Zeki Alasya Olmayı Seviyorum

Berin Yavuzlar

Berin Yavuzlar Kuraldışı Dergi için konuştu

“Yeniden doğarsam bütün sıkıntılara rağmen yine Zeki Alasya olmak isterim”

“Doğru şeyler yapmışsanız ölmüş gibi olmuyorsunuz, bunu giderek anlıyorum”  diyor Zeki Alasya, Kemal Sunal’dan Adile Naşit’e kaybettiği yakınlarından bahsederken. “Hiçbiri ölmedi aslında!”

Evet, Zeki Alasya da yaşarken ölümsüzlüğü yakalayanlardan.

Bir yanında iki yıl önce evlendiği eşi Jülide, çok sevdiği kızı Zeynep ve torunu Ali; diğer yanında Buda heykeli ve maket tren koleksiyonu, oynadığı ve yönettiği sonsuz tiyatro oyunu, sinema filmi ve TV dizisi; o 67 yaşında kendini olduğu gibi kabul edebilen bir adam olarak huzurla yaşıyor.

Hayatınızın nasıl bir dönemindesiniz?

Belli bir dönemi diğerlerinden ayırmak çok içimden gelmiyor. Hayatımın hiçbir döneminde “belli bir yerinde” olmadım. Bazen çok sonrasını yaşadım, bazen yaşadığım dönemden öncesinde gibiydim. Bugün emekli olsam, ona göre bir yaşam kursam; “dingin, belki eskisi kadar hareketli değil” derdim, ama o da değil. Sabahtan akşama kadar hâlâ çalışıyorum ben. Otuz sene önce nasıl çalışıyorsam şimdi de çalışıyorum. Yorulmuyorum da. Belki de yorulduğumu hissetmiyorum. Bu çok büyük bir şans.

Çok popüler olduğunuz, yolda yürüyemediğiniz zamanlar nasıldı yaşamınız?

Yaşama biçimi olarak o şöhrete uygun hiç yaşamadım. Çok paralı olduğum dönemler oldu. O zamanlar da özel şoförüm olmadı, uşaklarım olmadı. Hâlâ markette görürler “Aa, alışverişinizi kendiniz mi yapıyorsunuz?” Kim yapacak! Ben Şehzadebaşı doğumluyum, yirmi küsur yaşına kadar orada yaşadım. Lüks hayatın olduğu yerler değil oraları ve ben onu sevdim galiba. Şehzadebaşı’ndaki hayatım benim zenginliğim oldu sonra. Yakaladığım güzellikler hep çok işime yaradı. Ben mesela Robert Kolej’de okuyordum. Orada okumak bir zenginlik göstergesidir. Pahalı bir okuldur. Babamın zoruyla gittim, iyi de oldu. O dönemde tabelacılık yapıyordum. Bir gün merdivenin üstünde bir dükkânın tabelasını yazıyorum, Kolej’den arkadaşlarım gördüler beni. O suratlarını görmeliydiniz. Çok tuhaflarına gitti ama ben hiç gocunmadım bundan. Öyle bir rahatsızlık hayatım boyunca duymadım. Duymayınca da o yaşama biçimini seçmem gayet doğal.

Mütevazılığı kimden öğrendiniz?

Babam son derece mütevazı bir adamdı. Üniversitede profesördü. Sonra bir sebeple okuldan atıldı. Eczacı-kimyager olmasına rağmen eczacılık yapmadı ve inatla lise öğretmenliği yaptı. Üç dört okulda birden çok düşük ücretlerle çalışıyordu. Babam böyle rahat bir hayatı çok fazla önermedi bana.

Babanızla ilişkiniz nasıldı?

Çok mesafeli bir baba oğul ilişkimiz vardı. Kaldı ki babam öldüğü zaman on beş yaşındaydım. Adam gibi oturup konuşma fırsatı bulamadık. Hep ezikliğimdir bu.

Keşkeleriniz yok mu?

