasitesi yüksek ütüler alarak, çamaşırları nemliyken ütüleyerek, elektrik süpürgelerinin torbalarını sıklıkla değiştirerek, televizyon ve ses sitemlerinin fişini çekerek, saç kurutma makinesini başımızı havluyla iyice kuruladıktan sonra kısa süre kullanarak, tasarruflu ampuller kullanarak israfa son vermeliyiz. Ufacık dokunuşlarla büyük farklar yaratabiliriz. Kendi bütçemize de önemli bir katkı sağlayacak tasarruf, yaşam alanımız olan eşsiz dünya ile bağlarımızı daha da kuvvetlendirecektir. Ülkemizin ortalama enerji tasarruf potansiyeli %25’tir. Aslında nükleer enerji santraline henüz ihtiyacımız olmadığını görmek zor değil sevgili okurlar. Doğanın sesine kulak verelim, yoksa sadece kendi yok oluşumuzun çığlıklarını duyacağız…

 

Ankara doğumlu, İlköğrenimini Ankara, ortaöğrenimini Balıkesir’de tamamlayarak İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı üniversitenin Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü’nde yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladı. Deniz koruma, Denizel ekosistem, Deniz kirliliği, Özel Çevre Koruma Bölgeleri konularında çalışmalar ve araştırmalar yaptı. Türkiye’nin tüm denizlerinde ulusal ve uluslararası bilimsel çalışmalara katıldı. Halen aynı kurumda çalışmaya devam etmektedir. Bilimsel ve sportif çalışmalarının yanı sıra Çevre Koruma, Deniz Kazaları, Denizde Arama Kurtarma ve Deniz temalı sosyal çalışmalar gerçekleştiren kurumlara danışmanlık yapmakta, yine bu kurumlar için çeşitli seminer ve sunumlar gerçekleştirmektedir.

Yorum Yap