Ölümle Yaşam Arasında Akasya Aslıtürkmen

Berin Yavuzlar

Berin Yavuzlar Kuraldışı Dergi için konuştu

Ne ölümden korkuyor Akasya Asıltürkmen ne de yalnızlıktan. Hayat güçlü olmayı öğretmiş ona. “Denedin, yenildin. Yine dene, daha iyi yenil” sözünü ilke edinmiş ve korkunun çözümünü yine korkunun içinde aramış. Doğrusu, hâlâ da arıyor. Oyuncu Akasya Asıltürkmen’le korkular üzerine bir sohbet…

Hayattaki en büyük korkunuz nedir?

Belirli bir korkum yok. Cesaret edememekten korkarım. Bırakmaktan, gücümün yetmeme olasılığından, zaman zaman başarısızlıktan, birinin yahut bir şeyin canımı yakmasından korkarım.  Basit ve anlık korkuları saymıyoruz herhalde! (Gülerek) Bazen arkamdan “Böö!” yaparlarsa da korkarım tabii…

Korkularınızın size yanlış kararlar aldırdığı, hatalar yaptırdığı oldu mu?

Olmaz mı… Eskiden hayalini kurduğum şeyin sonunu getiremediğim olurdu. Endişe duyar, uygulama esnasında bahaneler bularak o işi yarım bırakırdım. Sonuçları da üzücü olurdu. Bir bakardım bir başkası çok daha sıradan bir hayali hayata geçirmiş! Ben de hayıflandığımla kalırdım. Genelde korkularımın üstüne giderim ama!

Nasıl gidersiniz korkularınızın üstüne?

Trafik kazası mı geçirdim, ehliyet alırım hemen. Yükseklik korkum mu var, “bungee jumping” yaparım. Bunların hepsini yaptım bu arada. Korkuyu deneyimlemek onun çözümünü içinde taşıyor. Derman derdin içinde yani!

Korkularınıza yenik düştünüz mü hiç?

Yenik düştüm diyemeyeceğim. Hâlâ üstünde çalıştığım korkularım var. (Gülerek) Hem de defalarca! Denemekten vazgeçmedim asla. Samuel Beckett ne demiş; “Denedin, yenildin. Yine dene, daha iyi yenil.”

Üstesinden gelebildiğiniz bir korkunuz var mı? “Adam sen de…” dediğiniz bir korku…

Var, var, varrr! Akrep korkusu, karanlık, yükseklik, balıklama dalış, koreografi, motor kullanmak… Hımm… Şimdilik bu kadar.

Ölümden korkar mısınız?

Sıfır! Daha önce kendisiyle birkaç defa yüz yüze geldik. Ölümle yaşam arasında kalmak biraz zor sadece. Dikkat ettiyseniz korkunç demedim, zor dedim. O deneyimi yaşarken güç kendiliğinden geliyor insana. Yaşama içgüdüsünün nelere kadir olduğunu tüm hücrelerimde hissettim ben. Ah bir de hayat bu farkındalığı unutturmasa!

Siz nasıl bir süreçten geçtiniz, neler yaşadınız?

Trafik kazası geçirdiğimde 27 yaşında, hayatını istediği gibi kurmuş, iki yeni iş anlaşması yapmış, kısacası harika bir durumdaydım. Birdenbire kendimi 32 dikiş, üç diren deliği, yedi kırık ile yatalak halde buluvermiştim. Dalağım yoktu ve karaciğerim iki yerinden yırtılmıştı. Annem altıma sürgü koyuyordu. 17 yaşından beri yalnız yaşıyordum ve bu tahmin edersiniz ki çok ama çok güç bir durumdu. Disiplinli bir atlet gibi hazırlandım hayata. İnanılmaz bir konsantrasyon ve güce sahiptim. Bana; “Bir sene sahne yok, seni yürüteceğiz” dediler. Kırıklarımı sorduğumda doktor; “Olumsuz olasılıkların çokluğu…” diye başlayan bir cümle kurdu. Odadan çıkmasını rica ettim ve takriben altı hafta içinde ayağa kalktım. Üç ay sonra 14 şarkılı ve danslı bir oyunda başrol oynadım. Borçlarım vardı o dönem ama araştırdım ve trafik sigortasının tazminat ödemekle yükümlü olduğunu öğrendim. Kendime bir avukat tuttum veee yüz bin lira tazminat aldım. Hatta o parayla kendime bir ev bile aldım! (Gülerek) Kısmet Apartmanı’nda!