Keşkeler beni bozmuyor. Ben keşke diyorum, dehşete kapılıyorlar. Bakın bu evi yeni aldım. 67 yaşındayım. Banka kredisiyle aldım. Nasıl öderim, ödemem bilmiyorum, inşallah öderim. Bugüne kadar peki hiç mi para kazanmadım? Cumhuriyet döneminin iyi kötü en çok para kazanan oyuncularındanım. Ama olmadı, istemedim. Elim çok açık. Çocuğum Zeynep sekiz yaşına gelinceye ve insanlar böyle artık hadi hadi deyinceye dek ev almak aklıma gelmedi. Sonra bir tane ev aldım, iyi ki de aldım, Zeynep oturuyor onda. Ama ben hep kirada oturdum. Düşünün iki ay öncesine kadar kirada oturuyordum. Tabii keşkeleriniz olacak ama bir daha dünyaya gelseniz falan gibi sorular sorulsa bana, “Yaptığım her şeyi yine yaparım” derim. (Kahkahalarla gülüyor). Yaşama biçimiyle Zeki Alasya benim sevdiğim bir adam. Yeniden doğarsam bütün tersliklere, üzüntülere, sıkıntılara rağmen ben yine Zeki Alasya olmak isterim.

Anneniz nasıl biriydi?

Annem IQ’su çok yüksek ama okumamış bir kadın. Çok küçük yaşta zorla evlendirmişler bir adamla. Sonunda dayanamamış, 25 yaşındayken yedi, beş ve üç yaşındaki üç oğlunu alıp apandist ameliyatı olacağım diye 1934 yılında Kıbrıs’tan İstanbul’a kaçmış. Babam da beşik kertmesi, eski nişanlısıymış. Bu arada aklı babamda kalmış filan diye bir şey de yok. Sadece adamdan kaçmış. Gelmiş babamı bulmuş. Babam o tarihlerde 34 yaş civarında, tahmin ediyorum kadınla kızla pek ilişkisi olmayan, mütemadiyen okuyan bir bilim adamı. Annem sarışın, güzel bir kadın. Kaymış gönlü herhalde, geri göndermemiş.

Ondan size neler geçti?

Tanıdığım zaman annem çok sinirli, hastalık derecesinde alıngan bir hatundu. Gürültülü patırtılı bir evdi ama tek ses çıkardı. “Annemle babam kavga ettikleri zaman” diyemeyeceğim, annem babamla kavga ettiği zaman babam sessizce otururdu. Annem bağırır çağırırdı. Hayatı boyunca da öyle yaşadı ama çok özellikleri olan bir kadındı. Müthiş espriliydi. Maalesef bu mesleği seçmeyen ama benden çok daha kabiliyetli olduğuna inandığım bir kızkardeşim var. Dolayısıyla bende genlerle taşınmış bir şey varsa, annemden gelmiştir. Ondan bana geçen bazı kötü huyları da ben kendimi çok iyi eğiterek hallettim.

Nasıl geliştirdiniz kendinizi?

Özellikle profesyonel olduğum ilk yıllarda olaylara karşı gösterdiğim tepkileri tartardım, yanlış olduklarını bilirdim. Kolay değil ama duygularımı frenlemede başarılı olduğumu düşünüyorum. Benim kadar sabırlı insan yoktur tanıdıklarım arasında.

ZEKİ – METİN EFSANESİ

Hayatınızın dönüm noktası ne zamandı?

Babamın ölümünden sonra, o disiplinden kurtulunca kalakaldım. N’apılabilirdi. Çok parasızdık. Bir şey yapmam gerektiğini fark ettim. Sorarlar tiyatro aşkı nereden geliyor diye. İlkokulda müsamerelerde oynadım ve çok başarılı buldular ama tiyatroyu seçmemde bunun zerrece payı yok. Arkadaşlarla karşılaştım; Birlik Tiyatrosu diye amatör bir tiyatroda oynayıyorlardı. Gelsene dediler. Çok net söylüyorum bunu; bir güreş kulübü de olsaydı ben gider güreşirdim. Değişiklik olsun diye gittim… Orada bir oyunun başrolünde oynayan arkadaşımız askere gitti. Oynar mısın, dediler; oynarım, dedim. Öyle çok büyük aşkım, iddiam falan da yok. Oynadım, “Allah ne oyuncu!” dediler. Bir süre sonra fark ettim ki oyunculukta hiç gözüm yok. Ben işin mutfağını seviyorum. Dekor yapayım, oyun yöneteyim, yazayım… Hâlâ da öyle. Eğer 37 sene Metin’le beraberliğimiz sürmüşse bunun nedenlerinden biri budur.SAYFA-BOLUMU

Sanatçıların egosu yüksektir. Siz nasıl bunca yıl beraber çalışabildiniz?

