Peter Pan’dan Kristal Elma’ya Ete Kurttekin

Berin Yavuzlar

Berin Yavuzlar Kuraldışı Dergi için konuştu

“Küçük çocukların gerçeği sakladığını hiç duydun mu? Çocuklar kandırır ama aldatmaz” diyor Ete Kurttekin, yeni çıkan albümündeki Peter Pan şarkısını anlatırken. Her ne kadar artık büyüdüğünü söylese de çok naif duygular besliyor müziğe karşı. Sanki her defasında gitarı eline ilk kez alıyormuş gibi heyecanla sarılıyor bestelerine. İşte tam da bu heyecan onu farklı kılan.

Ete Kurttekin bugüne dek sayısız reklama müziğiyle hayat vermiş bir isim. Yaptığı cıngıllarla bir reklam filmini adeta bir video klibe dönüştürmek onun en iyi bildiği şey. Geçtiğimiz yıl kazandığı Kristal Elma Ödülü bunun somut örneği. Yıllarca Özlem Tekin, Demir Demirkan, Özge Fışkın gibi isimler için bas çalan, besteler veren Kurttekin artık sesiyle de karşımızda. Onu önce Av Mevsimi filminin Benden Adam Olmaz şarkısında dinledik. Şimdiyse altı yıllık emeğinin ürünü Suyun Üstüne albümüyle kulaklarımızın pasını siliyor.

Ete Kurttekin kim? Kendiniz için ilk ne dersiniz?
Bunu tek kelimeyle anlatmak zor ama müziğin içinde yaşamak isteyen bir adam… En önemlisi bu. İnsanlara başta fazlaca değer veren, sonra yavaş yavaş yontan, sabırlı ama tepesi attığı zaman çok ağır çıkışlar yapabilen bir adam.

Müzik yapmakla düzenli hayat sanki bağdaşmıyor gibi. Siz bunu nasıl başarıyorsunuz?

Sanırım özellikle İstanbul’daki müzik dünyasının getirdiği bir yanılgı bu. Bir insan normal bir iş yapıp aynı zamanda müzik yapabilir. Ben bunun canlı örneğiyim hatta ama kolay oluyor diyemem. Şans da var işin içinde. Arkadaşlarım olmasaydı ben bu kadar düzgün bir işte çalışıyor olmazdım; çok daha farklı yerlere olabilir, bataklıklara saplanıp kalabilirdim.

Düzenli iş insana ne katıyor?

İş insanı disipline eden bir şey. Müzik disiplin işi. Aslında hayatınızda yaptığınız her şey disiplinle alakalı. Ben tembel değildim hiçbir zaman ama disiplinsizliğim yüzünden hep tembellikle yargılandım. Belli bir yaşa kadar, bu işe girene kadar bu böyleydi. Hayat bir şekilde regüle edince insanı, o tak diye yerine oturuyor. Ama tabii iki kat vardiya gibi düşünmek lazım bunu. Buradan azaltıp oradan çoğaltamıyorum. Altı yedi sene sürdü bütün o bestelerin çıkması.

Rutin bir hayat içinde heyecanlarınızı kaybetmediniz öyle mi?

Orada hedefi nereye koyduğu önemli insanın. Bu şirket bir basamak, 60 yaşına kadar burada çalışacağım demedim hiç. (Gülerek) Gerçi on sene önce girdiğimde iki sene çalışırım en fazla demiştim.

Hedef neydi? Albüm mü?

Albüm fikri bana çok geç geldi. Ben hiçbir zaman frontman olmayı düşünmedim. Hayalini herkes kadar kurmuşumdur. Daha yakışıklı adamlar var, daha güzel kadınlar var, ben bas gitarımla mutluyum diyordum. Ankara’da bir grubum vardı, sekiz şarkılık bir albüm yapmıştık, albümün mastering’inin yapılmasına bir hafta kala grubun vokalisti çekti gitti. Sonra bir tur daha benzer bir şey oldu. İstanbul’a geldim, yine olmadı. O zaman ben kendim bir şey yapayım bari dedim. Şimdi bana, beraber bir şeyler yapabileceğimize çok inanan bir grubum var. İkinci albümü Ete Kurttekin olarak çıkarmayabilirim bile.

Egoyla aranız nasıl? Bir sorununuz yok sanırım.

Yok… Ben müzik yapmak istiyorum. Egomu göstermek istemiyorum. Ben şahaneyim, beni sevin de demek istemiyorum. Sevilmek, beğenilmek hoşuma gider, takdir edilmek hoşuma gider, seksi olmak çok hoşuma gider ama hayatın amacı bu olsaydı o zaman estetik ameliyat yaptırırdım, daha ucuza gelirdi bana.

Peki özellikle bir reklam ajansında çalışmak size ne sağladı?