Sonrasında hayata bakışınız değişti mi?

Herkes bu sorunun cevabını merak ediyor sanırım. Ölümden dönenleri hemen tanıyabilirsiniz aslında. Farklıdırlar, bunun bir şans olduğunu bilirler. Yaşama sevinçleri yoğundur. Eğer daha büyük bir travma yaşamamışlarsa, başına hiçbir şey gelmemiş bir insandan daha çok bağlıdırlar hayata. Tabii mevcut imkânlarıyla…

Nasıl bir ölüm istersiniz kendiniz için?

Güneşli, güzel bir günde temiz, aydınlık bir odada; torunlarım, torunlarımın çocukları, sevdiklerim etrafımda bana veda etmek için dizilmişken huzur ve mutluluk içinde ölmek isterim. Bembeyaz saçlarım omuzlarımdan dökülürken, yaşım icabı ölmek… Büyük anneannem hep; “Kimseye muhtaç olmadan ölmeli” derdi. Ben de katılıyorum ona. Zaten öyle ayrıldı aramızdan. Bir de arkamdan ağlanmasın. Herkes yesin, içsin, birbirleriyle anılarını paylaşsın.

“Sahne korkusu” yaşadınız mı hiç? Sahneye çıkmak nasıl bir şey sizin için?

Bir oyuncu için sahne korkusu motivasyondur. Kronik bir rahatsızlığa dönüşmediği sürece tabii… Profesyonel bir oyuncu kariyerinin her döneminde böyle bir travma yaşayabilir. Bazen rol zor gelir, bazen yönetmen ve oyuncu anlaşamaz yahut kişisel sorunlar sahne performansını etkileyebilir. Ben sadece üniversite yıllarımda yaşadım benzer bir şey; ki bu genç bir oyuncu için gayet normal. Üstelik ileride çok işe yarayan bir deneyimdir.

Sahnede tüm korkularınızdan uzaklaştığınızı söyleyebilir miyiz?

(Gülerek) Yoo! Sahnede korkularınızla kucaklaşırsınız. Korkularınızı yönetirsiniz ve bunun hazzını yaşarsınız. Sahne benim korku tünelim. Müthiş eğlenceli bir korku ama! Üstelik siz korkuyla damağınızı çekerken, bir yığın insan sizi alkışlıyor!

İnsanlardan korktuğunuz olur mu? Veya insanların en çok hangi yönü sizi korkutur?

İnsanları severim. Daha başta 100 puan kredileri vardır benim için, kolay da bitmez. Yoldan çıkmış, sağlıksız, hasta ruhlu insanlar ürkütücü gelir. Onları hissederim. Fark ettiğim zaman da uzak durmaya çalışırım. Bazen geç kalabiliyor insan. Geç olsun ama güç olmasın. Antenleri açık tutmak lazım. Birkaç tatsız deneyim yüzünden insanlara sırtımı dönmem ben.

Kalabalıktan korktuğunuz olur mu? Kalabalık yerlere girmekten, kalabalıklar içersinde yalnız biri olmaktan korkar mısınız?

Eğer kendinize güveniniz yoksa kalabalık yahut yalnızlık eşit derecede korkutucu olabilir. Ben kalabalıkları severim, kalabalıkta yalnız olmaya ise bayılırım. İzdiham filan yaşanmadığı sürece kalabalık, yabancı ortamlar ilgimi çeker.

