Sevgi Tanrısının Çocukları

Nil Gün

Hepimiz nedenini bilmesek de ruhumuzun ve bilincimizin derinliklerinde yakın gelecek günlerin büyük değişime gebe olduğunu hissediyoruz.

Bilinen insanlık tarihinin başlangıcından bugüne dek süregelmiş Eski Dünya can çekişiyor. Eski Dünya ölürken, Yeni Dünya doğum sancılarını yaşıyor.

Ama çekilen sancılar yepyeni bir hayatın ortaya çıkışının müjdecisi…

Eski dünyada her şey dışa yönelikti. Gerçek özümüz olan ruhsal boyutumuzun göz ardı edildiği, unutulduğu bu dünyada esas gerçeğimizi unutmuş, kendi illüzyonlarımızla yarattığımız madde dünyasını tek gerçek olarak görmeye koşullanmıştık.

Yaratılan kültürde en önemli ve en üstün şeyin “akıl” olduğu belleklerimize kazıldı. Duygular ve sezgiler ise aşağılandı, duygularıyla iletişimlerini yitirmemiş insanlara zayıf gözüyle bakıldı. 

Duygularımızı sürekli bastırmak zorunda kaldığımız için de kendimizi boşlukta, kaybolmuş ve yalnız hissediyorduk. 

Mutluluk ve doyum bulabilme arayışı içinde çaresizce tek bildiğimiz gerçeğe, kendimizin dışında olan “şeyler”e yöneliyorduk. 

Uygar sandığımız dünyanın tek ve vazgeçilmez tanrısı “para” olmuştu. Öyle ya, parasız mutluluk da nasıl olabilirdi? İnsan ne kadar fazla şeye sahip olursa, o kadar mutlu olurdu.

Daha çok para, daha çok iktidar, daha çok şan, şöhret. 

Hırs denilen tek dişi kalmış canavar, insanların gerçekleri görmesini önlemek için onların gözünü kör etmişti. 

Eski dünyanın dini imanı para idi. İnsan ilişkileri bile paranın etrafında şekilleniyordu. 

“Hala öyle olmuyor mu?” diye geçiriyorsunuz belki aklınızdan. Hala öyle gibi… 

Dünyanın ekolojik dengesi hızla bozuluyor. Robert Havemann, Yarın adlı kitabında, “İnsanlık dünyayı yok etme konusunda tam gaz uçuruma doğru yol alan bir arabaya benziyor. Bu tehlikeye karşı aldığı tek önlem de gözlerini bağlamak” diyor.

İnsanlar her zamankinden daha mutsuz, daha yalnız.

Uyuşturucu ve alkol tüketimi hızla tırmanıyor. Cinsel özgürlük, içinde ruhsal, duygusal iletişimi barındırmadığı için fiyasko oldu.  Çünkü insanlar mutluluğu yakalamak için son umut olarak özgür cinselliği görüyorlardı.

Ama kadın-erkek hala birbirlerine bir madde, bir et parçası, kullanılacak ve atılacak bir meta olarak bakmayı sürdürdükleri için yine mutlu olamıyorlar, yine özgür olamıyorlar.

O zaman değişmesi gereken ne?  Dışa yönelik değişimlerin hiçbiri fayda etmiyor, hem dünyanın hem de insanların durumu daha kötüye gidiyor.  Açık olan şu ki, asırlardır sımsıkı bağlandığımız alışkanlıklar ve sürdürdüğümüz yol tıkandı. 

İnsanlar bir türlü peşinde oldukları doyumu, huzuru, kalıcı hazzı bulamıyor. Belki birkaç kişi oldukça mutlu sayılabilecek bir hayat yaşıyor.

Ama büyük çoğunluk yaşamlarını hayal kırıklıkları, acılar ve tatminsizliklerle geçirip gidiyor. 

Son dönemlerde mutlak olarak kabul ettiğimiz birçok değer ve değer yargıları güçlü bir depreme uğramış yüksek binalar gibi sarsılıyor ve yıkılıyor.  Bu aslında olumsuz değil. 

Çekilen acıların ana nedeni, duygusal olarak böylesine sarıldığımız değerlerden, alışkanlıklardan vazgeçmek zorunda olduğumuzu bilmemize rağmen, oluşan değişimlere gözümüzü açmak yerine her şeyin aynı kalması için verdiğimiz boşuna çaba. 

Akıntıya uygun  yüzsek, sonunda karaya ulaşacağız. Ama akıntıya karşı verdiğimiz zorlu çaba, bir işe yaramadığı gibi mücadele gücümüzü de hızla tüketiyor.  İnsanlık gittikçe artan bir hızla içsel dünyasına yöneliyor. Sezgisel olarak doymuyor. Orada olduğunun farkına varıyor. 