Hep derler ki “Aynı ipte oynayan iki cambaz gibisiniz.” Yalan! Aynı ipte oynayan iki cambaz bu kadar sene başarıyla götüremezdi. Benim oyunculukta hiç gözüm olmadığı için ben daima Metin’in tabağına daha fazla yemek koydum. Bunu o da söyler röportajlarında. Çünkü oyunculuğu istemiyordum. Nitekim tiyatroda da sinemada da dizilerde de yaptım ama üzülerek söylüyorum oyuncu olarak tanındığım için diğer bütün becerilerimi bu oyunculuk itti, kararttı. İhanet ettim yönetmenliğime. Büyük bir efor da sarf etmedim. Birden bir tırmanma oldu.

Tiyatroda nasıl ilerlediniz?

İlk oynadığımız oyunlarla göze girdik. Sonra Metin’le karar verdik kendi tiyatromuzu kurduk. Çok mu gayretler ettik? Hayır! Oyun oynamaya başladığımızın ikinci ayında kapılar kırılıyor, kuyruklar oluyor. 67’den 87’ye kadar yirmi yıl sürdü. Geriye dönüp baktığım zaman samimiyetle itiraf ediyorum; ne Metin ne ben yeteneğimizin yüzde yüzünü kullandık. Çok çalıştığımız dönemler oldu ama o beyni akıtmak var ya, öyle bir şey yapmadım. Çalışkandım, zekiydim, gayretliydim ve sabırlıydım ama becerimin yüzde yüzünü hiç kullanmadım.

Aranızda rekabet oldu mu?

Hakkını teslim etmek diye bir laf vardır. Metin Akpınar bana göre Cumhuriyet döneminin en iyi oyuncularından biri ve ben bu adamın ortağıyım. Nasıl bir yarış içinde olacağız? Oyunculuğu Metin kadar önemseyen biri olsam belki de ilişkimiz böyle olmayacaktı. Ben tiyatroda da sinemada da Metin’i yönetmenin keyfini yaşadım. Benim hoşgörülüğümden çok bu şekilde bakmak lazım. Ayrıca bu ilişkiyi bu kadar keyifle yürütmemin sebeplerinden biri de faydacılıktır, pragmatizm! Bu birliktelik iyi bir şey çıkardı ortaya.

Belli ki dengeyi kuran sizdiniz…

Olmuyor ama yoruluyor insan bir müddet sonra. Orada da Metin’i suçlu hiç bulmadım. Ben o havayı verdim. Katlanan, sabreden ben oldum. Bir süre sonra, ama 25-30 sene sonra olmuyor işte.

Nasıl koptunuz peki?

Biz her gün beraberdik. Beni sokakta birisi görse “Metin ağabey nerede?” derdi. Sonra onun başka arkadaşları, başka dünyası oldu. Ben çok sevemedim o dünyayı, daha kapalı bir çevrede bulundum. Bu bir seçim değil ama. Her şey değişiyor ya, bu da o değişimin sonucu oldu. Basın neler uydurdu. Biz düşman mışız filan… Hâlâ ortak röportaj verdiğimizde bu soru gelirse Metin çok kızar, keser bazen konuşmayı. Evliliklerde de öyledir. Bir süre sonra ayrılır insanlar, başka başka kişilerle birlikte olurlar. Sonra anlarlar ki o birliktelikte güzel şeyler varmış. Hatta yeniden bir beraberliğe doğru gider. Öyle duygular yaşadık son birkaç senede. İkimizin de iyi giden dizileri var ama ilk fırsatta ortak bir şey yapacağız.

BUGÜN KOMEDİ

Cem Yılmaz’ın filmlerini, “Kaliteli filmler ama konuları farklı olmalı” şeklinde yorumlamışsınız bir röportajınızda. Cem Yılmaz bugün köyden gelen adamı oynasa, zamanı yakalamış olur mu?

Olur tabii… Bugüne göre uyarlarsa olur. İtalyanlar yıllardır santimental komediler yapıyor. Cinema Paradiso, Postacı, Hayat Güzeldir. Bunları biz yapamaz mıyız? Ben Cem Yılmaz olsam –ki  yapıyordur herhalde, ben yakalıyorum ama o itiraf etmiyor– eski komedi filmlerini takip ederdim. On tane senaryo alsa eski filmlerden, neler çıkarabilir biliyor musunuz… Ülkede bir şey değişmedi.