Özel hayatınızda bağlanma korkusu duyan biri misiniz?

Bağlanma korkusu duyan insan bağlanmaya meyillidir. Ben aksine vedalaşmaya meyilliyim. Her şeyle zamanı geldiğinde vedalaşabilirim. Üstelik sevgi dolu eylemlerde bağlanma yoktur gibi geliyor bana.

Bağlanma korkusu duyan bir erkek çıksa karşınıza onu değiştirmeye çalışır mısınız?

Kimseyi değiştirmeye çalışmamaya çalışırım. (Gülerek) Daha doğrusu keşke bunu tamamen kavrayıp becerebilsem. Kendini seven insan sevgi dilenmez yahut sadaka gibi ilgi vermez. Kendini sevmeyen insan, başkalarını sevemez. Ben de kendini sevmeyenden uzak dururum.

Aşktan korktuğunuz oldu mu hiç?

Hayır! Aşk aşktır! Yanlış yahut doğrusu yoktur. Âşık olduysam, yaşarım.

Aldatmak ve o yükün altında ezilmek fikri mi daha korkutucu yoksa aldatılmak fikri mi?

Bu konularda kesin bir şey söylemek zor. Yargılamadan yaklaşmak gerektiğini düşünürüm hep. O duruma sebep olan gerekçelere bakmak lazım. Aktris Britt Ekland; “Evli bir erkekle olmam demedim, mutlu ve evli bir erkekle olmam dedim” diyor.

Bir gün yaşlanmaktan, eskisi kadar genç ve güzel olamamaktan korkuyor musunuz?

(Gülerek) Bundan hiç endişe duymadığım günlerin geleceğini umuyorum…

Yalnız yaşlanma fikri sizi korkutuyor mu?

Yalnız yaşlanmanın bir zararı yok, eğer o yalnızlık seçilmişse. Ben yalnız kalacağımı sanmıyorum ama yalnız kalmak isteyeceğim zamanlar olacaktır.

Güzel ve fakat korkutucu bir şey var mı bu hayatta?

Bunun cevabı çok kolay; sahneye çıkmak, rol yapmak. Hem güzel hem de korkunç!

Korkulara dair bir film, oyun, söz ya da hikâye var mı anlatmak isteyeceğiniz?

Shakespeare bu konuda şöyle diyor: “İnsanların çoğu; Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için / Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için / Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için / Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için / Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için / Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için…”

Oyuncu Akasya Asıltürkmen şu sıralar İstanbul Devlet Tiyatroları’nda Fesleğen Çıkmazı adlı oyunda ve Star TV’de yeni başlayan Bana Bunlarla Gel adlı komedi programında oynuyor. En son NTV’de yayınlanan Sahne Klasikleri kuşağında, W. Shakespeare’in Hamlet adlı oyununda Ophelia’yı canlandırdı.

berin@istanbul.com

Kendi planlarına göre astronot, babasına göre bilgisayar mühendisi olacaktı.
İkisinin de yakınından bile geçmedi.

Önce azıcık İspanyol Dili ve Edebiyatı okudu, sonra soluğu Mimar Sinan’da aldı, seramik okudu. O aralar yazmaktan ve okumaktan anladığı çıktı ortaya. Üniversiteyle birlikte çeşitli dergilere çeviri, derleme, editörlük derken önce Discovery Channel, ardından National Geographic dergisinde çalıştı. Sonra soluğu Marie Claire’de aldı. Orada da yazdı, çizdi, bol bol röportaj yaptı, sanat yönetmenliği ve moda editörlüğüne girişti.

Bugünlerde serbest gazetecilik yapıyor, bir internet portalını idare ediyor ve ucundan kıyısından sanat yönetmenliğine devam ediyor.

 

berin.yavuzlar@gmail.com

Yorum Yap