Yeni dünya, evrenin yasalarıyla ve doğayla uyum içinde yaşamak üzerine kurulacak.

Evren yasalarıyla uyum içinde yaşamak demek, gerçekten canlı olarak yaşamak, enerji, sevgi, haz ve gerçek güce sahip olarak her boyutta doyum içinde yaşamak demektir.

Önce eskinin yürümediğini görüp yeniden anaokuluna dönmek zorundayız. 

Yeni dünyanın doğurduğu ilk bebekler olacağız. Bir bebeğe yaptığı hatalar için nasıl kızmıyorsak, kendimize de kızmayalım.

Pek çok hata yapacağız. Kendimizi oldukça sık korku dolu ve ne yaptığımızı bilemez halde bulacağız. Ama düşe kalka yeni dünyanın yeni yollarında yürümeyi öğreneceğiz.

Şimdi her zamankinden daha çok kararlılığa ve cesarete ihtiyacımız var. Ve de birbirimize.

Bir an için gözlerinizi kapayın ve kırgın olduğunuz kişileri düşünün…  Aklınıza ilk gelen kişiyi arayın bugün. 

Lütfen! Anneniz, babanız, çocuğunuz, arkadaşınız, sevgiliniz olabilir bu insan. Çoktandır bastırdığınız duyguların sözcüklerini çıkarın ağzınızdan:

“Seni seviyorum” deyin. “Seni özledim” deyin. İçinizden geleni söyleyin. 

Hafiflediğinizi hissedeceksiniz. Kendinizle ya da başkalarıyla olan barışıklığın her türlüsü insanı hafifletir. 

Yarının -yeni- dünyası barış üzerine kurulacak. Bu barışı tek tek kendimizle başlayarak getirelim. Ayağa kalktınız. Telefona gidiyorsunuz galiba. Hadi cesaret. Size böyle bir telefon gelse mutlu olmaz mıydınız?

Yüzünüzdeki tebessümü görmeyi çok isterdim. 

Kaynak: Kuraldışı ve Ötesi / Nil Gün

nilgun

1952 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda okudu.
1972 yılında gittiği Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde on dört yıl sürekli, on iki yıl da aralıklarla yaşadı. Kaliforniya’da alternatif sağlık, alternatif eğitim, insan potansiyeli ve hümanistik psikoloji alanlarında eğitim gördü.
Zihin Bilimi, Hipnoterapi, Reiki, Rebirthing, NLP ve kinesiyoloji eğitimleri aldı. California Jaycee’s organizasyonunda uzun yıllar bireysel gelişim alanında hizmet verdi. Sorunlu çocukların gittiği okullarda gönüllü çalıştı.
International Council for Self-Esteem Türkiye temsilcisidir.
Türkiye’de ilk kez 1993 yılında hipnoterapi yöntemiyle ağrısız ve ilaçsız, suda doğum yaptırdı.
Basın dünyasında birçok dergide ve Güneş gazetesinde araştırmacı gazeteci ve köşe yazarı olarak çalıştı. Dört yıl Bilar ve Bilsak’ta haftalık konferanslar verdi. Değişik radyolarda (Enerji FM, Show Radyo, Best FM ve Radyo TRT1) Kuraldışı ve Ötesi adlı psikoloji ve bireysel gelişim eksenli programlar hazırlayıp sundu. TGRT’de hafta içi her gün, Nil Gün ile Yeni Bir Gün adıyla bir sohbet programı yaptı. Radikal gazetesinde psikoloji ağırlıklı dizi yazıları yayımlandı.
Cine-5 kanalında Çekim Yasası programını hazırlayıp sundu. (2007)
Amerika’da 1981, Türkiye’de 1989 yılından beri, bireysel ve kurumsal workshop çalışmaları yapıyor.
Bireysel gelişim kavramının Türkiye’ye girmesinde ve birçok yayınevine yaptığı danışmanlıkla bu alandaki yayınların tanınmasında öncü oldu. Ayrıca uzun yıllardır ideali olan, okullara Özsaygı (Self-Esteem) derslerinin girmesi için ilk adımı attı ve özel bir okulda Özsaygı dersleri vermeye başladı.
Çok sayıda kitabı, çevirisi; hipnomeditasyon, zihin programlaması, motivasyon ve çocuk eğitimi CD’si vardır. Ayrıca Bütünsel Kinesiyoloji alanında yaptığı çalışmaları içeren, Bedenin Bilgeliği adında kapsamlı bir DVD çıkarttı.
Öncelikli hedefi, Bütünsel Kinesiyoloji (PiKi) eğitmenleri ve danışmanlar yetiştirerek eğitim, sağlık ve iş hayatı alanlarında topluma yararlı olmaktır.

Yorum Yap