Reklam ajansında çalışıyor olmak benim avantajım. İnsanların büyük kitleler olarak nelerden hoşlanıp hoşlanmayacağını, estetik anlayışını belli bir yerde tutan bir ajansta olduğum için bir şeyler oldu. Öğretmenlerim çok iyiydi bu anlamda. Bir tanesi sinemada iyi; Yavuz Turgul, bir tanesi de işadamı olarak iyi, Jeffi Medina. Bu çok önemli bir şey, herkese nasip olmaz.

SAYFA-BOLUMU
A V  M E V S İ M İ

Yavuz Turgul’la müzikal anlamda nasıl bir diyaloğunuz var?
Yavuz Ağabey gitarist aynı zamanda. Günde sekiz saat gitar çaldığı dönemler olmuş. Müzikle yaşayan, her türlü müziği dinleyen bir insan. Bas gitarının tellerini değiştirmek için getirmişti bir gün. Bas bir geldi, uçuyor. Punk kafalı sesleri çok iyi çıkartan bir bas. Çal, çal, çal… Albümün kayıt aşamasında ödünç aldım bası Yavuz Ağabey’den. Albüm bittikten sonra hemen bir kopyasını verdim kendisine, “Bakın sizin basla yaptım bunların bir kısmını” dedim. Albüme bayıldı, “Müthiş!” dedi. Sınıfı geçtik dedim. O diyorsa tamam çünkü.

 

Av Mevsimi filminde Benden Adam Olmaz’ı söylemeniz nasıl gelişti?
Kaçak’ın vokalistlerinden Ali Seval yazmış Benden Adam Olmaz’ı, çok da güzel söylemiş. Av Mevsimi’nin senaryosu çıktıktan sonra, bu sahneye bu şarkı ne güzel oturur deniyor, her şey hazır. Fakat Yavuz Ağabey’in kafasındaki ses o değil büyük ihtimal. Sonra Ete söylesin deniyor. Burada bir sene boyunca “Kes, şu kadar saniye olsa, peki şöyle olsa, tek nakarata düşürsek” diye çalışa çalışa nihayete erdi şarkı. Şans eseri bu kadar yapışan bir şarkı oldu bana. Çok benimsedim şarkıyı.

K R İ S T A L  E L M A

Jeffi Medina nasıl bir patron?
Herhalde insanın sahip olabileceği en iyi patron. Her anlamda destek oldu bana albüm sırasında. Bir de hocalık tarafı var, ajansa ilk girdiğimde bana cıngıl konusunda bazı tüyolar verdi. Bazen Yavuz Turgul da gelirdi, bayağı ders gibi dinlerdik biz onların ağzından çıkanları. Çok güzel bir tanımı vardır Jeffi Bey’in; cıngılın ilk bir iki saniye içersinde “Alo, hop, bir dakika beni dinler misiniz” yapması lazım, ilgiyi direkt üzerine çekmesi lazım.

Televizyonda reklamları izliyor musunuz?

Hayır… Zaten televizyon seyretmiyorum. Sinemaya gittiğim zaman maruz kalıyorum. Allah kahretsin dediğim cıngıllar da oluyor. Bazen de çok güzel işler çıkıyor. Sonuçta iyisi var kötüsü var. Her ürün pazarında olduğu gibi…

Kim ne yapmış diye takip ediyor musunuz?

Çok fazla bakmıyorum. Ben kompetan “jingle maker” kafasında değilim çünkü. Özellikle o iş için yapılmış ufak şarkıcıklar yapıyorum. O ürünün etrafında dolaşan hissiyatın olabilir, kendi ihtiyacın olabilir, onlara ait şarkıcıklar yapıyorum.

Bunun sonucu olarak hangi çalışmanızla aldınız Kristal Elma’yı?

Milliyet’in reklam dünyasındaki kreatif gençler için düzenlediği Genç Aslanlar adında bir yarışma var. Bu çocukları gaza getirmek için nüktedan bir film hazırlayalım ve reklam camiasının duayenlerinden birine ithaf edilsin diyorlar. Bu da reklam gurusu Alex Bogusky oluyor. Ben de senin gibi olacağım bir gün konseptli bir iş yaptım ve çok beğenildi, ödülü aldım.

Aynı yıl Cem Yılmaz da ödül aldı.

Evet, yanlış hatırlamıyorsam Turkcell kampanyası için yaptığı müzikle aldı.

Cem Yılmaz müzik de mi yaptı?

Tamamını kendisi mi yaptı bilmiyorum. Fikir ondan çıkmıştır, sonra Ömer Ahunbay’a veya başkasına götürmüş olabilirler. Hiçbir fikrim yok. Kendi evinde stüdyosu olduğunu biliyorum ama onu ne kadar efektif kullandığını bilmiyorum. İnşallah kullanıyordur çünkü çok canavar bir stüdyosu var. Ben de diyorum yakında stand up yapmaya başlayıp onu kendi alanında mat etsem mi acaba? (Gülüyor) Ya şaka yapıyorum, ne alakam var. Sadece bazen burası benim alanım, çekilsene oluyorsun.