Hokkabaz biraz öyleydi…

Evet, öyleydi… Bir iş yapıyorsunuz, ticaret. Hedef o. Bir tane daha, bir tane daha… Arada bir tanesi teklerse yeni bir biçim arayabilirsiniz. Üzülerek söylerim; Kemal Sunal’a yıllarca Şaban oynattılar. Ona bir elbise giydirdiler, güzel oldu. Boyuna onu giydirdiler. İyi arkadaşım, biliyorum, çocuk arada bir; “Başka bir şey yapalım” dedi ama yok, “Manyak mısın sen, böyle iyi” dediler. Biraz kolaycılığımız var.

Bugün ne değişti?

Sanat kaygısı çok fazla öne çıktı. Ben büyük sanatçıyım! Amennah, bir şey demiyoruz ama bu değil. Bir de tabii öbürü değil; Recep İvedik denilen bir aşağılık mahluk var, o da değil. Sanatçı olarak görevimiz farklı.

Şahan Gökbakar sizi hayal kırıklığını uğrattı diyebilir miyiz?
Çok… Ritim duygusu, zamanlaması iyi bir oyuncuydu. Bu herkeste olmuyor. Bu varsa tecrübeyle birlikte diğer açıklarınız kapanıyor. Kolayına kaçtı, çok da zengin oldu. Artık ona ne anlatırsınız? Dört, beş böyle gidecek. Gülüyordur beni duyduğu zaman. Çok saygı gösterirdi, şimdi bir yerde karşılaşıyoruz, yolunu değiştiriyor. O da bir efendiliktir. Gelip de yanıma ters bir şey söylemesin diye gidiyor ama anlamadı ne demek istediğimi.

Halef olarak kimi görüyorsunuz?

Belirgin biri yok. Bu çocukların hepsi olabilirdi. Şahan öyle düşündüğüm kişilerden biriydi, hâlâ da olabilir, niye olmasın! Daha gençlerden kimler çıkacak bakalım… BKM Oyuncuları son derece başarılı çocuklar. Onları seviyorum.

EVLİLİK

67 yaşınız itibariyle size sevgilim diye hitap eden bir eşiniz var. Ne kadar şanslı olduğunuzun farkında mısınız?

Evet, Jülide çok büyük şansım. Dramatize etmek istemiyorum giderayak diye ama çok tahammüllü, sakin bir liman o. Suçlamıyorum kimseyi ama çok fırtınalı bir yaşam sürdürdüm. İlk karım da bana tahammül etti, ben de ona. Daha sonraki ilişkilerimde de… Jülide onlardan çok farklı biri. Son derece sağduyulu. Beni çok rahat ettiriyor. Üzüntüleri olsa bile sabrediyor. Bana benzeyen davranışları var. Sevecen… Büyük bir mutluluk.

25 yaşında evlenen Zeki Alasya ile 65’inde evlenen aynı olamaz. Değiştiniz mi siz de?

Aynı olamaz tabii canım… Bizim mesleğimiz evlilik müessesini kaldıran bir meslek değil. Gürültülü patırtılı bir ayrılık oldu ama ayrıldıktan bir süre sonra düşündüm ve dedim ki; “Bu kızın da katlandıkları katlanılacak şeyler değil.” En deli zamanımızdı… Şimdi tabii biraz yumuşatılmışlıklar var, onun da avantajları var. Çok iyi gidiyor o yüzden.

Kendi planlarına göre astronot, babasına göre bilgisayar mühendisi olacaktı.
İkisinin de yakınından bile geçmedi.

Önce azıcık İspanyol Dili ve Edebiyatı okudu, sonra soluğu Mimar Sinan’da aldı, seramik okudu. O aralar yazmaktan ve okumaktan anladığı çıktı ortaya. Üniversiteyle birlikte çeşitli dergilere çeviri, derleme, editörlük derken önce Discovery Channel, ardından National Geographic dergisinde çalıştı. Sonra soluğu Marie Claire’de aldı. Orada da yazdı, çizdi, bol bol röportaj yaptı, sanat yönetmenliği ve moda editörlüğüne girişti.

Bugünlerde serbest gazetecilik yapıyor, bir internet portalını idare ediyor ve ucundan kıyısından sanat yönetmenliğine devam ediyor.

 

berin.yavuzlar@gmail.com

Yorum Yap