Bu işe yıllarını veren biri olarak sinir bozucu geldi mi Cem Yılmaz’la aynı ödülü almak?

Sinir bozucu bir şey değil bu. Cem benim çok sevdiğim bir adam her şeyden önce. Yalnız bizim milletin şöhret manyaklığı var. Onu oraya koyduğun zaman mutlaka iyi iş çıkacak diye düşünülüyor. Cem çok yeteneklidir, o ayrı. O da bunu bir mücadele olarak görüyor. Zevk alırsa yapıyor ve başarılı oluyor.

A L B Ü M E  D A İ R

Reklam cıngılı bestelemekle albümdeki şarkıları bestelemek arasında nasıl bir duygu farkı var?
Birisine iş, öbürüne aşk gibi bakmak gibi net bir ayrım söyleyemem ama birisinde aşk tarafı daha fazla diyebilirim. Özünde bu albümdeki şeyler benim kendi hislerimi paylaşmam ve aynı kafada olan insanların bir araya gelmesi için bir araç. X Petrol ya da Y Bankası için bir şey yaparken orada amaç ürünü satmak. O da bir başka keyifli mücadele haline geliyor. Bazı işlerde ürünün veya hizmetin kendisini satmak değil de onu aldığı zaman kişinin yaşayacağı ruh halini veren beste istiyorlar; ki benim tabiri caizse asıl taşı gediğine oturttuğum yer orası. Hissiyat verme konusunda iyi olduğumu keşfettim zaman içinde. Bu heyecansız ve vazife gibi yaptığım bir iş değil. Bana gelen işlerde de şunu diyorum; siz normal bir cıngıl istiyorsunuz,  yaramam ben sizin işinize. Bir şarkı ve ruh hali ortaya çıkacaksa o zaman sizin adamınız benim diyorum.

Albüm deyince bu sefer ürün siz oluyorsunuz. Albümü hazırlarken kriterleriniz neydi?

Bir albüm dinlerken benim birkaç kriterim var. Bir tanesi albümün ne amaçla yapıldığı. İkincisi neyi öne çıkardığı. Üçüncüsü de içe mi yoksa dışa mı dönük bir albüm olduğu… Çok şahsi albümler var, o kadar şahsi şeyler anlatıyor ve insanları ilgilendirmiyor ki ancak eşe dosta dağıtırsın. Bu ajansta çalışmak benim albümümü çok şahsi hale getirmememi sağladı.

Sözler size ait. Ne kadarını bizzat yaşadınız?

Senaryo tarafı da var işin ama bu sahtekârlık değil. Hepsi ufak ufak hikâyeler neticesinde. İyi yazar o senaryoyu kendi süzgecinden geçirirken en iyi şekilde resimleyebilen adamdır. Bir; ben film hastası bir herifim, iki; çizgi roman manyağıyım. İyi hikâye çok severim, kitap okurum ama olan şeylerin analizini sevmem, ya olursa senaryolarını severim. Dolayısıyla bazen kendimi o olayın kahramanı gibi düşünüp, o anda ne hissederdim diye yazıyorum şarkılarımı.

Etrafımdaki insanların bir yere geldikten sonra “biz olduk, yaşlandık” deyip hayatlarına renk veren her şeyi teker teker kenara bırakıp, renksiz bir hayata doğru ilerlediğini görüyorum. İçinde seni gençken deli gibi çırpındıran; bilmem nereden bilmem nereye gitmeni sağlayan, ya da o kızla bir şey yapmanı sağlayan heyecanı kaybetmek hiç benim tarzım değil. Dolayısıyla, bazen kendimi o olayın kahramanı gibi düşünüp, o anda ne hissederdim diye yazıyorum şarkılarımı; tıpkı Peter Pan şarkımda olduğu gibi…

Kendi planlarına göre astronot, babasına göre bilgisayar mühendisi olacaktı.
İkisinin de yakınından bile geçmedi.

Önce azıcık İspanyol Dili ve Edebiyatı okudu, sonra soluğu Mimar Sinan’da aldı, seramik okudu. O aralar yazmaktan ve okumaktan anladığı çıktı ortaya. Üniversiteyle birlikte çeşitli dergilere çeviri, derleme, editörlük derken önce Discovery Channel, ardından National Geographic dergisinde çalıştı. Sonra soluğu Marie Claire’de aldı. Orada da yazdı, çizdi, bol bol röportaj yaptı, sanat yönetmenliği ve moda editörlüğüne girişti.

Bugünlerde serbest gazetecilik yapıyor, bir internet portalını idare ediyor ve ucundan kıyısından sanat yönetmenliğine devam ediyor.

 

berin.yavuzlar@gmail.com

Yorum Yap